9 Mayıs 2026 00:13

Kurtarıcı arayışının sonu

Beşiktaş sezonun başında yine tanıdık bir kavşağa geldi. Ole Gunnar Solskjaer dönemi, Avrupa’da Lausanne karşısında alınan yenilginin ardından kapandı; hemen sonrasında Sergen Yalçın yeniden göreve getirildi. Kağıt üzerinde bu hamlenin anlaşılır bir tarafı vardı: Camia içinden gelen, kulübün ruhunu bilen, daha önce şampiyonluk yaşamış biriyle dağınık havayı toparlamak. Fakat sezon ilerledikçe mesele antrenör değişikliğinin ötesine geçti. Beşiktaş’ın asıl sorusu bir kez daha ortaya çıktı: Bu kulüp kendisine gerçekten bir yol mu arıyor, yoksa her sıkıştığında eski bir duyguyu yardıma mı çağırıyor?

Sergen Yalçın tercihi, ilk bakışta bir toparlanma hamlesiydi. Beşiktaş’ın kadrosu, tüm eksiklerine rağmen bu kadar aşağıda görünmemeliydi. Lig yarışında daha iddialı bir konuma yerleşebilir, Avrupa’da erken kırılan moralini yerel rekabette telafi edebilir, en azından sezonun sonuna doğru taraftara, “Buradan bir şey çıkar” dedirtebilirdi. Bu beklenti tamamen haksız değildi. Sergen Yalçın da Türk futbolunda oyuncuyla temas kurabilen, soyunma odasında karşılık bulabilen, maç duygusunu bilen bir figür olarak görülüyordu. Beşiktaşlılar onun gelişinde biraz da bunu aradı: Fazla teoriye boğulmadan, futbolcuları yeniden sahaya döndürecek bir enerji.

Ne var ki mesele tam da burada düğümlendi. Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’taki ilk şampiyonluğu, onun kulüp tarihindeki yerini güçlendirdi; ama o başarı, uzun vadeli bir futbol düzeninin kanıtı olarak okunamazdı. 2020-21 sezonunda Beşiktaş, birçok şeyin aynı anda doğru aktığı, oyuncular ile antrenör arasındaki bağın çok iyi tuttuğu, takımın sezon içinde kendi öz güvenini büyüttüğü özel bir hikaye yaşadı. O şampiyonluk değerliydi, fakat onu bugüne birebir taşımak mümkün değildi. Futbolda bazı başarılar bir dönemin ürünü olur; aynı tarifi yıllar sonra aynı tatla pişirmek her zaman mümkün olmaz.

İhtiyaç daha derin 

 

Bugünkü Beşiktaş’ın ihtiyacı ise daha derin. Takımın yalnız moral değil, oyun düzeni de aradığı açık. Bir antrenör geldiğinde ilk etapta takımın enerjisini yükseltebilir, oyuncuların yüzünü güldürebilir, tribünle bağ kurabilir. Bunlar önemlidir. Ama birkaç ay sonra hâlâ aynı yerde duruluyorsa, artık başka sorular sorulur. Bu takım topu nasıl kazanıyor? Kazandıktan sonra nereye oynuyor? Ceza sahasına hangi yollarla giriyor? Bekler hangi düzen içinde hücuma katılıyor? Santrfor hangi koşullarda topla buluşuyor? Orta saha rakibi hangi bölgede karşılıyor? Bunların cevabı sahada görünmediğinde, antrenörün karizması da bir yere kadar taşır.

Beşiktaş’ta bu sezonun en çarpıcı taraflarından biri, birçok oyuncunun kısa sürede parlayıp sonra tartışmalı hale gelmesi oldu. Bu durum tek tek oyuncuların istikrarsızlığıyla açıklanabilir elbette, fakat hepsini aynı sepete koymak kolaycılık olur. Örneğin, devre arasında takıma katılan Hyeun-gyu Oh ilk haftalarda umut verip sonra kayboluyorsa, mesele onun performansı kadar, takımın onu nerede ve nasıl beslediğiyle de ilgilidir. Ya da Junior Olaitan birkaç maçta diri görünüp ardından oyunun dışına itiliyorsa, bu oyuncunun yanlış kararları kadar, ona açılan alanların niteliği de sorgulanır. Veya Beşiktaş kariyerine etkili başlayan, birçok maçta skor katkısı da veren Amir Murillo, sonradan yavaş yavaş sıradanlaşıyorsa, teknik heyetin bu özelliği kalıcı bir hücum planına dönüştürüp dönüştüremediğine bakılır.

Çünkü iyi takım, oyuncusunun iyi anını tesadüfe bırakmaz. Onu tekrar edilebilir hale getirmeye çalışır. Bir bekin bindirmesi, bir orta saha oyuncusunun ceza sahası koşusu, bir santrforun sırtı dönük bağlantısı, bir kanat oyuncusunun içe katetmesi; bunlar sahada arada sırada görünüyorsa umut verir, düzenli biçimde görünüyorsa takım kimliği olur. Beşiktaş’ta eksik kalan taraf biraz da bu. Oyuncuların yetenekleri zaman zaman parlıyor, fakat o parıltı bir ortak akla bağlanmıyor. Bu yüzden de yeni bir futbolcu iyi birkaç maç oynadığında “doğru transfer” deniyor, fakat birkaç hafta sonra aynı oyuncu “yetersiz” ilan ediliyor. Aslında sorun çoğu kez o iki hükmün arasında bir yerde duruyor.

Orkun Kökçü’nün takım içinde daha ayrı bir yerde görülmesi de bunu gösteriyor. Çünkü Orkun, kendi futbol aklıyla oyuna yön verebilen, topun değerini bilen, çevresindeki karmaşaya rağmen belli bir seviyeyi tutturabilen bir oyuncu. Ama büyük kulüplerde tek oyuncunun aklı, takımın aklı yerine geçemez. Beşiktaş gibi bir takım, Orkun’un etrafına bir düzen kurmak zorunda. Onun pas kalitesini artıracak koşuları, baskı altında ona seçenek olacak bağlantıları, savunma arkasına gidecek oyuncuları, ikinci topları toplayacak yerleşimi hazırlamak gerek. Bunlar yapılmadığında iyi oyuncu da bir süre sonra tek başına çırpınan adama dönüşür.

Sergen Yalçın’ın bu dönemde veremediği mesaj belki de tam olarak buydu: “Bu takım benim elimde bir şekle giriyor” duygusu oluşmadı. Sonuçlar kötü olabilir; futbolda bazen top çizgiyi geçmez, fikstür sertleşir, sakatlıklar planı bozar. Bunlar bir noktaya kadar anlaşılabilir. Fakat saha, iyi çalışılmış bir takımın izlerini taşıyorsa, kötü sonuçların içinden bile gelecek duygusu çıkar. Beşiktaş’ta ise çoğu maçtan sonra aynı belirsizlik kaldı. Takımın neye dönüşmek istediği tam seçilemedi. Bu da antrenör tartışmasını kaçınılmaz hale getirdi.

Elde tutulabilecek hedef kalmadı

 

Türkiye kupası da bu yüzden özel bir eşikti. Lig yarışından uzaklaşmış bir Beşiktaş için kupa, sezonu bir ölçüde kurtarabilecek son kapıydı. Sergen Yalçın da Alanyaspor maçından sonra kupayı “tutunulacak dal” gibi gördüklerini söylemişti. Fakat Beşiktaş, yarı finalde Konyaspor’a kendi sahasında kaybederek kupaya veda etti. Bu sonuç, sıradan bir elenme gibi durmadı; sezonun bütün eksikliklerini tek bir akşamda görünür kıldı. Çünkü artık elde tutulabilecek hedef de kalmayınca, geriye oyunun çıplak gerçeği kaldı.

Burada haksızlık etmemek gerekir: Beşiktaş’ın problemi elbette tek başına Sergen Yalçın’la başlamadı. Kulüp uzun süredir antrenör değiştirerek yapısal sorunları erteleyen bir döngünün içinde. Her yeni hoca, bir öncekinden kalan dağınıklığı devralıyor; her yönetim, geçmişin yanlışlarını temizlediğini söyleyerek başlıyor; her transfer dönemi, yeni bir umut hikayesi gibi sunuluyor. Sonra birkaç yenilgi geliyor, hava bozuluyor, futbolcular tartışılıyor, hoca tartışılıyor, yine başa dönülüyor. Bu düzen içinde hiçbir antrenörün kalıcı bir yapı kurması kolay değil. Ama bu gerçek, antrenörü bütünüyle sorumluluktan da kurtarmaz. Büyük hocalık biraz da dağınık malzemeden anlaşılır bir takım çıkarabilmektir.

Yeni bir düzen gerekli

Sergen Yalçın, Beşiktaş tarihinde çok özel bir isim. Bunu tartışmaya gerek yok. Futbolculuğuyla da antrenör olarak yaşattığı şampiyonlukla da taraftarın hafızasında yeri var. Fakat bazen bir kulübün efsanesine yapılacak en büyük haksızlık, onu sürekli kurtarıcı rolüne çağırmaktır. Çünkü kurtarıcı beklentisi, insanı gerçek kapasitesiyle değil, geçmişte bıraktığı duyguyla ölçer. Sergen Yalçın’dan beklenen de biraz buydu: 2020-21’in havasını yeniden getirmesi. Oysa bugünkü Beşiktaş’ın ihtiyacı eski bir havanın geri çağrılması değil, yeni bir düzenin kurulması.

Beşiktaş’ın önündeki asıl mesele bundan sonrası. Bir hoca daha gönderilip yeni bir heyecan yaratılabilir. Birkaç transfer yapılır, yine büyük cümleler kurulur, sezon başında tribün yeniden dolar. Ama kulüp kendisine daha soğukkanlı bir soru sormadıkça aynı sahne tekrar eder: Beşiktaş nasıl bir futbol aklıyla yönetilecek? Antrenör seçimi hangi oyun fikrine göre yapılacak? Transferler hocanın günlük ihtiyacına mı, kulübün uzun vadeli planına mı hizmet edecek? Oyuncular kötü gittiğinde hemen vazgeçilecek parçalar mı olacak, yoksa doğru yapı içinde yeniden kazanılacak değerler mi?

Beşiktaş’taki ikinci Sergen Yalçın dönemi, bu soruları daha sert biçimde önümüze koydu. Siyah-beyazlılar artık eski başarıların hatırasıyla bugünü onaramayacağını görmeli. Camianın duygusunu bilen insanlar elbette değerlidir; ama duygu, düzenin yerine geçemez. Taraftarı heyecanlandıran isimler elbette önemlidir; ama isim, oyun planının yerini tutmaz. Beşiktaş’ın ihtiyacı, bir kez daha “Kim gelsin?” sorusuna sıkışmak değil. Asıl soru daha zahmetli, daha az gösterişli, fakat çok daha önemli: Bu kulüp bundan sonra neyi inşa edecek?

Sergen Yalçın tercihi, sezon başında bir toparlanma hamlesi gibi görünüyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise önümüze daha büyük bir ders bıraktı. Beşiktaş, tek tek isimlere yüklediği anlamı azaltıp futbol aklını büyütmek zorunda. Aksi halde her yeni antrenör, aynı yorgun hikayenin yeni yüzü olur. Ve her sezon sonunda Beşiktaş yine kendisini değil, bir başkasını değiştirmiş sayar.

Onur Özgen

Kurtarıcı arayışının sonu
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et