Tuluat ve gerçek
Bir zamanlar THKO davaları vardı. 1., 2., 3. … Birbirinin peşi sıra THKO davaları görülürdü. İki ayırt edici özelliği vardı bu davaların. İlki, THKO düzeni değiştirmeyi amaçlayan bir örgüttü, düzen-dışıydı. İkincisi, söz konusu davaların sıkıyönetim mahkemelerinde görülmesiydi. Olağan koşullarda baş edilemeyen THKO militan ve şüphelileri sıkıyönetim ilan edilip kurulan olağanüstü mahkemelerde yargılanmıştı.
Deniz, Yusuf ve Hüseyin THKO kurucularıydı, olağan koşullara bir muhtırayla son verip askeri darbeyle iktidarı ele alarak istediği türden bir hükümet atayan 12 Mart faşizminin sıkıyönetimi koşullarında yargılandılar. Askeri mahkemece idama mahkum edildiler. Geçtiğimiz hafta 54 yıl önceki idamlarının yıl dönümünde ülkenin dört bir yanında gösterilerle anıldılar. Görüldü ki yarım yüzyıl geride kalmasına rağmen halkın sadece hafızasında değil mücadelesinde de yaşıyorlar.
Sonra Türkiye’de bir dolu yargılama yapıldı. Siyasal olmayanları saymıyoruz. Düzenin insanları insan olmaktan çıkmaya zorlayan tahammülü çoğu durumda olanaksızlaşan koşullarıyla çıkmazı cezaevlerinin tıka basa doldurulmasına ve cezaevleriyle birlikte mahkemelerinin kapasitesinin birkaç kat aşılmasına neden oluyor. Şimdi olduğu gibi hapishane koğuşlarında bir yatakta iki kişi yattığında bile yetmeyince yerlerde yatılıyor. “İmamoğlu suç örgütü davası” sanıklarının birçoğu mahkeme ifadelerinde taş zeminde yattıklarını açıkladı.
Bir de siyasal yargılamalar var ve Türkiye’de bu tür yargılamaların hiç sonu gelmiyor.
Ergenekon, Balyoz… say sayabildiğin kadar. Bu davaların savcı ve hakimleri Fethullahçıydı. AKP ile Gülen’in ittifak günlerinde Ali kıran baş kesenlerdi. Bir Zekeriya Öz vardı, küçük dağları kendisinin yarattığını sanırdı. Firarda! Sonra FETÖ yargılamaları geldi.
Şimdiyse CHP siyasal davaların yeni muhatabı. Tabii ki yalnızca CHP değil. Yazının yazıldığı gün örneğin Sendikacı Mehmet Türkmen’in davası vardı. Siyasal yargılama olduğu tartışmasız. Sendikacı olması siyasal hukukla yüzleşmesine engel olmuyor. Ya da Gazeteci Merdan Yanardağ. Önce bir bahaneyle yargılanmaya çalışılmış, olmamış, serbest bırakılmıştı. Sonra yeniden üzerine varıldı. Hem de öyle bir varış ki, “casus” dendi ve henüz mahkeme önüne bile çıkmadan sahibi olduğu TV Kanalı TELE 1’e el konup TMSF’ye devredildi. Bunun için yasa ve mahkeme kararına gerek görülmedi. Ve yine karar hak getire, kanal satışa çıkarıldı! Eee, “casus”un malı helal olmalıydı!
Yanardağ, Ekrem İmamoğlu ile birlikte casuslukla suçlanıyor ve İmamoğlu’nun Danışmanı Necati Özkan’ın da katılımıyla birlikte yargılanıyorlar. Gerçekte “casusluk”, ne olur ne olmaz denip İmamoğlu’na yöneltilmiş yedek suçlama.
Yargılamaların siyasallığını da belirleyen, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı. Bütün anketler göstermiş ve dünya alem de bilmekteydi ki İmamoğlu cumhurbaşkanlığı seçimini kazanıp ülkenin yeni cumhurbaşkanı olacaktı. Casusluk suçlaması kimsenin inanmayacağı kadar gülünçtür. Önce cumhurbaşkanı seçimine katılmasını önlemek için sahteliğinden bahisle diploması elinden alınan İmamoğlu, ardından, “terör” suçlaması yine yedekte tutularak, İstanbul Belediyesinde rüşvet ve yolsuzlukla suçlanmış, yanına bir de casusluk eklenmiştir.
İşin gerçeği iktidar mücadelesi ve İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığıyla bir CHP hükümetinin önünün kesilmeye çalışılmasıdır.
Geri kalanıysa tuluattır. Hukuk, düzenin onaylanmasından başka bir şey değildir ama bazen onaylayıcı hukuka dahi yer bulunamaz. Denizlerin yargılamasında böyle olmuş, yargılama hukuka sığdırılamamış, idamlarına elverecek bir suçla suçlanamamış, emirle idam edilmişlerdir. 12 Eylül faşizminin yaşını “Büyüttüm” deyip idam ettirdiği Erdal Eren davası da öyledir. İmamoğlu davalarında da böyle olmaktadır. Kanıtı gösterilemeyen rüşvet ve yolsuzluk suçlamalarına “terör”, o da yetmeyebilir denip “casusluk” eklenmiştir. Bir yanıyla trajedi olsa bile “gizli tanık” ihalecilere boynunu büken itirafçı belediye başkanlarının eklenmesi, başkan ve encümenleri transfer edilen belediyelere çökülmesi… -tuluattır!
Ancak tuluatın gösterdiği odur ki, yargılama böyleyse sandık da farklı olmayacak ve sonucu bileği güçlü olan belirleyecektir.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et