Sürece Amedspor testi
Amedspor’un bundan 15-16 yıl önceye uzanan Süper Lig’e yükseliş yolculuğuna ve meselenin yeşil sahadaki mücadele kısmına dair değerlendirmeleri spor yazarları yapacaktır. Pazar gecesi yapılan ve neredeyse bütün şehrin katıldığı görülen kutlamalardaki mutluluğa dikkat çekelim sadece. Ve adı henüz Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor iken, 3. Lig’deki 2012-2013 sezonunda alınan 12 haftalık üst üste galibiyet serisi ile kulübü Avrupa liglerinde Barcelona ile ‘yarış eder’ hale getiren Teknik Direktör Turan Özyazanlar’ı unutmayan vefasını not düşmekle yetinelim. Amedspor İstişare Kurulu Başkanı Metin Kılavuz’un kutlama konuşmasında anarak camianın vefasını gösterdiği, ‘Sol açık’ Metin Kurt’un öğrencisi ve Evrensel’in spor yazarlarından Mehmet Özyazanlar’ın ağabeyi Turan Özyazanlar’ı ülkedeki futbol ortamının çok üzerinde bir niteliğe sahip, işinin emektarı bir teknik direktör olarak Bandırmaspor’un başındayken 2015 yılında, bir maç sırasında kaybetmiştik, selam olsun…
***
Amedspor’un hikayesinin içinde böyle binlerce hikaye var. Kimi tatlı, kimi acı… Ama Süper Lig’e yükselmesine sıra gelene kadar en çok haber olanlar, en çok gündeme gelenler hep deplasman maçlarında karşılaştıkları olumsuzluklar oldu. 2016 yılında Ankara’daki bir maçta beş yöneticileri, ‘şeref tribünü’nde rakip takım yöneticilerinin de aralarında bulunduğu grubun saldırısında yaralandı. Takımın pek çok deplasman maçında taraftarına ‘güvenlik’ gerekçesiyle tribün yasağı uygulandı. Amedspor’un oynamadığı maçlarda bile gıyabında ‘Beyaz Toros’, ‘Yeşil’ görselleri tribünde açıldı. Bu durum rakip takımların sosyal medya hesaplarında da tekrarlandı. Leyla Zana’ya yönelik cinsiyetçi tezahüratlar daha bu yıl sıkça gündem oldu… 15 yıl boyunca bu döngü sürdü. Şimdi Süper Lig’e çıkışla nihayetlenen son sezonda da… Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin de aralarında bulunduğu kulüplerin Amedspor’u kutlayan mesajları, aleyhte sosyal medya kampanyalarına neden oldu. Göztepe kulübü bu nedenle bir açıklama da yaparak kutlama mesajını sildi. Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğü dahi kutlama mesajı yayınladığı için açıklama yapmak zorunda kaldı. Bu ‘açıklamanın açıklamasında’, “Biz Erzurumspor’un Süper Lig’e çıkışını, Galatasaray’ın Süper Lig şampiyonluğunu nasıl kutladıksa Amedspor’un başarısını da öyle kutladık” denildikten sonra şöyle devam ediliyor: “Bölgemizin geçtiği zorlu süreçte birlik duygusuna ve birbirimizi anlayabilmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Etrafımız savaş ve çatışmalarla çevriliyken, ayrışmayı değil dayanışmayı, öfkeyi değil ortak aidiyet duygusunu büyütmenin önemli olduğuna inanıyoruz.”
İktidarın diline çevirirsek, “İç cepheyi güçlendirelim” deniyor yani!
Öyle tarif ediyor ya hani iktidar baştan beri söz konusu süreci. En son Cumhurbaşkanı savunma sanayii fuarı konuşmasında şunları söyledi: “Savunma sanayii ve caydırıcılığın yanı sıra ulusal güvenliğin bir diğer kritik halkası bizim ‘iç cephe’ olarak tarif ettiğimiz milletin birlik ve beraberliğidir. Fakat içeride sızıntı varsa, iç cephede gedik açılmışsa, içerisi fokur fokur kaynıyor ve kanıyorsa; böyle bir durumda millet ayakta kalamaz.”
Ancak işte gel gör ki en basit bir kutlama mesajında dahi ‘fokur fokur kaynama’ noktasına hızla varılıveriyor. Nasıl mümkün olacak o zaman ‘birlik ve beraberlik’?
***
20 ay önce MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamaları ile başlayan süreç önce Suriye, sonra İran parantezlerine alındı. İktidar yaşananın asla bir ‘çözüm’ ya da ‘açılım’ süreci olmadığını tekrar tekrar söyledi. Nihayetinde “Yeterince mağara boşaltılmadı” ile “Artık yasal düzenleme yapılması lazım” noktasına gelindi. Geçen hafta yine Bahçeli, “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” önerisinin de aralarında bulunduğu bir dizi yeni öneriyle kendi partisinden siyasetçilerin demesiyle ‘şok edici’ hamlesini yaptı. Erdoğan da “Süreç devam ediyor, geri dönüş yok” diyor her seferinde. Ancak işte mayısın ortasındayız, 15 Temmuz’da Meclis tatile girecek. Bir ay sonra, Ağustos ortasında Süper Lig’de yeni sezon! Ve dün, MHP’ye yakın Türkgün gazetesinde Yıldıray Çiçek imzalı başyazıda şöyle deniyordu: “Ortada ne bir açılım vardır ne de çözüm süreci. Kendini feshetmesi, silah bırakması ve ABD-İsrail taşeronluğundan vazgeçmesi istenen bir terör örgütü vardır. Türk Devleti, çok boyutlu ve sadece bu odak noktalı süreci kararlılıkla takip etmektedir.”
Şimdi, Bahçeli’nin de işi zor mu diyelim?
***
Aslında mesele şudur: Her siyasi partinin kendi ‘kitlesine’ söylediklerini söylemeye devam ederek, olup biteni kendi istediği gibi/kendi istediği kadarıyla tarif etmesiyle yürünerek gelinebilecek yere gelinmiştir. Ortada gerçekten koordine edilecek bir ‘barış ve siyasallaşma’ süreci olup olmadığını anlamak için Amedspor örneği, sadece bir tek örnektir ama önemli de bir örnektir. Amedspor’un (evet futbol asla sadece futbol olmadığı halde) ‘sadece’ bir futbol takımı olarak ülkenin en üst seviye liginde en azından diğer 17 takım gibi mücadele edebilmesinin sağlanması bu ortamda nasıl mümkün olacak?
Yasayla yapılabilecek şeyler var elbette. Ancak bir gün bir yasa çıkarıp, geçmişe sünger çekemezsiniz. Dönüp dolaşıp kaynatılmaya/kanatılmaya çalışılan geçmişe… Bir süreç varsa bunun ‘güvenlik’ boyutunda gizli kalması, kamuoyuna yansıtılmaması gereken kısımları da vardır. Bu şimdiye kadar bir açıklama olarak da makul görülmüş olabilir. Ancak 20 aydan sonra, artık meselenin daha şeffaf, net ve ‘birleştirici’ bir dille ülke gündemine getirilmesi gerekmiyor mu hâlâ? Gerekli… Gerekli de sürecin buraya gelmesinde belirleyici etken olan, nihayete erebilmesinde de olacağı kesin görünen ana muhalefet partisine, onun liderine yönelik her gün başka bir iddia, ‘itirafname’ çıkarken bu nasıl mümkün olabilecek?
Adına ne derseniz deyin, bu ‘sürecin’ işi zaten zordu, 20 ay sonra gelinen noktada da daha kolay değil! Belki ilham verir diye 2012 yılında Radikal gazetesi için yaptığımız söyleşide Turan Özyazanlar’ın “Hemen hemen sadece İstanbul´da çalışmış bir teknik adam olarak Diyarbakır´dan teklif geldiğinde tereddüt ettiniz mi?” sorusuna verdiği yanıtla bitirelim:
“Hiç tereddüt etmedim. Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor’un önceki yönetiminden Murat Tuğrul aramıştı ilk. İnternet sitelerinde yazdığım yazıları görüp ilgilenmişler. Görüştük ve çok çabuk anlaştık. Üstelik bugüne kadar çalıştığım takımlar içinde de en düzeyli ve kaliteli yöneticiler topluluğunu burada gördüm. Geçen yıldan bu yana yönetim de değişti ancak gelenler de gidenler gibi. Böyle insanlarla çalışınca mutlu olmamak da mümkün değil elbette. İnsanlar açısından çok iyi bir ortam var. Aslında yıllarca İstanbul’da aradığım futbol ortamını, bin 500 kilometre ötede buldum ben. Ama onlar da aradıklarını bende buldular diye düşünüyorum.”
Bakalım 'süreç' aradığını bulabilecek mi?
Evrensel'i Takip Et