Trump’ın Çin ziyareti ve Tukidides tuzağı
ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün sona erecek Çin ziyareti dünya kamuoyunda yakından takip ediliyor. İki büyük emperyalist ülkenin liderinin bir araya geldiği görüşmede alacakları kararlar, yapacakları açıklamalar, verecekleri mesajlar elbette dünyanın gidişatı, paylaşım hesapları açısından büyük bir önem taşıyor. 2017’den bu yana ilk kez bir devlet başkanı Çin’i ziyaret ediyor. Son ziyaretçi de Trump olmuştu.
Dün sabah başlayan görüşmelerde, Trump birçok lider için sarf ettiği ikiyüzlü övgü sözlerini Çin Devlet Başkanı Şi Jinping için de tekrarladı. Şi’nin “Olağanüstü bir lider” olduğunu ifade ettikten sonra, “Bazen insanlar bunu söylediğimde hoşlanmayabilir, ama bu gerçek olduğu için yine de söylüyorum” dedi.
Dünyanın bir yol ayrımında olduğunu, her iki ülkenin iyi ilişkiler sürdürmesi gerektiğini ifade eden Şi ise, iki büyük güç olan Çin ve ABD’nin “yeni bir ilişkiler modelini” bulması gerektiğini ifade ederken, Antik Yunan tarihindeki “Tukidides Tuzağı”na dikkat çekti.
5. yüzyıldaki Peloponez Savaşı’nı inceleyen Tarihçi Tukidides, savaşın asıl nedeninin yükseliş içinde olan Atina’nın Sparta’yı korkutması olduğu, bu nedenle savaşın kaçınılmaz hale geldiğini tespit ediyor. Tukidides’in tespitleri siyasal bilgilerde ve uluslararası ilişkilerde “Tukidides Tuzağı” olarak tanımlanıyor. Günümüzde ise ABD’li Siyaset Bilimci Graham Allison de bu kavramı ABD-Çin ilişkileri için kullanıyor.
Yükselen güç Çin ile gücünü korumaya çalışan ABD arasındaki rekabetin nereye varacağı günümüzde en çok merak edilenler arasında. Son 500 yılda benzer 16 durumu inceleyen Allison, bunların 12’sinin savaşla sonuçlandığını, dördünün savaşa dönüşmediğini aktarıyor. Dönüşmeyenlere örnek ABD’nin İngiltere’ye, SSCB’nin ABD’ye karşı yükselişi gösteriliyor.
Şi’nin bu önemli ziyarette Trump’a “Tukidides Tuzağı”nı hatırlatması ve “İlişkilerde yeni bir model önermesi” emperyalist devletlerin barış içerisinde bir arada yaşayabileceği tezinin tekrarından ibaret görünüyor. Ancak, her iki ülke arasındaki ilişkiler ve maddi koşullar, barış içinde bir arada yaşamanın imkansız olduğunu gösteriyor.
Ziyaret öncesinde bir değerlendirme yazısı yayımlayan Alman Handelsblatt gazetesi, son ziyaretten bu yana Trump’ın kendisine daha fazla güvenen Şi ile karşılaşacağını yazıyor. Zira aradan geçen dokuz yıllık sürede Çin’in ekonomik ve askeri gücü büyüyerek, ABD’ye birkaç adım daha yaklaştı. Gazetenin yazdığına göre “ABD hükümetindeki Çin uzmanları aylardır bu görüşmeden endişeli. Trump’ın bir avuç soya fasulyesi karşılığında Amerikan çıkarlarını Şi’ye satması ve basit manşetler uğruna kötü bir anlaşmaya razı olduğunu söylüyor.” (Handelsblatt, 13.05.2026)
Trump’ın “manşetlik açıklamalar” yapmayı sevdiği doğru. Ancak bu uğurda ABD’nin çıkarlarını bir yana bırakarak, hem de bir tüccar olarak, “kötü anlaşmaya” imza atma olasılığı zayıf. Trump, ticaretin ABD lehine dönmesi durumunda ilişkilerin sürmesinden yana. Heyette aralarında çok sayıda tekel yöneticisinin olması, küresel rekabete rağmen ABD’nin gözünün devasa Çin pazarında, ucuz emeğinde ve nadir elementlerinde olduğunu gösteriyor. Şi’nin, Trump’ın iştahını kabartan bir anlaşmayla 500 Boeing uçağı almak istediği, muhtemelen bu ziyaret sırasında imzaların atılabileceği de ileri sürülüyor.
Denilebilir ki, Trump’ın ikinci başkanlık dönemi adeta yükseliş içinde olan Çin’i geriletme stratejisi üzerinden yürüyor. Bunların başında gümrük vergileri geliyor. Trump-Şi görüşmesinin arka fonunda asıl olarak emperyalist paylaşımdaki rekabet bulunuyor.
Bu yılın başında önce Venezuela, sonra İran’a yapılan müdahalelerin aslında Çin’in petrol vanalarını kapatmaya yönelik hamleler olarak okunması gerekiyor. Her ne kadar Çin son yıllarda güneş ve rüzgar enerjisi üretimine hız verse de fosil enerjiye bağımlılığı güçlü bir şekilde devam ediyor. Dahası, Trump’ın hamleleri sadece Pekin’in ihtiyaç duyduğu fosil enerji kaynaklarına çökme değil, daha önemlisi pazar alanlarını daraltmak.
ABD’nin Çin’in yükselişini durdurmak için attığı ya da atmayı planladığı adımlar az çok biliniyor. Peki Çin bunlara karşı sessiz kalıp, kabul ediyor mu? Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için devlet eliyle sürekli güneş, rüzgar ve nükleer enerji alanlarına yatırımlar yapılırken, sahip olduğu nadir elementler avantajıyla elektrikli araç pazarında Çin’in payı sürekli büyüyor.
Çin, yeni pazarlara sahip olmak için gümrük vergilerini ise düşürüyor. Trump’ın Pekin ziyareti öncesinde Afrika kıtasındaki 54 ülkeden 53’üne sıfır gümrük vergisi dönemi başlattı. Afrika’nın en büyük 20 ülkesine iki yıl boyunca Çin pazarına gümrüksüz erişim yolu açıldı.
Tayvan ve Güney Çin Denizi başta olmak üzere, değişik alanlar üzerinde ABD ile Çin arasındaki rekabet ise bu ziyarette hangi mesajların verileceğinden bağımsız olarak sertleşecek. ABD’nin Asya’daki müttefikleriyle birlikte Çin’in mevcut egemenlik alanlarını daraltma tuzakları hiç eksik olmadı, bundan sonra da olmayacak.
Ekonomik gücünü artıran, pazar alanlarını genişleten Çin’in ABD’ye karşı günümüzde en zayıf yanı askeri güç ve silah üretimi. Öncesine kıyasla önemli hamleler yapılsa da, henüz ABD ile karşı karşıya gelebilecek güçte ve düzeyde değil. Bu nedenle, askeri olarak karşı karşıya gelmeyi, olanaklar el verdikçe erteleyerek zaman kazanmaya devam edecek. Bu nedenle Trump’ın sert çıkışlarına karşı yumuşak mesajlar vermeye devam edecek.
Genel çerçevede bakıldığında ABD’nin emperyalist paylaşımda, tıpkı Sparta gibi lider kalmak için yoğun bir çaba gösterdiğini, Çin’in de Atina gibi yükseldiği görülebiliyor. Dokuz yıl öncesiyle kıyaslandığında, Çin’in güç topladığı, ABD’nin ise müttefikleriyle ilişkilerinin sarsılmasıyla güç kaybettiği söylenebilir.
Her iki ülke arasında küresel düzeyde süren rekabetin kilit noktasının Tayvan olacağı söylenebilir. Çin’i, Tayvan üzerinden bölge ülkelerinin de dahil olduğu bölgesel bir savaşa çekerek güçten düşürme Washington’un planları arasında. Ancak, masa başındaki hesabın sahada tutmama olasılığı yüksek. Çin’in kazanacağı bir savaş, ABD’nin “dünya liderliği”nin sonu anlamına gelecektir.
Evrensel'i Takip Et