6 Mayıs 2026 00:10

“Meslek seçerken bizi yönlendirmesi gereken ana rehber, insanlığın refahı ve kendi yetkinleşmemizdir. İnsanın doğası öyle bir yapıdadır ki, kendi yetkinleşmesine ancak başkalarının yetkinleşmesi ve iyiliği için çalışarak ulaşabilir… Sadece kendisi için çalışacak olursa, belki ünlü bir düşünür, büyük bir bilge, mükemmel bir şair olabilir, ancak asla yetkin, hakikaten büyük bir insan olamaz… Yaşamda her şeyden önce insanlık için çalışabileceğimiz bir konum seçmişsek, hiçbir yük belimizi bükemez, çünkü bunlar herkesin yararı uğruna yapılan fedakârlıklardır; o zaman küçük, kısıtlı, bencil sevinçler yaşamayız ama mutluluğumuz milyonlara ait olur, yaptıklarımız sessizce ama sonsuza kadar yaşamaya devam eder ve küllerimizin üzerine soylu insanların sıcak gözyaşları dökülür.”

Karl Marx henüz 17 yaşındayken okulda yazdığı meslek seçimi konulu bir kompozisyonda kaleme aldığı bu ifadeler daha sonra kuracağı büyük teorik yapının kavramlarını değil ama yönünü çok açık biçimde ortaya koyuyor. Ortada henüz sınıf mücadelesi yok, kapitalizm eleştirisi yok, tarihsel materyalizm yok ama insanın nasıl bir varlık olduğu, amacının ne olması gerektiği ve nasıl bir hayatın anlamlı sayılabileceği üzerine güçlü bir sezgi söz konusu.

Marx’ın ilk manifestosu diyorum ben bu sözlere… Evet “ilk manifesto” demek biraz iddialı ama çok da yanlış sayılmaz gibi geliyor bana… Biraz yakından bakalım…

Metnin merkezindeki fikir basit ama sarsıcıdır: İnsan, ancak insanlık için çalışarak kendini gerçekleştirebilir. Yani kendi yetkinleşmesi ile başkalarının iyiliği arasında bir karşıtlık değil, tam tersine bir birlik vardır. Bu, bugün çok alıştığımız bireyci anlayışın tam karşısında durur. Sadece kendisi için çalışan birinin “büyük” olabileceğini ama “hakikaten büyük bir insan” olamayacağını söylemesi boşuna değildir. Hakikatin kriteri eylemin insanlık için yapılmasındadır. Burada genç Marx’ın insanı nasıl düşündüğünü görmek de mümkündür: İnsan tek başına var olan bir birey değil, başkalarıyla kurduğu ilişkiler içinde anlam kazanan bir varlıktır. Bu düşünce, ileride onun yabancılaşma kavramına ve insanın “türsel varlık” oluşuna kadar uzanacaktır.

Marx, yalnızca kendine ait olan mutluluğu “küçük ve bencil” olarak nitelendirirken, insanlığa adanan bir yaşamın mutluluğunu “milyonlara ait” bir mutluluk olarak tanımlar. Hiç kıyas götürür mü… Metinde insanlık için çalışmayı seçmek, herkesin yararı uğruna yapılan bir fedakârlık olarak tanımlanır ve bu öyle kutsal bir fedakârlıktır ki bunu gerçekleştirirken hiçbir yük belimizi bükemez. Bu durumda yük dediğimiz şey artık taşınan bir ağırlık olmaktan çıkar, anlamın kendisine dönüşür; insanı ezen değil, ayakta tutan bir güç haline gelir. Marx’ın zorlu yaşam ve sağlık koşullarına rağmen, kendisi yapmasa kimse yapamayacak gibi çalışmasının arkasında bu inanç olsa gerek…

Belki de metnin en çarpıcı taraflarından biri, kalıcılık fikridir. “Yaptıklarımız sessizce ama sonsuza kadar yaşamaya devam eder” derken, günümüzde herkesin peşinden koştuğu bireysel şöhretin ötesinde bir iz bırakmaktan söz eder. İnsan, adını değil, etkisini kalıcı kılmalıdır. Bu da ancak başkalarının hayatına dokunarak, amacı insanlık olan bir çaba ile mümkündür.

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde şunu söyleyebiliriz: Bu metin, Marx’ın daha sonra geliştireceği teorilerin kavramsal, teorik yetkinliğini yansıtmaktan uzak olsa da onların etik başlangıç noktası olarak görülebilir. Yani bir bakıma, teorik politik bir programdan önce gelen bir yön tayinidir.

Bu yüzden “ilk manifesto” demek belki teknik olarak doğru değildir. Ama bir anlamda doğrudur. Çünkü burada Marx, dünyaya ne söyleyeceğini değil, önce kendisini nasıl konumlandırdığını ortaya koyar.

Ve belki de asıl mesele tam da budur: Dünyayı değiştirmeye girişmeden önce, insanın kendisini kimin için ve ne için konumlandırdığı.

Şüphesiz, Marx’ın dili de kavramları da zaman içinde çok daha olgunlaştı ama yönelim, adı net konulmamış olsa bile en başından beri belliydi: İnsanların potansiyellerini özgürce geliştirebilecekleri bir dünya… yöntem ise bunun önündeki engellerin eleştirilerek aşılması…

5 Mayıs 1818’de tarih sahnesine çıkan bu isim, yalnızca kendi çağını değil, sonrasını da tartışmaya açtı. Bu yüzden Marx’ı anmak, hâlâ içinde yaşadığımız dünyayı sorgulamaktır.

Koray R. Yılmaz

Marx’ın ilk manifestosu
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et