8 Mayıs 2026 00:08

Hollywood’u küresel bir güç haline getiren alametifarikalardan birisi de başta ABD’nin iç politikası olmak üzere dünyada yaşanan dönüşümlerin eserlerde hızlıca karşılık bulması. Çünkü piyasayı yürüten lokomotifi besleyen asıl yakıt ABD toplumunun korku ve endişeleridir. Bu yüzden 1950’lerde çekilen “Dünyalar Savaşı” filmi bilinç altında ‘içimizde yaşayan komünistler’ korkusunun tetiklenmesi üzerine biçimlendirilmişken, 2005 tarihli olan filmde yeni konsept ‘içimizdeki teröristler’e göre ayarlanır. İlkinde Soğuk Savaş dünyasında Sovyetler Birliği’nin yarattığı korku, ikincisinde 11 Eylül saldırılarının ardından ortaya çıkan ‘terör’ endişesi…

Donald Trump’un ilk dönem başkanlığı sol liberallerin hakim olduğu Hollywood evreninde endişeler yaratmıştı. Seçimi kaybedip dört yıl ara verse de bu dönemde “Adı gitti kendi kaldı yadigar” misali geri döneceğinin sinyallerini veriyordu. Üstelik kimi siyaset bilimcilere göre artık onun politikaları şahsi bir durum olmaktan çıkmıştı ve ABD için ‘Trumpizm’ olarak tanımlanabilecek popülist bir siyasal tavırdan bahsetmek mümkündü. İkinci kez seçildiği başkanlık seçimi öncesinde sıkça dile getirilen konulardan birisi de buydu. Trump kaybetse bile, Trumpizm yaşamaya devam edebilirdi.

Popülist liderlerin, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen ‘Kurallı, kurumlara ve güvene dayalı’ Batı sisteminin altını oymaya başladığı artık bir gerçek. Trump bunun küresel öncülüğünü yapıyor neredeyse. ABD içindeki tutumlarının, önceki dönemden taşınan endişelerle birleştiğinde yeni anlatılara yansımaması kaçınılmazdı. Bu hafta başında ikinci sezonu sona eren “Daredevil: Born Again” ve beşinci sezonu yayımlanan “The Boys” dizilerinin ‘kötü’ karakterlerinin yeni biçimlerinde Trump evriminin etkisini görmek mümkün.

Marvel evreninin en karanlık kahramanlarından olan Daredevil’ın, uzun bir aranın ardından 2025’te başlanan yeni serisinde, kötü kahraman Fisk’in güç gösterisi merkeze alınıyordu. Türlü manipülasyon, popülist söylemler, güvenlik ve “Yeniden güçlü olma” vaadiyle New York Belediye Başkanı seçilen Fisk, kanunları kafasına göre yorumlayan özel bir birlik (Trump’un ICE’si gibi) kuruyor, hukuku eğip büküyor, kişisel servetini büyütüyor ve dizideki tabirle söylersek ‘Federal hükümeti takmıyor’! Ne kadar tanıdık değil mi? Fisk, serinin 2015-18 aralığında yayımlanan üç sezonunda ise sofistike zevkleri olan ama bildiğimiz dümdüz Marvel kötüsü olarak tanımlanabilecek bir karakterdi. Oysa Trump’ın ilk döneminin geçtiği, ikincisinin geldiği aralıkta anlatının dili kaçınılmaz biçimde değişecekti. O artık zamane popülistlerinden birisi olarak karşımızda. Meraklısı Disney Plus’ta izleyebilir.

Amazon Prime’da beşinci sezonu devam eden “The Boys”un önceki sezonuyla ilgili olarak bu köşede 10 Ağustos 2024’te “… Bu iki grubun kapışmasının nasıl sona ereceğini 2026’da yayımlanması planlanan sezonda göreceğiz. Yaratıcıları şu an neler karalıyor bilinmez ama kasım ayındaki başkanlık seçiminden sonra hikayenin üzerinden bir kez daha geçmek zorunda kalacakları kesin!” diye yazmışız.

Ön görümüz gerçekleşmiş gibi duruyor. 2006 yılında yaratılan bir ‘anti süper kahraman, hatta Antimarvel/ DC’ serisi olan “The Boys” ‘süperler dünyası’nı tekeline almış ve bünyesinde olmayanları dışlayan The Vought isimli bir şirket etrafında dönüyordu. Bu evrenin Süpermen’i Homelander’ın adım adım liderliğini perçinlemesini ve popülist söylemlerle halkı kandırmasını da izliyorduk. Ona karşı da süper/sivil ortaklığında bir başka cephe kuruluyordu. Bu evreni bir dizi olarak hayata geçirme fikrinin Trump’ın ilk başkanlık döneminde düşünülmesi manidardı kuşku yok ki.

Dizinin 20 Mayıs’ta sinema salonlarında da gösterilecek final ile sona erecek bu sezonunda Homelander’ın Trumpizm emareleri hayli artmış görünüyor. Ama bu kez önceki gibi reel politik ya da finans kapital ile kurulan ilişkiyle değil, daha şahsi bir yerden kuruluyor bağlantı. Homelander’ın sonsuzluk, hatta ölümsüzlük arayışları… Kendi adına bir kilise inşa ettirmesi ve insanların dini duygularını sömürmesi… Kendisini önce Mesih sonra tanrı ilan etme rüyaları… İnsanın aklına Trump’un Oval Ofis’te kendisini kutsattığı o fotoğraf geliyor ister istemez. Ya da şu günlerde Katolik dünyanın lideri papa ile ağız dalaşına girmesi ve kendisini ondan üstün görme eğilimleri. Homelander’ın giderek zayıflıklarını örtmek için güç gösterisi yapan, kendisini kutsal bir hale ile çevrelemeye çalışan hallerine bakınca Trump’ı görmemek imkansız.

En nihayetinde kurmaca süper karakterlerin evreni buralar. İki büyük küresel ABD tekelinin sahip olduğu dijital platformlar için üretildiler. Sınırları ve söyleyebilecekleri belli. Ve fakat müşterinin korkularını, endişelerini ve beklentilerini tetiklemekte de mahir bir sektör burası. Çuvaldızı değil ama iğneyi kendilerine batırmaktan çekinmedikleri de oluyor!

Şenay Aydemir

Dizilerde ‘Trumpizm’ izleri…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et