Güzel görünen suların altı, adı bilinmeyen insanlarla dolu
İzmir – Kağıt toplayıcısı bir mültecinin hikayesini konu alan İkinci El isimli kısa film yayımlandı. İzmir’in sokaklarında bir çakmak isteğiyle başlayan sıradan bir anla başlayan hikaye bir mültecinin dünyasındaki derin uçurumu gözler önüne seriyor.
Yönetmenliğini Ferhat Ertan’ın yaptığı kısa film, İzmir’in kartpostallık manzaralarının ardındaki yersiz yurtsuz hayatları beyaz perdeye taşıyor. Ertan, daha önce toplumsal cinsiyet rollerini ele aldığı Çember (2023) isimli bir filme karşımıza çıkmıştı. Ertan ile filmi ve mültecilik hikayesinin sinemadaki yolculuğunu konuştuk.
‘Sorun farklı kılıflarla her ülkede devam ediyor’
Filmin hikayesinden biraz bahsedebilir misiniz?
Film, sivil polisin sigara yakmak için mülteci bir gençten çakmak istemesiyle başlıyor. Henüz kimliklerin devreye girmediği an, telefondan gelen bir melodiyle değişiyor. Daha sonra da sistemin kontrol mekanizmalarını, mülteci sorununa nasıl yaklaştığını, onu çözmekten ziyade onu nesne olarak nasıl yönettiğini ortaya koyuyor. Film kısa olunca hızlıca anlatılıyormuş.
Mekan üzerinden gidecek olursak İzmir nasıl bir rol oynuyor?
Gerçekten kamera omzumuzda İzmir’in sokaklarında filmi çektik. İç mekanımız yoktu hep dışarıdaydık. Tabii bu filmin derdini anlatabilmesi için önemliydi biz de öyle yaptık. İzmir’de çekilmesi, kentin hikayesiyle de çok uyumlu. Dışarıdan çok güzel görünen İzmir’in içi yersiz yurtsuzlarla dolu.
Şöyle anlatayım bizim set Konak civarındaydı. Olduğumuz yerin 15-20 dakika uzaklığında Basmane diye bir ilçe var. Basmane, sığınmacı krizinin sahadaki karşılığına konu olan bir yer. Yaşadıkları ülkelerden kaçan, kaçmak zorunda kalan on binlerce insan İzmir’e geldiğinde, gideceği yer Basmane oluyor. İki kişinin zor uyuyacağı odalarda altı yedi kişi kalıyor. Çok kötü koşullarda yaşayıp, çalışıyorlar. Sokaklar her zaman karanlık, güvenli bir alan zaten yok. Buraya gelenlerin büyük bir kısmının hedefi Avrupa’ya geçme hayali. Kimisi gidebiliyor, kimisi gidemiyor…
Final sahnesini İzmir Körfezi’ni gördüğümüz bir yerde çektik. Dışarıdan çok güzel görünen suların altı, adı bilinmeyen binlerce insanlarla dolu. Hepsi Yunanistan’ın bir adasına adım atma hayaliyle botlara binip gidiyor. Bir dönem o botların büyük bir kısmı Basmane’de merdiven altı fabrikalarda yine sığınmacılara yaptırılıyordu. Her şey o kadar alenen ortada ki gözlerini kapatsan kulağın tırmalanır. İşin kötü tarafı bu filmi herhangi başka yerde de çekebilirdik. Çünkü sorunun kendisi bölgesel değil küresel. Hangi ülkeye gidersen git sorunun kendisi orada farklı kılıflarda biçimlerde yaşamaya devam ediyor. Bizim film bu acıları bir daha ortaya koymaktan ziyade bu sorunun kendisinin nasıl çözülmediğini, sistemin bu duruma nasıl yaklaştığını ortaya koymayı dert ediyor.
‘Kalemle çizilmiş sınırların arasına sıkışanlar’
Mülteci meselesi gibi ağır bir sorunu kara mizahla anlatıyorsunuz? Bunu neden tercih ettiniz?
Gerçekten mülteci meselesi çok köklü sistemsel bir sorun. Birilerinin ellerinde kalem çizmiş sınırları arasına da sıkıştırmış bizi bunların arasında sıkışıp duruyoruz. Kalem hep duruyor arada bir el değiştiriyor. Durum böyle olunca haliyle çok ağır hikayeler bırakıyor ardında. Anlatmaya kalksak sonu gelmeyecek kadar fazla hikaye. Bu acının kendisi kültür sanattaki üretimlere de doğrudan yansıyor. Mültecilik sorununu işleyen filmler de öyle. Bu anlatım biçimi durumun vahametini anlatabilmek için çok önemli. Fakat ben biraz daha başka bir yerden yaklaştım. Krizin kendisini yaratan ve çözmeyen sistemi mizahın sınırlarında dolaşarak teşhir etmek istedim. Kara mizahın ilginç bir ikna gücü var. İzleyeni beklemediği bir anda yakalayıp hüzünlü gülümseme yaratıyor. Bu gülümsemenin kendisi izleyici filmin fikrini kabul etsin ya da etmesin sistemin saçmalığını ona anlık da olsa kabullendiriyor. Üzerinde düşünebilmesi için bir alan açtığını düşünüyorum.
‘Filmi dayanışmayla çekebildik’
Sizin İkinci El’in yapım sürecinde öğrendikleriniz neler oldu?
Dayanışma bir kez daha bir film yapabilmenin mümkün olduğunu öğretti. Türkiye’de film yapmak ‘survivor’ gibi bir şey. Ha, bir de herhangi bir kurumun desteklemeyeceği filmler yapıyorsanız her şey birkaç kat daha da zorlaşıyor. Destek alınabilen yerlere baktığımızda da ciddi bir sansürle karşı karşıya kalıyorsunuz. O destek veren yapıların istediği sorunu, istediği şekilde anlatmanız gerekiyor. Bunları yaparsanız belki destek olurlar.
Bizim hikayede verecek bir şeyimiz olmadığı için destek almadık. Senaryonun film olmasını isteyen, meseleyi görünür kılmak isteyen arkadaşlarımız destek oldu. Kimisi kostümü verdi, kimi ekipmanını ödünç verdi, kimi aracını verdi. Bu dayanışmaların kendisi sayesinde filmi çekebildik. Gerçekten de bu dayanışmalar bizim gibi bağımsız film yapan sinemacılar için çok önemli. Sadece ben değil birçok sinemacı arkadaşımın yaşadığı bir durum. Hepimiz dayanışmayla filmlerimizi yapabiliyoruz. Tabii bu film yapmamıza engel değil. İşler zor olsa da filmlerimizi yapmaya devam edeceğiz.
‘Filmimizi izletmek isteyenlere kapımız açık’
Filmin gösterim planları nasıl? Film nasıl izlenebilir?
İkinci El’in ilk gösterimini geçtiğimiz haftalarda İzmir’de yaptık. Bağımsız bir gösterimdi. Daha sonra Mülteci Filmleri Festivali seçkisine alınmıştı orada da gösterildi. Türkiye’deki festivallerin bu filme çok ilgi göstereceklerini sanmıyorum. Tabii yine de dışarıda içeride birçok festivale gönderdim. Bu durumlarda alternatif gösterim alanları yaratabilmek çok belirleyici oluyor. Diğer türlü film masaüstündeki bir dosya klasöründe kalıyor. Biz bir önceki filmimizde de olabildiğince bağımsız gösterimler yapmış, seyirciyle filmi buluşturabilmiştik. Bu filmde de bunu deneyeceğiz. Gidebildiğimiz yerlere filmimizi de götürüp göstereceğiz. Buradan da çağrı olsun filmimizi izlemek, topluluklarla göstermek isteyen kurumlara, yapılara kapımız her zaman açık.
Evrensel'i Takip Et