Faşizmin yenilgisi ve sonrası
Tarih, geçmişten ders almayı bilenler için her birisi çok önemli bir ders niteliğinde tecrübelerle dolu. Tıpkı bir 8 Mayıs’ta olanlar gibi. 8 Mayıs 1945 dünyayı kana bulayan Nazi Almanya’sının kayıtsız şartsız teslim olduğu tarih. Bugün saat farkı nedeniyle Rusya’da 9 Mayıs’a denk geliyor. Sovyet halkları ülkelerinin saldırıya uğraması sonucu Hitlerci faşistlerle yaptıkları bu ölüm kalım mücadelesinde 27 milyondan fazla insanını kaybetti. Buna karşın faşizm ininde ezildi ve Avrupa halkları da bu büyük beladan kurtulmuş oldu. Ama bütün bu gerçekler emperyalizmin ideologları, propagandacıları, her türden uşakları tarafından unutturulmaya çalışılıyor. Sosyalizmi yıkmış olan Rus gericileri de geçmişe dönüp baktıklarında sosyalizmin büyük mirası ve zaferi dışında ulusları adına övünülecek bir şey bulamıyorlar. Geçmişi iki yüzlüce istismar ederken, törenler düzenlemek zorunda kalıyorlar.
Ama bazı temel gerçekleri hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor:
Stalin 3 Temmuz 1941’de yaptığı radyo konuşmasında faşist saldırganlığın büyüklüğünü tüm Sovyet halklarına anlatıp, onları kanlarının son damlasına kadar ana vatanı savunmaya çağırmıştı. Stalin şöyle diyordu:
“Yurdumuzun karşı karşıya kaldığı bu tehlikeyi gidermek için neler gerekmektedir, düşmanı ezmek için alınacak önlemler nelerdir? Her şeyden önce Sovyet insanımız, Sovyet ülkesinin kadın ve erkekleri, ülkemizi tehdit eden tehlikenin büyüklüğünü kavramak ve savaş öncesi dönemde çok anlaşılır olan; ama şimdi savaş, mevcut durumu tamamen değiştirdiği için, son derece bozucu etki yapan kayıtsız rahatlığa ve barışçıl insanın şekillendirdiği haline son vermek zorundadır.
Düşman vahşi ve acımasızdır. Alın terimizle ıslanmış toprağımızı işgal etmeyi, tahılımıza, petrolümüze, emeğimizin bütün ürünlerine el koymayı amaçlıyor. Toprak ağalarının iktidarını yeniden kurmayı, çarlığı yeniden getirmeyi, Rus, Ukraynalı, Beyaz Rus, Litvanyalı, Letonyalı, Estonyalı, Özbek, Tatar, Moldovyalı, Gürcü, Ermeni, Azeri ve Sovyetler Birliği’nin öteki özgür halkların ulusal kültürlerini ve ulusal devletlerini yok etmeyi, bu halkları Cermenleştirmeyi, bu halkları Alman prens ve baronlarının köleleri yapmayı amaçlıyor. Demek ki bu Sovyet devletlerinin ölüm kalım meselesidir, Sovyetler Birliği halklarının ölüm kalım meselesidir…”
Stalin bunları söylemekle yetinmiyor, Sovyet halklarının önüne bu savaşta enternasyonalist nitelikte uluslararası bir görev de koyuyordu:
“…Faşist Almanya’ya karşı savaş sıradan bir savaş olarak değerlendirilmemelidir. Bu savaş sadece iki ordu arasındaki bir savaş değildir. Bu, aynı zamanda, bütün Sovyet halkının faşist Alman birliklerine karşı büyük savaşıdır. Faşist zalimlere karşı ana vatanı savunmak için verilen bu halk savaşının amacı, sadece ülkemizin üzerindeki tehlikeyi ortadan kaldırmak değil aynı zamanda Alman faşizminin boyunduruğu altında inleyen Avrupa’nın bütün halklarına da yardım etmektir.”
Bu yardım ve bunun sonucu olarak Avrupa halklarının faşizm esaretinden kurtulması, gerçeklerin çarpıtılması ve inkar edilmesi üzerinden reddediliyor. Bunun yerine ikame edilen Avrupa’nın ABD tarafından kurtarılmasıdır. Son olarak Trump, İngiltere kralına şöyle diyordu: “Biz olmasak Almanca konuşuyor olacaktınız.” Oysa Sovyetlerin tüm isteğine ve zorlamasına karşın Avrupa’da Alman faşistlerine karşı karada ikinci bir cephe açılmadı. Kızıl Ordu, 1943 başından itibaren Alman ordularını bozguna uğratmaya başlamış, onları önüne katarak kovalamaya başlamış, Stalingrad’da bütün bir Alman ordusunu teslim almıştı. Normandiya Çıkarması haziran 1944’tedir. Yani savaşın kaderi belli olduktan sonra ABD ve onun emperyalist müttefikleri Avrupa’ya çıkarma yapmıştır! Bu çıkarmanın Avrupa’nın bütünüyle Kızıl Ordu tarafından kurtarılmasının utancını yaşamamak için yapıldığı bellidir. Ama yine de etrafında büyük özgürlük ve kahramanlık destanları yazmayı ihmal etmemişlerdir. Oysa destanı hak eden yerel direniş hareketleridir.
Savaştan önce emperyalist devletler Hitler’i Sovyetler üzerine sürmek için el birliği ile çalışmışlar, onun Sovyetleri yenilgiye uğratacağı, “kızıl tehlikeyi” ortadan kaldıracağı beklentisi ile hareket etmişlerdi. Savaş sırasında da Sovyetlerle anlaşma yapmalarına, müttefik olmalarına karşın en az askeri yardım yapmayı, Avrupa ana karasında ikinci cepheyi açmayarak Sovyetlerin en fazla zarar görmesini ve yıpranmasını ikiyüzlü politikalarının ana ekseni yapmışlardı. Savaş öncesinde olduğu gibi, savaş içinde de bu ikiyüzlü ve gerici politikaları, Stalin önderliğindeki Sovyet halkları tarafından boşa çıkarıldı. Emperyalistlerin beklentisi zaten; “Zulüm altında ve kurtarılmayı bekleyen halklar” Nazilerin ilk saldırında onların tarafına geçecekti! Karşılaştıkları büyük bir yurtseverlik, kahramanca bir mücadele, olağanüstü bir savaş yeteneği oldu.
Yakın zamana kadar emperyalizmin değiştiği üzerine hayalci tahliller yapılıyor, emperyalistler arası savaşların, egemenlik mücadelelerinin geride kaldığı savunuluyordu. Bugün tablo bütünüyle tersine dönmüştür. Emperyalist saldırganlık, savaşlara hazırlık ve silahlanma, ülkelere saldırı ve müdahaleler, faşizmin ve siyasi gericiliğin güçlendirilmesi emperyalist sistemin olmazsa olmaz gerçekleri olarak yaşamaya devam ediyor. Barıştan, savaşsız bir dünyadan söz eden yok. Bugün güçlü bir barış hareketi de yok. Bu elbette nihai bir çözüm değil ve kapitalist emperyalist sistem ortadan kaldırılmadan da insanlık barışa ve kardeşliğe kavuşamayacak. Bu tablo içinde Alman faşist partisinin bu ülkede yeniden iktidara yürümesi bu nedenle sürpriz olmuyor. Ama faşizme ve emperyalizme karşı dünya halklarının ve uluslararası işçi sınıfının küçümsenmeyecek tarihsel bir deneyimi var ve meydan boş değildir. Yeniden gemi azıya alan faşizm ve emperyalizm kendi mezarını kazmaktadır. Onlara söyleyeceğimiz şu: Daha derin kazın, içine gömülen siz olacaksınız.
Evrensel'i Takip Et