15 Mayıs 2026 00:08

TRÇ değil, ATİB mi?

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkiye’nin uluslararası arenadaki yeri hakkında TRÇ —Türkiye, Rusya, Çin— çağrısı yapmıştı. Gerçi bu çağrı radikal bir yön değişikliğini içermiyor, öneri eski ilişkilerin korunması —nasıl olacaksa— temelinde yapılıyordu. TRÇ olmadıysa da, Erdoğan iktidarı başka bir yöne doğru adım atma konusunda dikkat çekici bir hamle yaptı. Basından öğrendiğimiz kadarıyla “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi… Erdoğan, BAE’nin egemenliği ve güvenliğine yönelik Türkiye’nin tam desteğinin süreceğini vurguladı.” Bu görüşmenin BAE’nin kendi başına İran’a yönelik bir hava saldırısı düzenlediği iddiasının tartışıldığı bir dönemde yapılması dikkat çekti. İran’ın saldırı altında bulunduğu dönem boyunca Erdoğan ve iktidarından İran’a yönelik böyle net bir açıklama gelmemiş olduğunu da hatırlamak gerekiyor.

Ve yine hatırlanacaktır ki BAE, iktidar ve yandaşları tarafından Türkiye’deki 15—16 Temmuz 2016 darbe girişiminin ana destekçilerinden biri ilan edilmişti. Daha sonra iktidarın para dilenmek için Körfez turuna çıktığı süreçte ilişkilerin “düzeltildiği” söylendi. BAE’nin ikinci bir özelliği de ABD emperyalizmi tarafından İsrail’e “güvenlik ve meşruiyet” sağlayan “İbrahim Anlaşması’nı” imzalayan ilk ülkelerden biri olması ve İsrail’le çok yakın bir ilişki içinde bulunması. ABD’nin İran saldırısına yataklık yapan, üslerini açan BAE, İran tarafından füze saldırısına uğrayınca İsrail’den yardım talep etmiş, İsrail de BAE’ye demir kubbe gönderildiğini açıklamıştı. Şu aralar Mısır savaş uçaklarının BAE’ye konuşlandığı haberleri de geliyor. Erdoğan iktidarı da güvence veriyor!

Bütün bunlar birleştirildiğinde ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: ABD—Türkiye—İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri —ATİB— aynı hatta bir araya geliyor, Mısır’ın da buraya dahil olacağı görülüyor. Buna ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Türkiye ile İsrail arasındaki sözlü atışmanın “retorikten ibaret” olduğu açıklaması eklendiğinde tablo daha da netleşiyor. Erdoğan ve iktidarının ülke içinde İsrail devletine yönelik tepkilerden dolayı şu aralar İsrail’i kollayan bir açıklama yapması elbette beklenemez. Ama savaşın bitmesi ve Ortadoğu’da farklı gelişmelerin gündeme gelmesi durumunda İsrail’le zaten hiç kesilmemiş olan ilişkilerin açıkça kucaklaşmaya döneceğinden de kuşku duyulamaz. Barrack daha önceki bir açıklamasında Ortadoğu’da bazı “yerel güçlere” inisiyatif verileceği, bölgenin ABD adına bunlar tarafından kontrol edileceğine varan açıklamalar yapmıştı. Son gelişmeler bu çerçeveye uyumludur.

Uluslararası düzeyde bir ara dönem diye adlandırılabilecek bir süreçten geçiliyor. Eski güç ilişkileri, bunun üzerinde yükselen yapılar gevşer ve çözülme eğilimi gösterirken, başta Avrupa olmak üzere, orta büyüklükteki emperyalist devletler de bir yol arayışına girmiş durumda. Fransa ve Almanya, ABD ile ilişkilerinde eski günlerinden uzaklaşıyorlar, Avrupa kendisine bir yol arıyor. Türkiye “ziyaretlerinin” de, özellikle  harp malzemelerine olan ilgi temelinde yoğunlaştığı bir dönem yaşanıyor. İngiltere ise ABD hegemonyasından sıyrılma hamleleri yapıyor. Hatırlanacağı gibi İngiltere ve Türkiye arasında stratejik bir anlaşma da yapıldı. Kısa zaman önce Kanada Başbakanı, ABD ve NATO’nun durumundan dolayı “Orta büyüklükteki güçlerin iş birliği yapması” çağrısında bulunmuştu. Erdoğan ve AKP iktidarı ise ABD’ye karşı tepkilerin bu kadar arttığı bir dönemde sıkı sıkıya ABD’nin ipine sarılmış vaziyette ve hızlı bir NATO’cu konumunda! ABD’ye bu kadar teslim olunup, siyonist İsrail’e tavır alınması zaten gelişmelerin doğasına aykırı. Geriye halkı yanıltmak için bolca başvurulan İsrail karşıtı demagoji kalıyor.

Ancak içinden geçilmekte olan dönem bazı devletlere gerek bölgesel konumlarından, gerekse ekonomik durumlarından ötürü eski ilişkileri ile radikal bir kopuş yaşamadan, onları “idare” ederek, belirli sınırları aşmayan çok yönlü ilişkilere girme olanağı tanıyor. Ama bunun ne kadar süreceği kestirilemeyen bir geçici dönem olduğunu da anlamak gerekiyor. AKP iktidarı ABD’ye sıkıca sarılıp, Rusya ile olan ilişkilerini geçmişe göre biraz daha gevşetme yönünde ilerliyor. Evet iktidar eskiden de ABD’ci ve NATO’cuydu! Ama şimdi ne ABD eski ABD, ne de NATO eski NATO! Tercih ve benimsenen rol: ABD patronluğunda bölgesel ve uluslararası bir rol! Erdoğan iktidarının pek çok ipte aynı anda oynama cambazlığında “yetenekleri” biliniyor. Uluslararası koşullar da buna olanak tanıyordu. Ama ilişkilerin daha sertleşeceği, herkesin yerini kesinleştirmesi gereken bir dönemin de kapısı açılmış durumda. Uluslararası ilişkilerde ülkenin bağımsızlığı için, içeride demokrasi ve özgürlükler için mücadelede ivmeyi yükseltmek gerekiyor.

Ahmet Yaşaroğlu

TRÇ değil, ATİB mi?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et