4 Mayıs 2026 00:10

Karayılan ve Erdoğan’ın açıklamalarından ne anlamalıyız?

Murat Karayılan’ın ANF’de geçtiğimiz ayın sonunda yayımlanan söyleşisi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürece dair son açıklamaları, 18 ayını geride bırakan sürece dair bize ne söylüyor? Her ikisinin açıklamalarını propaganda kısımlarından sıyırarak bir okuma yapmaya çalışalım.

Karayılan’ın ‘Süreç iktidar tarafından fiilen donduruldu’ vurgusu yapması, ‘biten’ değil tıkanma yaşayan bir duruma işaret ediyor. PKK’nin, Öcalan’ın çağrısına uyarak fesih kongresi gerçekleştirmesi ve bir silah yakma töreni düzenlemiş olmasına rağmen, Karayılan’ın söyleşide, ‘halk savunma merkezi komutanlık üyesi’ olarak sunulması ise, kendileri açısından tam bir silah bırakmanın hükümetin atacağı hukuki adımlarla mümkün olabileceği vurgusunu destekleyen bir gösterge olarak okunmalı. Ancak, Cemil Bayık’ın ve Öcalan’ın kendileri açısından bu süreçten geri dönüş olamayacağı yönündeki vurgularıyla çelişkili bir restleşme hali gibi görülmemesini gözeten bir dil kuran Karayılan, tam silah bırakmamayı bölgenin güvenlik sorunlarıyla da açıklıyor. 

Öncelikle bu söyleşiyi, Karayılan’ın 2026 boyunca yaptığı bir dizi açıklamanın devamı olarak değerlendirmek gerekiyor. Karayılan’ın “Süreç dondu” vurgusunu, iktidar tarafından “Fiilen donduruldu” biçiminde ifade etmesi, her şeyden önce tıkanıklığın aşılmasına yönelik çağrıdır. Karayılan’ın sürecin devamı için fiili değil, yasal hukuki adımlar gerektiğine vurgu yapması ve Öcalan’ın rolüne işaret etmesi de bir gerekçeye dayanıyor. İmralı’daki süreçte yaşanan tıkanıklığın Öcalan’ın ifadeleriyle kamuoyuna yansıdığı hatırlandığında ve bunun bilgisinin bizden önce Kandil’e ulaşmış olduğu dikkate alındığında, Karayılan’ın başvurduğu tonla, Öcalan’ın pozisyonunu güçlendirmeyi amaçladığı açıktır. Bu açıklamaların Cemil Bayık, Duran Kalkan ya da başka isim yerine askeri mimarinin başındaki kişi tarafından yapılması da yine sembolik bir anlama sahip.

Yani, ‘Eğer siz Öcalan’ın konumuna yasal bir statü kazandırmak ve pozisyonunu rahatlatmak için adım atmıyorsanız, bizden de şu ana kadarki cömertlikte adımlar beklemeyin’ deniliyor. Karayılan’ın şu ifadeleri bu bağlamı yansıtıyor: “AKP Genel Başkanı bu konuda zemin açsa veya bazı çabalar sergilese Türkiye toplumunun bunu doğru algılaması pekala mümkündür. Bunun için önemli olan zeminin açılması ve imkanın sunulmasıdır. 50 yıllık savaş sürecinin sona erdirilmesi az bir şey değildir. Bunu yapan kişinin rolünün görülmesi ve hakkının verilmesi çok geniş kesimler tarafından olumlu karşılanacağı gibi, buna zemin sunanın da toplumun vicdanında olumlu bir yerinin olacağı aşikardır.”

Karayılan’ın, önceki röportajlarında sürecin yeni bir aşamaya girdiğini, bundan sonrasında siyasi ve yasal adımların belirleyici olacağını vurguladığı hatırlandığında, bu son açıklamalarını, tıkanıklığın aşılması için iktidardan somut adım talebi biçiminde okuyabiliriz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 29 Nisan’da partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı şu açıklama ise, sürecin donduğuna ilişkin son dönemde yapılan yorum ve açıklamalara toplu yanıt olarak okunabilir: “Süreçle ilgili son günlerde belli çevreler tarafından köpürtülmek istenen kuru gürültüye kulak asmadığımızı vurguluyorum. Sürece dair karamsar senaryolar yazanlar, açık söylüyorum gerçeklerle değil tamamen vehimleriyle hareket etmektedir. 23 Nisan resepsiyonunda da ifade ettiğim gibi olumlu bir atmosfer vardır, yapılması gerekenler bellidir. Süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir.”

Erdoğan’ın, atılması planlanan somut bir adıma vurgu içermeyen bu açıklamaları, iktidarın kendisine siyasi maliyet yaratmadan, sürecin gündemde olma haline yatırım yaptığını ve seçimlere dönük olarak DEM Parti’den beklentileri ve muhalefeti bölme stratejisine bağlı olarak kısmi adımlar atabileceğine yorulabilir. Mardin’de kayyımın görev süresinin yeniden uzatılmasının Karayılan’ın eleştirilerinin teyidi gibi olduğunu da hatırlatalım.

Seçimler vaktinde yapılsa dahi, iki yıl var demektir. Şu ana kadar, süreçle ilgisi olmayan AİHM ve AYM kararlarının uygulanması ile kayyımlardan geri dönülmesi gibi adımlardan bile imtina ederek geride kalan iki yılı muhatabını tasfiye etmeye çalışmakla geçiren bir siyasi aktörün, bir anda depara kalkarak iki yılda büyük sihirbazlıklara imza atmasını bekleyebilir miyiz? 

Bunu Öcalan da Kürt özgürlük hareketinin diğer aktörleri de beklemiyordur. Ama her iki taraf da, kendi hedefleri bağlamında sürecin içinde kalmaya devam etmek istiyor. Ve süreç, an itibarıyla güç dengeleriyle sınanıyor.

Fatih Polat

Karayılan ve Erdoğan’ın açıklamalarından ne anlamalıyız?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et