Kim takar harcama limitini!
Süper Lig’de son haftaya girilirken, küme düşecek son takım dışında her şeyin belli olmasıyla gündemin baş sırasına yeni sezon hazırlıkları yerleşti. Tabii bizde yeni sezon hazırlığı deyince akla sadece transfer geliyor.
Transfer deyince de, ortalıkta milyonlarca Avro bedeli olduğu söylenen pek çok tanınmış yabancı oyuncunun ismi dolanıyor. Üstelik bunların arasında Bernardo Silva, Lukaku, Van Dijk gibi futbolculuk dönemlerinin son demlerini yaşayan oyuncuların da adı anılıyor…
Hedef, kısa vadede başarı olunca transfere odaklanmak kaçınılmaz hale geliyor. Kestirmeden başarı elde etmeye çalışmanın finansal risklerini ise pek kimse umursamıyor.
Kulüpleri anlamak zor. Ağır borç yükü altında ve neredeyse mali olarak batık pozisyondayken bile transfer odaklı yönetim anlayışından ve pahalı yabancı oyuncuların peşinde koşmaktan vazgeçmiyorlar.
Transferle gelecek başarı sayesinde gelirlerini katlayacaklarını ve tüm mali sorunlarının üstesinden geleceklerini umuyorlar. Ama hedeflerini gerçekleştiremediklerinde ise finansal krizleri daha da derinleşiyor.
Kaynakların, borç ödenmesine gidenden geriye kalanının çok büyük kısmını transfere ayırmanın sürdürebilir bir yönetim tarzı olmadığını bakalım ne zaman anlayacaklar?
Aslında borçlu kulüplerin, transfer harcama limitleri belirlendikten sonra çok sıkı şekilde denetlenmeleri ve bu limitleri aşmalarına kesinlikle fırsat verilmemesi gerekiyor. Özellikle “büyük” sıfatıyla anılan kulüplerin limitlere aldırış ettiği yok. Federasyon, borçlu kulüplerin, “Borcumuz yüksek ama buna karşılık mevcut ve potansiyel gelirlerimiz de yüksek” şeklindeki açıklamalarına itibar etmeden ekonomik tablonun gereğini yerine getirmeli. Kulüplere, “Madem gelirin var önce borcunu kapat o zaman” diyebilmeli.
Ama işte federasyonun gücü, milyonlarca taraftarıyla, lobisiyle, medyasıyla endüstriyel futbolun temel unsuru olan ve egemenlerle de çıkar ilişkisi içinde olan kulüplere yetmiyor. Dolayısıyla kulüpler de bildiğini okumayı sürdürüyor.
Yüksek transfer harcamaları, işin ekonomik boyutu bir yana rekabet açısından da haksız bir durum yaratıyor. Transfere doymayan kulüplerin yanında mütevazı bütçelerle ve daha dar kadrolarla mücadele eden kulüpler doğal olarak zirve yarışının uzağında kalıyor ve sonuçta lig organizasyonu hep belli takımların ipi göğüslediği, heyecan seviyesi düşük oligarşik bir karakter kazanıyor…
İlla transfer yapılacaksa da düşük maliyetli, gelişme potansiyeli yüksek, takım oyununa yatkın ve fizik gücü üst seviyede olan genç oyunculara yönelmek lazım…
Geleceği hem finansal hem de sportif açıdan sağlama almak ise güçlü bir altyapı organizasyonu oluşturulmasıyla mümkün. Ne var ki transfere ağırlık verildikçe ve transfer bütçesi yükseldikçe altyapının payına düşen para miktarı azalıyor. Sonuçta altyapılar, laf olsun diye kurulan ve verimliliği düşük organizasyonlar olmaktan öteye geçemiyor.
Oysaki çocuk ve genç nüfusu pek çok Avrupa ülkesinden fazla olan ülkemizde ciddi planlamalar doğrultusunda yürütülen bir altyapı organizasyonuyla çok şeyler başarılabilir…
Yetenek ve potansiyel keşfetme konusunda iyi işler çıkarabilen bir oyuncu tarama/bulma ekibi ve her açıdan donanımlı, yetkin yetiştirici antrenörlerin iş birliğiyle kulüpler rahat nefes alabilir. Çünkü altyapıdan yetişecek kaliteli oyuncular sadece sportif anlamda değil, yurt dışına yapacakları transferle ekonomik olarak da kulüplerine önemli katkı sağlayabilir…
Evrensel'i Takip Et