26 Nisan 2026 00:10

Türkiye’de siyasal şiddetin iktisadi kökeni ve acele kamulaştırma kararlarına bakış

Türkiye kapitalizminin izlediği agresif büyüme stratejisi, son yıllarda yoğunlaşan mülksüzleştirme süreçlerini belirgin biçimde hızlandırdı. Bu bağlamda, çok sayıda kamu arazisi ve köylülere ait toprak, “acele kamulaştırma” mekanizması aracılığıyla sermaye birikim sürecine eklemlendi. Akbelen’de, Varto’da ve farklı coğrafyalarda köylülerin tapulu arazilerini korumaya yönelik eylemleri; İkizköylü Esra Işık’ın tutuklanması ve “acele kamulaştırılan” alanlardan zorla yerinden etmeler, söz konusu sürecin toplumsal yansımalarıdır. Bu gelişmeler, sermaye birikimi sürecine dahil edilmemiş özel mülkiyet biçimlerinin mutlak bir dokunulmazlığa sahip olmadığını da açık biçimde gösterir.

Madencilik ve (yenilenebilir) enerji başta olmak üzere organize sanayi bölgeleri, inşaat ve turizm sektörleri için yapılan mülksüzleştirme pratikleri, ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının talepleri doğrultusunda şekillenir. Bununla birlikte, bu süreç yalnızca piyasa aktörlerinin inisiyatifiyle açıklanamaz. Sermayenin coğrafi yayılımı ve yoğunlaşması, özellikle “acele kamulaştırma” kararları aracılığıyla, devletin kurumsal kapasitesi ve zor aygıtları üzerinden gerçekleşir. Dolayısıyla, siyasal şiddet ve zor yoluyla mülksüzleştirme, ilksel birikim süreçlerinin güncel bir tezahürü olarak, devlet iktidarının yönlendirici rolü altında ilerler.

I.

Devlet biçiminin dönüşümü ve siyasal rejimdeki değişimler, yüzeydeki siyasal söylemlerden ziyade, ekonomi ve hukuk alanında somutlaşan sınıfsal güç ilişkileri çerçevesinde analiz edilmelidir. Bu ilişkiler, yalnızca devlet iktidarının toplumsal dayanaklarını belirlemekle kalmaz; aynı zamanda devlet aygıtı içindeki temsil biçimlerini ve yürütme, yasama ve yargı arasındaki işleyiş dinamiklerini de şekillendirir. Diğer bir ifadeyle sermaye birikim rejimi, kendisine uygun siyasal ve hukuksal kurumsallaşma biçimlerini üretir.

Devlet içinde söz konusu sınıfsal güç ilişkilerinin kristalize olduğu alan “iktidar bloğu”dur. Antonio Gramsci, iktidar bloğunu egemen sınıf ve onun farklı fraksiyonları arasındaki uzun vadeli ve görece istikrarlı ittifak olarak tanımlarken[1] ; Nicos Poulantzas bu yapıyı, siyasal egemenliği elinde tutan sınıf ya da sınıf fraksiyonlarının çelişkili birliği olarak kavramsallaştırır.[2]  Her iki yaklaşım da iktidar bloğunun homojen bir yapı olmadığını; aksine, içsel gerilimler ve rekabetler barındırdığını vurgular.

Bu çerçevede, iktidar bloğu içerisinde farklı yerli ve yabancı sermaye fraksiyonlarının talepleri sürekli bir rekabet içindedir. Kısa vadeli çıkarların ötesinde, uzun vadeli ve yapısal nitelikteki talepler “devlet projesi” olarak kurumsallaşır.[3]  Bu projeler, anayasa gibi kurucu metinler aracılığıyla güvence altına alınır ve Andrew Dunshire’ın ifade ettiği üzere, siyasal sistemdeki denge ve fren mekanizmalarını dönüştüren bir “müdahaleci yönetişim” anlayışına dayanır.[4] 

II.

Hakim “devlet projesi”, kamu politikalarının oluşumunu, kamu kaynaklarının tahsisini ve devlet aygıtının zor kullanımını belirleyen temel çerçeveyi oluşturur. Bu bağlamda, sermayenin temsiline dönüşen kamu kurumları ve kamu görevlileri, anayasallaşmış şiddet araçlarını belirli bir yönelim doğrultusunda seferber eder. Alain Lipietz ve Düzenleme Okulu’nun yaklaşımı, bu sürecin analizi için önemli bir kuramsal katkı sunar.[5]  Buna göre, bir devlet projesinin sürekliliği, sermaye birikim rejimi ile düzenleme tarzı arasındaki uyuma bağlıdır. Sermaye birikiminin sürdürülebilirliği, hukuksal normlar ve kurumsal düzenlemelerle desteklenmek zorundadır; piyasa mekanizmasının işleyişi de ancak bu tür bir devlet müdahalesiyle mümkün hale gelir. “Acele kamulaştırma” da bu müdahale tiplerinden biridir.

III.

Acele kamulaştırma uygulamalarıyla hız kazanan mülksüzleştirme dalgasının iktisadi ve hukuki temelleri, yukarıda çizilen çerçeve içinde anlam kazanır. Olağanüstü durumlarda hızlı müdahaleyi mümkün kılmak üzere tasarlanan bu mekanizma, Türkiye’de özellikle AKP döneminde “istisnai” bir uygulama olmaktan çıkarak “kural” haline gelmiş, yapısal bir politika aracına dönüşmüştür.

Nicel veriler bu dönüşümü açıkça ortaya koyar: 2005’te 6, 2006’da 7, 2007’de 13, 2008’de 17, 2009’da 11, 2010’da 18, 2011’de 33, 2012’de 171, 2013’te 283, 2014’te 264, 2015’te 100 adet “acele kamulaştırma” kararı verilmişken; 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından başkanlık rejimine geçiş süreciyle birlikte bu uygulama daha da yaygınlaşmıştır. Nitekim 2016’da 165, 2017’de 129, 2018’de 113, 2019’da 150, 2020’de 165, 2021’de 229, 2022’de 161, 2023’te 193, 2024’te 191, 2025’te 202 ve 2026’nın 1 Ocak–25 Nisan tarihleri arasında 59 adet “acele kamulaştırma” kararı verilmiştir.

Bu olağanüstü bir yöntem olan acele kamulaştırmanın “olağanlaşmasını”, sermaye birikim süreçlerini hızlandıran ve mülksüzleştirmeyi kurumsallaştıran temel bir politika enstrümanına dönüştüğünü gösterir.

IV.

Agresif büyüme stratejisinin rant odaklı karakteri, bu niteliğe uygun hukuksal kurumlarını, hatta kendi hukukunu üretir. Karl Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’nın Önsözünde “Her üretim biçimi kendine özgü hukuksal kurumlarını yaratır.” derken, aynı zamanda bir devlet içindeki farklı hukuk tiplerine de işaret eder. Birden fazla sermaye fraksiyonunun bulunduğu ve taleplerinin rekabet halinde olduğu bir yapıda, hegemon konuma ulaşan fraksiyon, birikim rejimini destekleyip besleyecek hukuk sistemini “de jure” ya da “de facto” biçimde yürürlüğe koyar. Marx’ın “Faustrecht”, yani “en güçlünün hukuku” olarak adlandırdığı bu durum da bir hukuktur; üstelik “hukuk devleti” içinde farklı biçimler altında varlığını sürdürmeye devam eder. Acele kamulaştırma kararları bu eksende, iktidar bloğu içerisinde madencilik ve (yenilenebilir) enerji alanlarında yatırımları bulunan ve bu alanlara devletin daha fazla yatırım yapması talebinde bulunan sermaye fraksiyonlarının hukuksal suretlerinden bir tanesidir.

Türkiye kapitalizminin “ekstraktivist” (sömürü madenciliğine dayalı) büyüme eğilimi, acele kamulaştırma kararlarının arkasındaki temel itkilerden biridir. John Bellamy Foster’a göre “ekstraktivizm”, bir kaynak sömürücülüğü türü olarak tekelci sermaye evresi ve geç emperyalizm koşullarıyla özdeştir.[6]  James Petras’a göre ise madencilik sektörleri, ülkeleri yeni bir bağımlılık ilişkisine zorlayan yeni emperyalizmin ana eksenlerinden biridir. Türkiye’de 2024 yılı başından 2025 yılı sonuna kadar madenlere ihale edilen ruhsat sahalarının toplamı 468.784 hektardır. Toplamda 1 milyon 17 bin 480 hektarlık alan, maden şirketlerinin kontrolüne yalnızca formel ihale usulleriyle değil, aynı zamanda acele kamulaştırmanın sermayeye sunduğu avantajlar aracılığıyla devredilmiştir.[7] 

V.

Toplumun geniş kesimlerini etkisi altına alan bu ölçekteki siyasal şiddeti ve mülksüzleştirme hareketini, formel burjuva demokrasinin sınırlarına bağlı zor aygıtlarıyla ya da yargının geleneksel siyasallaşma biçimleriyle yürütmek ve sürdürmek mümkün değildir. Bu tür agresif birikim süreçlerine uygun, aynı derecede agresif bir düzenleme tarzına, siyasi ve hukuksal üstyapı kurumlarına ihtiyaç vardır.

Daha köktenci; bürokratik karar alma ve denetleme süreçlerinin daha kısa olduğu; zorla el koymanın ve ekonomi-dışı zorun daha aktif olduğu; yalnızca yeni değerlenme alanları değil, aynı zamanda yeni rant alanları da yaratabilen; nüfusun geniş kesimlerini proleterleşmeye zorlayan bir devlet aygıtı agresif büyümenin asli koşulu haline gelir. Türkiye ekonomisi ve ekonomi aygıtları Batı kapitalizminin dekarbonizasyon veya ikiz dönüşüm gibi modellerine uyumlu görünen atılımları reklam unsuru olarak kullansa da hakim birikim rejimi, kısa sürede patlayan karlara odaklı, bunun için “toprağı ve insanı kurutmaktan” çekinmeyen büyüme stratejisidir. Acele kamulaştırma kararları, sadece sermayeyi besleyen bir hukuk prosedürü değil, aynı zamanda, iktidar bloğu içerisindeki sınıf fraksiyonlarının tezahürüdür.


Dipnotlar:

  1. ^ Panagiotis Sotiris, “Gramsci and the Challenges for the Left: The Historical Bloc as a Strategic Concept”, Science & Society, Vol. 82, No. 1, sf. 94-119
  2. ^ Nicos Poulantzas, Siyasal İktidar ve Toplumsal Sınıflar, çev. Şule Ünsaldı, Ankara: Epos, 2014, sf. 273
  3. ^ Bob Jessop, Devlet, çev. Atilla Güney, Ankara: Epos, sf. 132-133
  4. ^
    Andrew Dunshire, “Tipping the Balance: Autopoiesis and Governance: Autopoiesis and Governance”, Administration & Society, 28(3), sf. 299-334.
  5. ^ Bkz. Alain Lipietz, “Behind the crisis: the exhaustion of a regime of accumulation. A ‘regulation school’ perspective on some french empirical works”
  6. ^ John Bellamy Foster, Extractivism in the Anthropocene, Monthly Review, Vol. 75, No. 11 (April 2024)
  7. ^ Özer Akdemir, Haritalarla illerin maden talanı

Kansu Yıldırım

Türkiye’de siyasal şiddetin iktisadi kökeni ve acele kamulaştırma kararlarına bakış
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et