Asla yalnız yürümeyeceğiz!
Bazen bir zarfın içinden sadece birkaç satır çıkar. Bazen de bir dünya. Aylardır koliler açıyorum. Kartlar, mektuplar, çocukların henüz acemilikten kurtulamamış harfleri, çıkartmalar, boyalar, yılların yükünü taşıyan titrek ama zarif el yazıları… 2 yaşından 92 yaşına kadar insanların bana dokunan cümleleri. İçlerinden çıkan şey sadece mektup değil, örgütlü vicdan. Af Örgütünün örgütlediği, hepimizi içine kattığı dayanışmalardan bir kesit… Dünyanın dört bir yanından: Hindistan’dan Kanada’ya, Japonya’dan Yeni Zelanda’ya. Aynı cümle farklı dillerde tekrar ediyor aslında: “Yalnız değilsin.” İnsan bazen bunu unutuyor.
Bir hak ihlaliyle karşı karşıya kaldığınızda, mesele sadece hukuk olmuyor. Yalnızlık da oluyor. Sesinizin yankı bulup bulmayacağını bilmemek oluyor. İşte tam o noktada, hiç tanımadığınız insanların size yazdığı bir mektup, o boşluğu dolduruyor. Bir mektup dünyayı değiştirir mi? Evet, değiştirir. Ama belki düşündüğümüz gibi değil. Dünyayı bir anda dönüştürmez elbette. Yasaları tek başına değiştirmez. Ama insanı değiştirir. Ve insan değiştiğinde, dünya zaten yerinden oynamaya başlar.
Polonya’daki bir teknik lisede öğrenciler öğretmenlerinin izlettiği videonun ardından bana yazmış. Erkek çocukların aceleyle koparılmış defter sayfaları, karışmış hikayeleri… Kız çocuklarının özenle süslenmiş kağıtlara, duyguyla örülmüş cümleleri… Her biri başka bir yerden, başka bir bilinçten sesleniyor. Ama hepsi aynı yere varıyor: Bir başkasının acısını hissedebilme kapasitesi.
Dayanışma dediğimiz şey tam da bu.
Mükemmel olmak zorunda değil. Hatasız olmak zorunda değil. Bir yerlerde bir çocuk, dünyanın başka bir köşesindeki bir insan için kalem oynatıyor. Bu, başlı başına bir kırılma. Dünyanın dört bir yanından insanlar, hiç tanımadıkları birine yazıyor. Çünkü bir yerde bir hak ihlali varsa, bu artık yerel bir mesele değil. Bu, küresel bir sorumluluk. Ve bu sorumluluk, devletlerin çoğu zaman yapmadığını, insanların birbirleri için yapmasıyla taşınıyor. Bugün bize sürekli “Kendi hayatına bak” diyen bir düzen var. Ama o koliler başka bir şey söylüyor: İnsan, ancak başkası için harekete geçtiğinde insan oluyor.
Bir mektup küçümsenebilir. Ama o mektuplar bir araya geldiğinde ne olur?
Baskı olur.
Görünürlük olur.
Geri adım attıran bir güç olur.
Hak ihlallerinin en çok beslendiği şey sessizliktir. Ve bu kampanyalar, o sessizliği parçalar. Devletlere şunu hatırlatır: Kimse görmüyor sandığınız şeyler, dünyanın öbür ucunda bir çocuğun kalemine kadar ulaşıyor. Litvanya’daki bir diğer sınıfta verilen ödev, aslında politik bir eylem. Kanada’dan gönderilen bir kart, diplomatik bir mesaj kadar net. Çünkü dayanışma, sadece iyi niyet değil-iktidar ilişkilerini etkileyen bir basınçtır.
Madencilerin kazanımı bize şunu hatırlattı: Haklar yukarıdan verilen lütuflarla değil, aşağıdan kurulan dayanışmayla kazanılır. Ve dayanışma, sadece slogan değil; sonuç üreten bir güçtür.
Benim masamda ise hâlâ açılmayı bekleyen binlerce mektup var. Hepsini saklamak istiyorum. Çünkü onlar sadece kağıt değil. Tanıklık. Dayanışma ve umut. İnsanlığın kendine yazdığı notlar. Ama aynı zamanda bir soru da var önümde: Bu kadar umudu nereye koyacağım? Belki de cevap şu: Bir yere sığdıramayız. Çünkü umut, saklanacak bir şey değil. Paylaşıldıkça çoğalan bir şey.
Ve belki de bu yüzden, bir mektup hiçbir zaman sadece bir mektup değildir. Benim masamda biriken mektuplar, tam olarak tekrar tekrar bunu söylüyor: Yalnız değilsin. Ve bu cümle, bazen bir rejimin en korktuğu cümledir.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et