24 Nisan 2026 00:10

Tom Barrack’ın merhametli monarşisi

Geçenlerde Antalya’da Demokrasi Forumu’nda konuşan ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Ortadoğu’da işe yarayan rejimlerin merhametli monarşi veya meşruti monarşi türü siyasi yapılar olduğunu, dünyanın bu bölgesinde demokrasi arayışlarının çöktüğünü ve sadece tek bir şeye; güç’e saygı duyulduğunu söylemesi burada ve ABD’de örneğin Wall Street Journal’de tepki ve eleştiri konusu oldu.

Tom Barrack nev’i şahsına münhasır biri değil; ABD’nin küresel siyasi ve ticari haritayı çizmeye yeltendiği ve istikrarsızlaşan hegemonik gücünü yeniden inşa etmek için bir ölüm kalım savaşına girdiği şu günlerde potları, patavatsızlıkları ve saldırganlığıyla dünyayı uğraştıran Trump’ı ortaya çıkaran koşullardan türeyen, tamamlayıcı fonksiyonel bir aparattır. Ona ABD’de İstanbul’daki adamımız yakıştırması yapıldı, Graham Greene’in Havana’daki Adamımız romanında anlattığı tipe benzetildi. Yıllar içinde, küçük küçük adımlarla monarşik bir rejimin imitasyonunun üretildiği kendi coğrafyamız göz önünde bulundurulursa ona Washington’daki adamımız demek de yanlış olmayacaktır.

2000’li yılların başında ABD Irak ve Afganistan’a sözde demokrasi ihraç etmek, kimyasal silahları ve Taliban gericiliğini temizlemek için işgal hareketi başlattığı sıralarda iktidara gelen AKP’nin o zamanki ortağı Cemaat ile birlikte başlattığı kurumsal dizaynın bugünkü sonucu siyasi iktidarda tekelleşme oldu. Ergenekon soruşturmaları ordunun bu tekele bağlanmasıyla, HSYK düzenlemesi yargının iktidar nüfuzuyla ilişkilendirilmesiyle sonuçlandı. Tek adam rejiminin kurulması da yasama ve yürütmeyi vesayet kurumlarına dönüştürdü. Bir sürü yasa ve Anayasa maddesi değiştirildi. Barrack’ın kanunun ve hukukun yerine geçirdiği muktedirin merhametine bağlı adalet bizde çoktan beri başarıyla inşa ediliyor. Ve genellikle bu merhamet mihenginin nasıl işlediğine her gün tanık olduğumuz için ayrıca tartışmaya gerek yok. Veliaht sistemi ise… eh o konuda da Türkiye halkı bu meseleye ısındırılmaya çalışılıyor. ABD mahreçli Büyük Ortadoğu Projesine Türkiye sermayesinin kendisini uyarlaması fetihçiliğin ve rantçılığın pazar ve sermaye dolaşımına eklemlendiği Yeni Osmanlıcılık paketiyle oldu; bu paketin içerdeki açılımı ideolojik ve kültürel kodlarla güçlendirilmiş tek adam rejimidir. Saray rejimi de denilebilir.

Yakın zamanda etrafına topladığı sahabesiyle kendisini kral, İsa ve neredeyse tanrı ilan eden Trump’ın Ortadoğu’daki memuru Tom Barrack da kendisini sömürge valisi koltuğuna yerleştirmiş bulunuyor. Bir zamanlar İngiltere’nin eski sömürgelerini egemenlik hakları, kendi kaderini tayin hakkı, demokrasi gibi kavramlarla baştan çıkarmaya, ekseninde kendisinin bulunduğu yeni bağımlılık ilişkilerine ısındırmaya çalışan son yüzyılın en büyük emperyalisti şimdi demokrasi tahayyülünün, Amerikan rüyasının ve mucizesinin işe yaramadığını iddia ediyor. O zaman bu kavramlar ABD’nin Vietnam’a, Kore’ye saldırmasına, Latin Amerika ve Türkiye’deki darbelerin arkasında durmasına da engel olmamıştı. Onun şartlarında riayet etmeyen ülkelere, azıcık direnmeye kalkanlara, hedef ülkelerdeki demokratik muhalefete tahammül edemeyen de başkası değildi. Ancak o zamanlar emperyalist maksatlar, sömürgeci zihniyet dünya halklarının politizasyon düzeyi nedeniyle bugünkü kadar açık telaffuz edilmiyordu. Emperyalizm bile karşılıklı bağımlılık olarak, sömürgecilik yardım ve kalkınma programı olarak süslenip püslendi.

Bugün ABD’nin durup bu ince şeyleri düşünmeye ne gücü ne hevesi ne de uğraşma isteği var. Tekellerin think-tank kuruluşlarından ve Tom Barrack’ın ağzından demokrasi arayışının tükendiği iddia edilebiliyor ve özellikle Ortadoğu halklarının emperyal şiddete layık ve istekli olduğu gibi bir alt metin sürekli dolaşımda. Emperyalizm artık sözlere pirim vermiyor; süpersonik füzeler, uzaktan kumandalı teknolojik silahlarla konuşmayı tercih ediyor. Trump’ın ABD’nin ‘uydu monarşi’lerinden Suudi veliaht prensini ‘popomu bile öper’ diye aşağılaması baş monarşistin merhamet, diplomatik nezaket, ‘karşılıklı bağımlılık’ gibi normlarla işi olmadığını gösteriyor. Silah zoruyla teb’a yaratan bir kral için bunların önemi yok.

Önemli olan; Amerikan mali sermayesinin yeni sömürgeci planlarında ayrıcalıklı bir yer tutan Ortadoğu’da, Latin Amerika’da ve hatta Avrupa’da eskiden kalmış devlet alışkanlıklarının çözülüp dağılması. Çünkü mal ve sermaye transferini düzenleyen korumacı önlemlerin, yatırımlar için dolambaçlı bürokratik izin sisteminin, el koyma pratiğini zorlaştıran prosedürlerin oyalayıcı süreçlerine artık tahammülü yok ABD’nin. Türkiye’nin kıymetli nadir elementlerine ve metallerine adam adama ilişkiyle el koymanın konforunu genelleştirmek yolunda. Yani yeni krallarla, tek adamlarla işini görmek istiyor. ABD emretsin yerel kralın bir işaretiyle kapılar açılsın!

ABD’nin peşi sıra gelen diğer irili ufaklı emperyalistler üzerindeki hükmünün erozyona uğraması ve Çin, Rusya ‘bloğunun’ dünya ekonomisindeki rolünün artması ve bu yeni emperyalistlerle arasındaki rekabetin şiddetlenmesi, Çin’in de devasa bir silah sanayisine ve nadir elementlere sahip olması ABD’yi erken ve kendi şartlarında savaşa zorluyor. Monarşist yönetimler tam da bunun için elzem.

Tom Barrack, işte, ABD mali sermayesinin içinde yaşadığı gerilimin bir elçide düzey ve akıl sorunu olarak beliren bir semptomu. Sözleri başka koşullar olsa gülünüp geçilecek birer deli saçması. Ne yazık ki mevcut durumda ciddiyetsizliği ciddiye almaya değer. Ait olduğu yere, kralının dizinin dibine göndermeye de.

Nuray Sancar

Tom Barrack’ın merhametli monarşisi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et