Doruk Madencilik direnişi ve 1 Mayıs 2026’nın çağrısı!
Doruk Madencilik işletmesi işçilerinin Ankara’ya yürümesi ve 17 gün boyunca baskılara göğüs gererek taleplerini elde etmek için direnmeyi sürdürmesi, emekçi hareketinin son dönemlerdeki mücadelesinde yeni bir örnek oluşturdu. 1 Mayıs’a bir gün kala Erdoğan yönetimi temsilcilerinin, sanki daha önce polisi işçilerin üzerine süren ve Bakanlığa yürümelerini engelleyen yönetimi temsil etmiyorlarmış gibi de yaparak devreye girmeleriyle uzlaşı sağlanması, bu direnişin emekçiler açısından önemini azaltmaz. Havuz-rant basınındaki yağdanlıkların birdenbire işletme patronu karşıtı yayıncılığa soyunmaları ve Erdoğan yönetiminin grev ertelemeleri-yasaklarına attığı imzalarla metal direnişinden Özak işçilerinin hak arayışına karşı seferberliği hiç olmamış-yaşanmamış gibi, Erdoğan’ın “İşçilerin haklarını teslim ettik” sözlerini manşetlere çıkarmaları, işçilerin bu direniş sırasında yaşadıklarını unutmalarını sağlamayacaktır. Nitekim onlar 1 Mayıs günü madenci şapkalarıyla alanlardaydılar.
Sonuçta, mücadele, bir dönemin öne çıkan talepleriyle ve onların şu ya da bu kadarıyla karşılanması veya tümüyle reddiyle sınırlı değildir ve çeşitli biçim ve araçlarıyla işçilerin ve diğer emekçilerin, kendi pratiklerinde eğitim gördükleri bir okuldur. Öğrenmenin düzeyi ve deneyim hanesindeki işlevi değişkenlik gösterebileceği gibi, öğrendiklerini unutanlar da çıkabilir. Biriktirildiği kadarıyla ise anda ve sonrasında eğitici-yön ve yol gösterici olmaya devam eder.
Bağımsız Maden İş Genel Başkanı’nın Halk TV’de yayımlanan açıklamaları, birey bazında da olsa, yaşanan öğrenme ve mücadele-mücadele ve öğrenme süreci ve ilişkisinin açık-net bir örneği ve kanıtını veriyor. , …mealen, “Ben ilkokul mezunu bir insan-bir maden işçisiyim. Ben insan olmak, özgür olmak, eşit insanlar olarak yaşamak için mücadele etmesini öğrendiğime göre -bunun için çaba gösterdim- şimdi çoğu lise-üniversite okuyan emekçiler hayda hayda mücadele ve örgütlenme gerekliliğini duyabilir ve öğrenebilirler” diyordu.
Kuşkusuz, iktisadi-politik koşullardaki değişimin işçiler başta olmak üzere sömürülen ve ezilen tüm emekçilere ağır-çok ağır baskı oluşturduğu dönemin tüm emekçileri, aynı anda on binler-yüz binler halinde ayağa kalkma gerekliliği düşüncesinde birleştirmesi beklenemez. Ancak, irili-ufaklı direnişlerin kendi sınıflarının bir bölümü-bölüğü-parçasının direnişi olarak görmeleri için, bugün değilse yarın benzer sorunlarla kendileri ya da kardeşleri-eşleri-çocuklarının karşılaşmasını beklemeleri gerekmiyor. Parçalı-bölünmüş durumu sendikal ve politik sınıf örgütlerinde birleşip aşma ihtiyacı hem her bir direniş sırasında hem de örneğin 1 Mayıs meydanlarındaki görünümle hayati önemde olduğunu göstermiş oldu. Bursa’ya ya da Edirne’ye giden konfederasyon yöneticileriyle Erdoğan’ın bazı görevlilerinin üç-beş yerde birkaç işçiyle görüşüp sözüm ona 1 Mayıs’ı “tebrik etme”leri arasında amaçsal bir ilişki rahatlıkla kurulabilir. Geçiştirme, saptırma, bölme ve etkisizleştirme, sermaye politikacılarıyla iş birlikçi sendika patronlarının ortak paydasıdır. Taksim yasağıyla Edirne ve Bursa’da yasak savma tutumu; ikisi de emekçilerin gücünü kırma-güçsüzleştirme, dolayısıyla da etkisini azaltma ya da etkisizleştirme hedefine bağlanır. Sömürülen ve ezilenlerin bu durumu değiştirmelerinin yolu, kendilerinden olanların yaşadıklarından da öğrenmelerine bağlıdır. Mücadele öğretir, kazanmak mücadele ve mücadelede birleşmeye bağlıdır. “Birleşelim, değiştirelim!” şiarı bu bakımdan isabetli-karşılığı olan-olması gereken bir çağrı ifadesidir. Sermaye düzenine ve onunla uyum içindeki iş birlikçi sendika patronlarına karşı mücadelede birleşerek; güç-eylem birliği sağlayarak ilerlenebilir. 1 Mayıs 2026’nın ve mayısın öğreti hanesine katkısı bahsinde öne çıkanlardan biridir bu. Ana gövdesiyle örgütsüz ve dağınık olan emekçilerin güçlü mücadele örgütlerinde birleşmesi, hareketin en önemli ihtiyacıdır.
İleri işçi ve emekçilerin buna dair seslenişi 2026 1 Mayıs meydanlarından doğrudan doğruya ekranlara da yansıdı. Emekçilerin ileri kesiminden yükselen “Birlikten güç doğar!” çağrı ve söylemi bu ihtiyacın vurgulu ifadesidir. Sömürü ve baskı cenderesini kırıp atmak üzere daha iyi koşulları oluşturmaya yönelik değiştirmeler ancak milyonlarca emekçinin “güç ve eylem birliği”yle sağlanabilir. Daha ilerisine buradan yürünebilir. Örgütlü devrimci güçlerin önündeki görev ve sorundur bu.
Evrensel'i Takip Et