Maden işçisinden öğreti
Nisan ayı boyunca maden işçilerinin direnişine ve nihayetinde zaferine şahit olduk.
Sendikaların işlevsizliğinin sorgulandığı şu dönemde bir bağımsız sendika daha ülke tarihine damga vurdu.
Hepimiz için bir öğreti olduğunu düşünüyorum.
11 Mart Günü, Bağımsız Maden İş, Doruk Maden işçileri ile özlük hakları gaspı konusunda toplantı yaptıklarını açıkladı.
7 Nisan günü Ankara'ya yürüme kararı aldıklarını deklare ettiler. 8 Nisan'da Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu gözaltına alındı ve 9'unda tutuklandı.
11 Nisan'da Doruk Maden İşçileri direnişine tutuklu olarak da destek verebilmek için açlık grevine başladığını duyurdu. 14 Nisan'da tahliye edildi.
Onun ve Esra Işık'ın tutukluluğu hakkındaki sözleri sebebiyle 11 Nisan'da sendikanın uzmanlarından avukat Doğukan Akan tutuklandı ve o da tepkiler sonucu 20 Nisan'da tahliye edildi.
Bağımsız Maden İş 8 Nisan'da bir meclis ziyareti gerçekleştirdi ve X platformunda duyurdu. O gün X'te duyurdukları bu ziyareti 18 kişi paylaştı 65 kişi beğendi. Bunu belirtmemin sebebi, süreçte kamuoyunun ilgisinin nereden nereye taşındığını daha iyi ortaya koyabilmek. Tüm Türkiye'yi ayağa kaldıran bu direnişin gelişi o gün yazılan satırlardan belliydi:
"Heyetimiz direnişe başlama kararlılığını iletti. Bu görüşmeler, bilgilendirmeler mücadele başladığında ‘Haberimiz yoktu’ gibi yaklaşımların önlenmesine yöneliktir.” dediler ve uyardılar:
“Adil ve harbi bir dövüş istiyoruz. Direnişe başlayacağımız 12 Nisan Pazar günü akşam saat 18.00'a kadar her türlü müzakere, diyalog, barışçıl çözüm önerilerine sonuna kadar açığız. Eylem başladıktan sonra karşımıza kamu adına her kim çıkıyorsa, şayet bir çözüme sahip değilse, lütfen maden işçilerinden uzak dursunlar.”
13 Nisan'da yürüyüş başladı. Sendikadan uzmanlar, ulaşabildikleri sanatçı, yazar, müzisyen, oyuncu ya da etki alanı olduklarına inandıkları kim varsa dayanışma çağrısında bulundular ve her gün sosyal medya üzerinde bu direnişi gündemde tutacak kampanya düzenlediler. Fark ettiyseniz, işçilerin sesi duyuldukça, çağrıya ses verenler de arttı. Ankara girişinde polis şiddetiyle karşılaştılar. 110 Madenci gözaltına alındı. Açlık grevine başladılar. Bu sırada Ankara halkını dayanışmaya çağırdılar. Mikrofon tutulan her bir işçi ülkenin en iyi manşetini veriyordu: "Belediye buraya 130 mezar kazsın, ölmeden dönmek yok bizim için.” “Ben evladıma hakkımı alacağım deyip çıktım evden, almadan dönmeyeceğim.” “Biz çocuklarımız torbacı olmasın diye uğraşıyoruz, bu kadar mı zor bize sahip çıkmak”
23 Nisan'da aileler desteğe geldi. Kendi okulunda kutlamalara katılmak yerine babasının yanında gururla duran çocukları, ergen gençleri, üniversitelileri gördük. “Babamın hakkını verin.” “Oğlumun hakkını verin.” “Eşimin hakkını verin.”
Ortada alınamayan ve patates soğandan ibaret pazar listeleri, kullanımı onca kısılmasına rağmen ödenemeyen faturalarıyla geldiler. Ellerinde manşetle geldiler.
Ülkenin her yerinde Umut-Sen, DGD-Sen gibi daha nice bağımsız sendika basın açıklaması, oturma eylemi, kısa süreli iş bırakma yaparak maden işçisine destek oldu. Liseli gençlerden üniversitelilere il il maden işçisinin yanındayız açıklamaları gelmeye başladı. Madene karşı doğasını korumaya çalışan köylülerden iklim aktivistlerine kadar herkes bir eylem, basın açıklaması ile destek veriyordu. Derken Stadyumlar madenciler için atılan sloganlarla inlemeye başladı. Ankara ayazında çıplak bedenlerine "Açız" yazan işçileri artık görmemek imkansızdı. Konfederasyonlar ses çıkarmazken konfederasyona bağlı bazı sendikalar inisiyatif alıp kendi desteklerini açıkladılar. Ancak vazife savar gibi poz verip gidenler için, Ankara'nın göbeğinde 1 Mayıs bildirisi dağıtıp da işçileri ziyaret bile etmeyenler için, görüp de duymazdan gelenler için Bağımsız Maden İş'in sözü vardı:
“Düşman çok güçlü. Devlete, yargıya, sarı sendikaya, partilere egemen olmuş. Kimse bunlara karşı cümle kuramıyor. Memleketin üçte birini tapulamışlar. Ama biz eğilmedik. 4 gündür 80 madenci soğukta ve açlık grevinde. Bizim yanımızdaymış gibi gözükenlere sesleniyoruz. Dayanışma için, soğukta kalacak yer için aramadığımız yer kalmadı. Not alıyoruz, işçiyi kandıramazsınız! Kaç gece donma tehlikesi yaşadık, bir an titremedik.” TİP Genel Başkanı Erkan Baş, 24 Nisan'da işçilerle birlikte açlık grevine başladı. 27'si polisin saldırısı 28'i Bakanlık ile görüşme ve zaferin ilanı: Tüm hakları ödenecek.
Ankara halkına yeni bir çağrı: “Gelin zaferi birlikte kutlayalım.”
Buradan sonra Başaran Aksu'nun ve sendika başkanı Gökay Çakır'ın konuşmaları, sermaye ve iktidarın ülkenin köylüsünü nasıl köleliğe mecbur bıraktığının ifşası oldu.
Köy okullarının kapatılmasından tarımın yok edilmesine kadar eğitimden ranta her şeyi anlatan konuşmalardı. Ve artık önlerinde her kanalın mikrofonu vardı.
Bu direnişten kendi adıma çıkardığım dersler:
-Kararlı yola çıktığında kararından milim esneme. Pazarlığa açık olmadığını ortaya koyduysan bir daha pazarlık kabul etme.
-Davan haklıysa kimsenin gönlünü eylemekle vakit kaybetme. Sen herkesi tavrıyla yüzleştirecek malzemeyi ortaya koy, bırak kendileri yüzleşsin. Enerjini kendine sakla.
-Her gün yeni hedef, yeni rota, yeni bir eylem ekle. Asla rutine teslim olma. Hatırlayın, üstlerini çıkardılar, baretleri yere vurdular, ailelerini getirdiler, açlık grevine başladılar, bakanlığa yürüdüler, holdinge yürüdüler. Her gün yeni bir kampanya, her gün onlarca ilde destek eylemleri, her gün siyasi parti ziyaretleri, her gün yeni bir manşet.
-Etik oyna. Sen ihtarını yap, blöf sanan kendi düşünsün düştüğü durumu. Ne demişti sendika 8 Nisan'da "Adil ve harbi bir dövüş istiyoruz."
-İnsanları katkıya çağırırken öngörülü kabule yenilme. O gelmez, bu söylemez, şu dinlemez deme. Haklı davası olan her desteği istemekte özgür. Açıklamakla mükellef olan desteğini açıktan koymaktan geri duran olmalı.
-Haksızlığı dile getirirken mağduriyetin kederini değil öfkesini kuşan, hayır hasenat söylemini bıçak gibi kesiyor bu öfke. Kimse yazık diyemesin. Böylelikle acınılan değil zorbalığı tehdit edebilen olursun.
-Kavganı yalana boğmak, odağını değiştirmek için her türlü manipülasyonu yapacaklardır. Bunlara cevap üretmekle vakit kaybetme. Yalnızca kendi sözünü hep ivmeyi yükselterek söyle. Yok alacaklarını almışlar, milyonlarca lira ödenmiş denildi, işçiler eylemi bitirmesin diye TİP zorluyor denildi. Yandaş medyanın, trol ordusunun denemediği yol kalmadı. Kim duydu? Hiç. Vız geldi tırıs gitti. İşçinin sesi yanında sinek vızıltısını geçemedi.
-Dayanışmaya, direnişe, mücadeleye çağırdığın insanları kutlamandan eksik etme. Zaferi paylaş, neşeni, coşkunu sakınma. Tüm ülke muhtaç hak edilmiş coşkulara.
-Zaferin ardından rehavete kapılma yeni hedefini hemen koy ortaya, rüzgârın dağılmasına izin verme.
-Kimin çağrısı olduğu, kimin eylemi sahiplendiği tartışmalarını bir kenara koy. Herkesi dahil et ama kimseyi asıl davanın önüne koyma.
Geçtiğimiz haftalarda, bir şirketin üst düzey yöneticisinin işe alımdaki şartlarını tartıştık uzun uzun. 18 saati bulan mesai, resmi ve dini bayramlarda çalışma gibi adanmışlık talep edişini.
Beyaz yaka ne zaman sınıfını fark edecek, ne zaman örgütlenmeyi ve sendikalaşmayı düşünecek diye sorduğumda “Sendika bu ülkede ne işe yarıyor?” diyenlere de sert bir yanıt oldu.
Bağımsız sendikalar var ve her gün yeni bir destan yazıyorlar. Direnmeyi bilen kazanmayı da tadıyor.
Dilerim yelkenlerine rüzgar dolsun. Bize yılgınlıktan çıkışı gösterdiler.
Madencilerin öğretisi kulaklara dolsun, bir sonraki 1 Mayıs anlı şanlı olsun.
Evrensel'i Takip Et