Bahçeli hangi istikameti gösteriyor?
Kürt meselesinin nasıl bir çözüme ulaşabileceği 40 yıldır konuşuluyor. 1984’te ilk PKK eylemlerinin yapıldığı dönemle, o zamanki önerilerle; 1990’lardakiler, 2000’lerin ilk 10 yılındakiler farklıdır. Elbette burada meselenin halka yönelik şiddet uygulamaları dışında bir ‘çözümü’ için yapılan önerilerden söz ediyoruz. İnkar/imha döngüsünde dönüp duran ve genelde baskın gelen, bugün kenara ‘ayrılmış’ gibi görünen akıldan değil. Geçen zaman içerisinde ‘makul’ çözüm önerilerindeki değişimler neden yaşandı peki? Çünkü 1984’le 1994’ün, 2004’le 2014’ün ekonomik ilişkileri, toplumsal yapısı, sınıfların durumu ve mücadeleleri aynı değildi. ‘Köye güvenceli dönüş’ önerisinin 2000’lerin başındaki anlamıyla bugünkü anlamı arasındaki farkı düşünelim. Ya da biraz daha ayrıntılandırarak ve sadece ülkenin en kalabalık şehrini merkeze alarak açıklamaya çalışalım:
— İstanbul şehrinin 1980 yılı nüfusu 5 milyonu bulmuyordu. Bu nüfusun da yüzde 40’a yakını kır nüfusuydu. ‘Kır’ yani İstanbul’un köylerinde yaşayanlar! İstanbul’da köy olan yerlerde şimdi uzayıp giden otoyollar, köprüler, devasa bir havalimanı, viyadükler, yapılmış ve yapılmakta olan konut projeleri var. Aralarda kalan köyler de otoban üstü mola noktalarına dönüştü. Şehrin betonla imtihanı global sistemin ve iktidarların türlü ihtiyaçlarına uygun şekilde hız kesmeden devam ediyor…
— 1980’de 6-7 bin kişilik nüfusuyla sözünü ettiğimiz köylerin ‘kalabalıkça’larından biri olan Esenyurt, geçen yıl Türkiye’de nüfusu 1 milyonu geçen ilk ilçe oldu. 650 bini bulan seçmenlerinin 230 bine yakını, yani oy kullanan seçmenlerin yüzde 50’sine yakını 2024 seçimlerinde DEM Parti’nin de yer aldığı ‘kent uzlaşısı’ ile Ahmet Özer’i CHP’den belediye başkanı seçti. Bu sonuç bugün nüfusu resmi rakamlarla 16 milyonu geçen İstanbul’un genelindeki durumu da yansıtıyordu. Hem Esenyurt’ta hem İstanbul’da bugün seçilmiş başkanlar görevlerinin başından alınmış durumda. Siyasi tercihleri üç aşağı beş yukarı aynı olan Bağcılar’ı, Arnavutköy’ü, Esenler’i de ekleyin…
— 1980’de 12 Eylül askeri darbesi eliyle 24 Ocak kararlarını uygulamaya başlayan egemenlerin iktidarında, işsizlik yüzde 8 seviyelerindeydi. 1950’lerden itibaren yoğun göç alan İstanbul da işsizlik etkisinin en güçlü şekilde hissedildiği şehirdi. Bugün TÜİK’e sorarsanız Türkiye’de ve İstanbul’da işsizlik yine 25 yıl önceki seviyelerde! Ancak artık ne sendikalaşma ne de sigortalı çalışma oranları o zamanlardaki gibi. Ne iş güvencesi, ne insanca çalışma koşulları ve iş saatleri… Hepsi darbe koşulları Türkiye’sinden daha kötü durumda. Motosikletli kuryelikte, çağrı merkezlerinde, özel okul öğretmenliğinde, özel güvenlik şirketlerinde, ücretli öğretmenlikte, yarı zamanlı ‘hizmet sektörü’ işlerinde yüz binlerce genç ‘zamane’ mesleklerini her türlü güvenceden yoksun şekilde yapmaya devam ediyor. Eskiden işçi sınıfının en iyi koşullara sahip kesimleri olarak kabul edilen metal, petrokimya gibi ağır sanayi iş kollarında çalışanlar bile 40 yıl önceye göre büyük hak kayıpları yaşadıkları koşullarda mesaiyi sürdürüyor.
***
Saydıklarımıza başka başlıklar eklenebilir elbette. Tüm bunlar yaşanırken ‘konuşuldu’ işte Kürt meselesi. 40 yıl boyunca… Diyarbakır’ın, Van’ın, Hakkâri’nin, Mardin’in boşaltılan köylerinin ahalisi gelip İstanbul’un, İzmir’in, Adana’nın yok edilen ‘kır’ arazilerindeki projelerin işçilerine dönüşürken… Antep’te, Maraş’ta, Konya’da kurulan yeni üretim merkezlerinde de elbette.
Şimdi, 25 yıldır bu kesimler de başta olmak üzere yoksulların, emeğiyle geçinenlerin desteğini ‘bir şekilde’ alabilmiş bir iktidar için seçim/referandum döngüsünde inşa edilmiş sistemde hiç bu kadar yüksek duyulmamış tehlike çanları çalıyor. İptal edilen 7 Haziran 2015 seçimlerinden dahi yüksek sesler… “Sürdürülebilirlik” açıkça tehlikede. Üstelik ‘kurucu’ ve birçok defa olduğu gibi siyasi kriz anlarında ‘kurtarıcı’ olabilmiş (Deniz Baykal CHP’sinin Tayyip Erdoğan’ın başbakan olabilmesinin yolunu açan ara seçim kararını aldırması gibi) ana muhalefet partisinin davalarla, soruşturmalarla paralize edildiği, sistem dışına itilmeye çalışıldığı bir andayız. MHP liderinin çıkışlarını bir de bu açıdan düşünmek gerekmez mi?
Örnek verdiğimiz İstanbul şehrinin defalarca belediye başkanı seçtiği ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminin en güçlü adayı durumundaki Ekrem İmamoğlu’nun kendi deyimiyle ‘pinpon topu gibi’ oradan oraya gönderilmeye çalışıldığı bir yargılama süreci yaşandığını da unutmadan tabii…
Bu tablo içinde iktidar ne yaparsa yapsın işi ‘kolay’ değil. Anketçilerinin ‘ama ekonomi’ diye ilave yapmadan açıklayamadığı “AK Parti, CHP ile arayı açıyor” sonuçlu araştırmalarının gösterdiği gibi rahat bir seçim galibiyeti alıp bir dönem daha devam edebilmeleri de öyle… Bahçeli’nin türlü yeni ‘alternatif’ de içeren açıklamaları herhalde bu tablo içerisinde gerçek anlamlarını bulacaktır.
Evrensel'i Takip Et