6 Mayıs 2026 08:15

Denizlerin 6 Mayıs manifestosu

Manifestolarını, dara çekildiklerinde, ilmikler boyunlarındayken ilan ettiler: “Yaşasın Marksizm-Leninizmin Yüce İdeolojisi”, “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Bağımsızlık Mücadelesi”; “Yaşasın İşçiler ve Köylüler”, “Kahrolsun Emperyalizm”, “Kahrolsun Faşizm!”

İşçilerin, yoksul ve üretici köylülerin, gençliğin eylemlerinin içindeyken, siyasal oportünizmin, parlamentarist hayallerin ve revizyonizmin yol açtığı tahribata karşı büyük tepkiyle yöneldikleri mücadele biçiminin yenilgiyle sonuçlanması sürecinde haykırılan bu sloganlar devrimci sosyalist bir manifestonun köşe taşları niteliğindedir. Kurucusu oldukları örgütün sonraki süreçteki yönelişi bu şiarlar doğrultusunda olmuştur. Marksizm-Leninizmin teorik hazinesinin kavranması çabası, işçi sınıfı içinde devrimci sosyalist çalışmada yoğunlaşarak sınıfın Leninist partisini kurma, sömürülen ve ezilenlerin sermaye diktatörlüğünün baskı ve saldırılarına karşı mücadelesini geliştirme, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunurken tüm uluslardan ve ulusal topluluklardan proletarya ve diğer emekçilerin aynı sınıf örgütlerinde birleşmesi için çaba gösterme; iş birlikçi gericiliğe, faşizme ve emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltme şeklinde özetlenebilecek bir mücadele ve örgütlenme hattında yürünmüştür. 

Bu, onların ve insanlığın kapitalist sömürü ve burjuva barbarlığından kurtuluşu için mücadelede ölen tüm devrimcilerin anısına bağlılığın yanı sıra, amaçladıkları gerçek kurtuluş yolunda ilerlemenin de gereği sayılmıştır.

Onların adının baştan sona bir mücadele alanı olan hayatla birlikte devam ediyor olmasının ‘sırrı’, kendilerinden sonraki zamanlardaki ölümsüzlükleri, başkaldırılarının amacıyla dosdoğru bağlıdır. Ölüme meydan okuyuşlarında, sömürüsüz yeni bir dünya ve toplumun eninde-sonunda gerçekleşeceğine; sömürülen ve ezilenlerin özgür ve eşit insanlar olarak yaşaması için mücadelenin sürdürüleceğine duydukları ikirciksiz güveni dile getirdiler. Buna bağlanmış bir kararlılığın bayraklaşmasıydı onlar. İşçilerin, emekçi yoksul köylülerin, küçük üreticilerin ve gençliğin kitlesel mücadelesinin içinden en öne çıkanlardı. Kuşaklarının en militan savaşçıları olarak yurtsever ve enternasyonalist idiler. Filistin, Vietnam, Küba ve antiemperyalist antisömürgeci kurtuluş mücadelesi veren halkların Türkiye’deki mücadele kardeşliğinin adresi olan Türkiye ’68’inin ön saf savaşçıları oldular. ’60’lı yılların ikinci yarısından itibaren yükselen halk hareketinin ve onun genç kuşaklarının mücadelesinin bir döneminden söz edildiğinde değil sadece, günümüzde de halka ve devrime bağlılık, mücadele kararlılığı, adanmışlık ve yoldaşça güvenden söz edildiğinde Denizlerin, Sinanların ve Mahirlerin ve Kaypakkaya’nın adının hemen akla gelmesi bundandır. 

Özü-sözü bir olanlardı. Emperyalizmin uşaklarının suratına, onların ülkeye ve halka ihanetini haykırarak ölüme yürüdüler. İşçi sınıfı ve tüm ezilenlerin zincirlerinden kurtulması, sömürünün Türkiye ve tüm dünyada ortadan kaldırılması amacıyla yola düşmüşlerdi. Direnişin ‘üç fidan’ının, son sözleri, bizde ve ülkelerde kızıl yıldızlı bayrakların dalgalandığı günlere, bir zafer merhabasıdır.

O zafer için kavga hiç kuşku yok çetin olacaktır. Ama milyarları bulan proletarya orduları, kapitalist kölelik koşullarına boyun eğmeyi ebedileştirmeyeceklerdir. Aksini düşünmek için, tarihi yok saymak gerekir. İnkarcılar, ‘düz çizgi’ iftiracıları, liberal bukalemunlar ve emek gücünü sömürerek yaşayanlar, imkansızlık söylemiyle gerçekleri karartmaya çalışsalar da, bütün kapitalist ülkelerde ve bizde, sınıf mücadelesi günlük yüzlerce örneğiyle devam ediyor.  Günümüz egemenlerinin, modern üretim araçlarının mülkiyetinin ve devasa boyutlarda gelişmiş/geliştirilmiş teknoloji(ler)le takviye edilmiş aygıtlarının gücüne dayanarak sömürülen ve ezilenleri, özellikle de genç kuşakları, mevcut koşullarla uyumlu olmaya ve isyancı duygu-tutumdan uzak durmaya çağrıları, korktukları sonu geciktirmeye ve engellemeye yöneliktir. Sosyalizmin yenilgisi, komünist ve işçi partilerinin zayıflığı, sömürülen ve ezilenlerin mücadele ve örgütlenme düzeyinin geriliği, işçilerin ve devrimcilerin bölünmüşlüğü onları cesaretlendiriyor. Ama korkularına bakılsın: Baskı, saldırı ve yasakları, milyonlarca emekçinin isyana kalkmasına barikat örmek içindir. Çürümüşlüğü içinde boğuldukları yağma-rant-kâr düzeni sürsün diyedir. Direnen işçiye, mücadeleci sendikacıya, boyun eğmeyen gençlere, eşit insan kimliğiyle yaşamak isteyen kadınlara saldırıları susku sağlamaya yöneliktir. Ülkenin gerçek bağımsızlığını isteyenleri, emperyalistlerin ve hempalarının halkı ve ülke kaynaklarını yağmalamalarına karşı çıkanları, halkların kardeşliği için mücadele edenleri “ihanet”le suçlayıp zindanları ve işkence haneleriyle yıldırmaya çalışmaları bundandır.

Denizlerin kavgası emperyalizme bağımlılığın, kapitalist sömürünün, yıkıcılığın, talan ve yağmanın son bulması içindi. O kavga milyonlarca emekçinin biriktiği kentlerde; fabrika, atölye, iş yeri, semt, okul ve kurumlarda, farklı biçimleriyle devam ediyor. Devam edeceğini söylemek, gerçeğin diliyle konuşmak demektir. Marksist-Leninist ideolojinin yol göstericiliğinde, işçi sınıfının ve diğer emekçilerin sosyal dayanağını oluşturduğu ve militan gençlik kuşaklarının dinamizmiyle donanmış mücadele er-geç zafere ulaşacaktır. Bugünün devrimci gereği, Denizlerin de bir manifesto niteliğindeki son sözlerinde işaret ettikleri gibi, bu mücadelenin güçlerinin örgütlü birleşik kuvvetini daha güçlü şekilde var edebilmek için, devrimci coşkuyla işe sarılmaktır.

Halkın mücadelesinde yaşayacaklardır.

A. Cihan Soylu

Denizlerin 6 Mayıs manifestosu
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et