1 Mayıs 2026 00:08

“Sirat”ın sinsi bir mühendislikle tasarlanmış görselliğinin, haz ve deneyimden başka bir şey vadetmeyen tek boyutlu anlatısının yerlere göklere konulamadığı bir sinema habitatında Mascha Schilinski’nin ikinci uzun metrajı “Düşüşün Tınısı” (In die Sonne schauen) neden hak ettiği övgüyü almıyor anlaşılabilir. Uzun süredir sinemada duyguların maniple edilerek ortaya çıkarıldığı anlatılara maruz kalıyoruz. Beklentileri, korkuları, endişeleri tetikleyen bir manipülasyon bu. Ve evet sinema aynı zamanda bir manipülasyon sanatı. Ama işte Mascha Schilinski film izlemenin aynı zamanda zamana yayılmış, sabırlı bir hissetme süreci olduğunu hatırlatıyor bizlere.

Mascha Schilinski 2017 yılında çektiği ilk uzun metrajı “Die Tochter” ile övgüler almıştı. Tıpkı burada olduğu gibi eski bir evi hikayenin ana karakterine dönüştüren yönetmen ses tasarımı ve çocuk oyuncu yönetimindeki maharetiyle de dikkat çekti. Ki zaten o dönem küçük bir çocuk olan Helena Zengel daha sonra “Systemsprenger” ile tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştı. Yönetmen, zanaatındaki bu ‘teknik’ gelişmişliği felsefi ve fiziki bir boyuta taşıyarak özgün bir iş çıkarıyor bu sefer.

Almanya’nın yüz yıllık tarihine yayılmış, kadınların gelip geçtiği mekanın sabit kalıp durmadan aynı sonuçları ürettiği bir film “Düşüşün Tınısı”. Dört farklı tarihte dört genç kızın gözünden Almanya yüzyılına bakıyoruz. Ölüm, savaş, patriyarka ve daha fazlası…1910’larda savaşın hemen öncesinde belli ki varlıklı bir ailenin parçası olan Alma, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde çiftlikteki varlığı belli belirsiz olan Erika, 1980’lerin Doğu Almanya’sında sınırları zorlamaya çalışan Angelika ve bugünün dünyasını anlamlandırma derdinde Lenka.

Aynı ev, aynı samanlık, aynı avlu, aynı tarla, aynı su… Yüz yılı aşan hikayede bu küçük kadınların çevrelerindeki diğer kadınlara da bakarak, onların yaşadıklarını da bizlere taşıyarak kurdukları dünya birbirinin içine geçiyor film evreninde. Karakterlerden birisinin koridorda başladığı yürüyüş, diğeriyle devam ediyor. Aynı suda aynı anda yıkanıyorlar yeri geldiğinde genç kadınlar. Daha ilk dönemde küçük Alma’nın dünyasında mekanın aynı zamanda bir ‘ölüler evi’ olduğunu da fark ediyoruz ve ölüm kadınların üzerinden eksik olmuyor hiç! Bu kuşaklar boyu bir travma olarak aktarılıyor. Ama bunu lineer bir devamlılık olarak anlatmıyor Mascha Schilinski. Birbirinin içine geçen, birbirini besleyen karmaşık bir yapı olarak inşa ediyor filmin dünyasını. Kamera sadece karakterler ya da mekanların değil, zamanın içinde de kaybolarak tuhaf bir bağ kuruyor.

Einstein’ın “uzaktan ürkütücü eylem” sözleriyle tanımladığı kuantum dolanıklığı filmin yapısını anlamamız için kapı aralayabilir. Buna göre, atom altı seviyede iki veya daha fazla parçacık öyle bir şekilde birbirine bağlanır ki, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun, birinin durumu diğerinin durumunu anında belirler. Yani dolanık parçacıklar artık iki ayrı nesne gibi değil, tek bir sistem gibi hareket ederler. Birine yapılan müdahale, diğerini anında etkiler. İşte filmin farklı zamanlarına savrulmuş bu kadınların birine yapılan müdahale, diğerini de etkiliyor. Aralarındaki zamansal mesafe ne kadar uzak olursa olsun, birinin durumu diğerini de tetikliyor sanki. Filmin görsel dilini, birbirine geçmiş yapısını tanımlayacak en ‘bilimsel’ açıklama bu olabilirdi. Ancak, eğer sanat kavramlarıyla konuşacaksak ‘şiirsel’ demeyi tercih etmemiz gerekiyor.

Bu yapının kurucu ögesi dil değil, görüntü. Filmde az diyalog kullanılıyor, hem mekanın hem de duyguların devamlılığı görselleştirilerek aktarılıyor seyirciye. Bu devamlılık zamanın da bir ve sürekli olduğu hissini güçlendiriyor. Ama bir noktada bu devamlılığı kesen seyirciyi kendine getiren anlar da inşa ediyor yönetmen. Genç kadınların bir an kameraya dönüp bakmaları, dördüncü duvarı yıkıp seyirciyi tanıklığa devam etmeye teşvik etmeleri mesela… Karakterlerin hafızalarıyla birlikte görüntü de bulanıklaşıyor, onlar hayat deneyimlerinden bir anlık kopuş yaşarken yönetmen de seyirciyi o an için filmden koparıyor adeta. Seyircinin filme dair hafızasını silikleştiriyor ve karakterinin duygusuna sürüklemeye çalışıyor onu da. Yalnızca hikayenin odağındaki genç kadınlar değil, aynı zamanda evlerdeki diğer kadınlar da hikayenin parçasına dönüşüyor. Anneler, babaanneler, hizmetçi kadınlar, kız kardeşler, kayıp teyzeler… Bütün bunlar dış seslerle de birbiriyle konuşuyor adeta…

Filmin en güçlü yanı, seyirciyi en zorlayan tarafına dönüşebiliyor öte yandan. Filmin görsel dünyasının içinde kaybolurken, hikayenin katmanlarını anlamlandırma süreci akamete uğrayabiliyor. Tıpkı karakterler gibi geçmişin parçalarını yerine yerleştirmeye çalışırken başka anlamlar kaçabiliyor. Kimi yerlerde bir puzzle karşısında gibi hissediyoruz kendimizi. Elimizde parçalar, mükemmel görüntüyü tamamlamaya çalışıyormuş gibi… Ama önemli bir parçayı yerine yerleştirip bir adım geri çekilince tıpkı karakterlerin geçmişlerini yerine oturttuklarında aldıkları hazzı alıyoruz biz de. Ama burada bir özel durum var. Karakterlerin ellerindeki parçaları bakıp yerleştirecekleri rehber bir görsel yok ortalıkta. Bu genç kadınlar kültürün, mekanın, doğanın ve suyun hafızasını birbirlerine aktararak bir görüntü oluşturmaya ve ona göre ellerindeki parçaları yerleştirmeye çalışıyorlar. Arada bir kameraya dönüp seyirciye bakmaları bir yardım çağrısı belki de!

“Düşüşün Tınısı”, sinemanın sadece deneyimleme değil hissetme aracı olduğunu hatırlatan bir yapım. Son yıllarda yönetmenlik mahareti olarak izlediğimiz en özel işlerden birisi… Mascha Schilinski, trendleri reddedip sakin sakin ilerleyen ve her anını duyumsatan bir görsel dünya kurarken ne kadar çağın ezberlerinden ayrılıyorsa, ortaya çıkardığı görüntülerin güzelliklerine aldanıp onlara kıyamamakla onlarla benzeşiyor! Biraz kıyabilse, son yılların değil, milenyumun en iyi filmlerinden birisine imza atmış olabilirdi. Ki böyle şeylerin kararını da zaman verir. Kim bilir belki de o imza atılmıştır bile!

Cannes’da jüri özel ödülü kazanan yapım Türkiye’de vizyona girmedi. Geçen hafta MUBI Türkiye’de gösterilmeye başlanan “Düşüşün Tınısı”, sinemayı özleyenler için biçilmiş kaftan!

Şenay Aydemir

Kuantum dolanıklığı!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et