13 Nisan 2026 00:08

Ara seçim: Özel'in dört halkalı stratejisi ve hedefleri

Türkiye ara seçimi tartışıyor. Bu tartışma, kısa sürede teknik bir seçim meselesi olmaktan çıkarak siyasal sistemin işleyişine ve anayasal kuralların uygulanma biçimine dair daha geniş bir sorgulamaya evrilmiş durumda. Özellikle Özel’in muhalif siyasî partileri ve TBMM Başkanı’nı ziyaretiyle ara seçim, CHP’nin bir talebi olmaktan hatta bir “seçim” beklentisi olmaktan çıktı, anayasal bir prosedürün işletilip işletilmeyeceği tartışmasına ve siyasal alanın yeniden kurulmasına ilişkin bir mücadeleye evrildi: Artık ne boşalan sandalyeler için ne zaman seçim yapılacağını, ne de bu sandalyelerin yeni sahiplerinin hangi partilerden olacağını tartışıyoruz. Tartıştığımız şeyler, anayasal kurallar uygulanacak mı, Cumhur koalisyonu bir seçim yapılmasına yanaşacak mı, yanaşmayacak mı sorularıdır. Özgür Özel’in, ara seçimi dar anlamda 8 boş milletvekilliğinin doldurulması meselesi olmaktan çıkararak, seçim talebinin kendisini siyasal gündemin ana ekseni hâline getirme girişimini bir stratejik başarı olarak okumak gerektiğini düşünüyorum. Ara seçim hamlesinin galibinin Özel olduğunu söylemek için henüz çok erken, Erdoğan henüz sadece bir ara seçimin gündemlerinde olmadığını söylemekle yetindi; ancak, Özel’in bu hamlesine karşı bir strateji geliştirmeyeceğini düşünmek komik olur. Bu noktada iktidarın önünde birden fazla karşı hamle seçeneği bulunduğu açıktır. Bunlardan ilki, ara seçim tartışmasını teknik bir başlık olmaktan çıkarıp anayasa değişikliği gibi daha geniş bir gündeme taşıyarak ekseni kaydırmaktır. İkinci olarak, TBMM çoğunluğu üzerinden ara seçim kararını doğrudan bloke etmek ve süreci zamana yaymak mümkündür. Üçüncü bir seçenek ise, tartışmayı ‘istikrar–kaos’ karşıtlığı içinde yeniden çerçeveleyerek muhalefetin gündem kurma kapasitesini sınırlamaktır.

Ben, son günlerde dile getirilen ara seçim çağrısının, yüzeyde hukukî bir prosedüre atıf yapıyor gibi görünse de, bunun belirli bir söylem mantığı içinde kurgulandığını düşünüyorum. Bu mantığın, birbirinden bağımsız dört iddiadan değil; tersine, kademeli biçimde derinleşen ve her biri bir öncekini tamamlayan bir söylem zincirinden oluştuğu kanaatindeyim.

Bu zincirin ilk halkasını, ara seçim talebinin anayasal zorunluluk olarak sunulması oluşturmaktadır. Tartışmanın hukukî zemini Anayasasının 78. maddesidir. Söz konusu madde, TBMM üyeliklerinde boşalma olması hâlinde ara seçime gidileceğini, bunun her seçim döneminde bir kez yapılacağını ve genel seçimden itibaren 30 ay geçmedikçe bu yola başvurulamayacağını düzenler. Bu hükmün pratik siyasal takvim açısından anlamı açıktır: Son genel seçimlerin Mayıs 2023’te yapıldığı dikkate alındığında, 30 aylık sürenin yaklaşık olarak Kasım 2025 itibarıyla dolduğu görülmektedir. Dolayısıyla 2026 yılına gelindiğinde anayasal zaman sınırlaması bakımından ara seçim yapılmasının önünde bir engel bulunmamaktadır; tartışma bütünüyle siyasal iradenin bu yönde oluşup oluşmayacağına düğümlenmektedir.

Ayrıca boş üyelik sayısının Meclis toplamının yüzde 5’ine ulaşması hâlinde üç ay içinde ara seçim yapılması öngörülmektedir. Ayrıca boş üyelik sayısının Meclis toplamının yüzde 5’ine ulaşması hâlinde üç ay içinde ara seçim yapılması öngörülmektedir. Bununla birlikte, bu hükümlerin işletilmesi otomatik değildir; siyasal irade, yani TBMM Genel Kurulu kararı belirleyici rol oynar. Somut veriler de bu siyasal boyutu teyit etmektedir. 2026 başı itibarıyla TBMM’de 600 olan milletvekili sayısı 592’ye düşmüş; yani 8 sandalye boşalmıştır. Bu boşluklar farklı nedenlerle ortaya çıkmıştır: vefatlar, milletvekilliğinin düşmesi, yürütmeye geçiş ve özellikle yerel seçimler sonrasında belediye başkanlığına seçilen isimlerin istifaları. Ancak bu sayı, anayasanın öngördüğü yüzde 5’lik eşik olan 30 sandalyenin oldukça altındadır. Bu nedenle mevcut koşullarda ara seçim, kendiliğinden devreye girecek zorunlu bir mekanizma değil; siyasal olarak zorlanması gereken bir süreçtir. CHP’nin çıkışı tam da bu boşlukta anlam kazanmaktadır.

Özgür Özel, ara seçimi TBMM’nin tercihine açık bir hüküm olmaktan çıkarıp, uygulanması geciktirilen bir zorunluluk gibi sunmakta; tartışmayı siyasal rekabet alanından çıkararak normatif bir zemine taşımakta; böylece ara seçim talebi, bir parti talebi olmaktan çok anayasal sadakat testi hâline getirilmektedir. Böylece CHP, seçim isteyen taraf olduğu kadar anayasanın uygulanmasını talep eden aktör pozisyonuna da yerleşecektir.

Elbette Özel de çok iyi biliyordur ki TBMM’ye gelecek olası bir ara seçim kararı Cumhur İttifakı oylarıyla rahatlıkla reddedilebilecektir. (Nitekim TBMM İçtüzüğüne göre ara seçim kararı alınabilmesi için nitelikli çoğunluk kararı bile gerekmemektedir.) Ama Özel’in ara seçimler için oluşturduğu söylem zincirinin daha bu ilk halkasındaki mağlubiyeti, (yazının ilerleyen bölümlerinde tartışacağımız) üçüncü halkadaki galibiyetini körükleyecektir. Benzer şekilde Cumhur İttifakı, anayasal bir zorunluluk olarak sunulan ara seçim tartışmalarını kolaylıkla savuşturabilecek olsa da bu onun elini güçlendirmeyecek, zayıflatacaktır.

Bu söylem zincirinin ikinci halkası tarihsel tutarlılık argümanıdır. CHP, iktidarın geçmişte ara seçim mekanizmasını savunduğunu hatırlatarak, bugünkü mesafeli yaklaşımı bir çelişki olarak sunmakta; iktidarın bugünkü pozisyonunun ilkesel değil, konjonktürel olduğunun altını çizmeye çalışmaktadır.

Aslında, zincire eklenen ikinci halka işte tam da bu noktada önem kazanmaktadır: Ara seçim sadece hukukî bir zorunluluk değil, AKP’nin eskiden beri savunduğu (ama şimdi yanaşmak istemediği) bir siyasî mekanizma olarak kurgulanmaktadır. Velhasıl Özel, ikinci halka ile ara seçim tartışmasını, teknik bir prosedür tartışmasından çıkararak, siyasal meşruiyet meselesine dönüştürmeye gayret etmektedir.

Özel’in siyasal söylem zincirinin üçüncü halkası, ara seçimi siyasal psikoloji alanına taşımaktadır. Özel’in elinde ara seçim, AKP’yi hem anayasal zorunluluk hatırlatmasıyla hem AKP’nin bu konudaki eski açıklamaları ve politikalarıyla hem de sandık korkusu ve siyasal tükenmişlik kavramlarıyla sıkıştırdığı bir siyasî koz hâline geldi.

Tekrar birinci halkaya dönelim. Yazının ilk kısmında da belirttiğim gibi, TBMM’ye gelecek bir ara seçim kararının kolayca reddedilmesi Cumhur İttifakı’na yönelik “sandık korkusu” ve “siyasal tükenmişlik” tartışmayı da besleyecektir. Artık mesele anayasa maddelerinin nasıl yorumlandığı değil, iktidarın seçmenden kaçıp kaçmadığıdır. Bu noktada CHP’nin amacı, tartışmayı kazanmak değil; tartışmanın zeminini değiştirmektir. İktidar bu çerçeveyi kabul ettiğinde savunma pozisyonuna düşecek; reddettiğinde ise “Kaçıyorlar!” suçlamasını göğüslemek zorunda kalacaktır. Bu, klasik anlamda bir politika önerisinden çok, gündem kurma ve çerçeve belirleme stratejisidir.

Bu söylem zincirinin dördüncü ve son halkası ise temsilde boşluk vurgusudur. Boş kalan milletvekillikleri üzerinden kurulan bu argüman, ara seçim talebine hem demokratik bir içerik kazandırmakta, hem de yine bir anayasal zorunluluğa gönderme yapmaktadır. Söylem zincirinin bu halkasının, konunun hukukî ve siyasal meşruiyet boyutları arasında bir köprü işlevi gördüğünü de not etmek gerekiyor. Ancak yine de zincirin bu halkasının da sınırlılıklar taşıdığını aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor: 8 sandalye, Meclis’in yalnızca % 1,3’üne tekabül etmektedir. Bu durum, sistemik bir temsil krizinden ziyade sınırlı ve basit bir eksikliğe işaret eder.

Özgür Özel, bu sınırlı eksikliği genişleterek daha genel bir temsil krizi söylemine dönüştürebileceğini de (22 milletvekilinin istifası) birçok konuşmasında dile getirdi. Ancak CHP milletvekillerinin istifasıyla (8 + 22 = 30) temsil krizinin genişletilmesi stratejisi de çantada keklik bir başarı gibi düşünülmemelidir. Dahası, bu stratejinin göz ardı edilmemesi gereken bir hukukî boyutu daha bulunmaktadır: Türkiye’de milletvekilliğinden istifanın hüküm doğurabilmesi için TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durum, sayısal eşiğe ulaşma ihtimalini yalnızca aritmetik bir mesele olmaktan çıkararak, aynı zamanda Meclis çoğunluğunun siyasal tutumuna bağlı hâle getirmektedir. Dolayısıyla istifalar yoluyla eşik aşma stratejisi teorik olarak mümkün olmakla birlikte, pratikte iktidar çoğunluğunun yaklaşımına bağlı olarak sınırlanabilecek bir nitelik taşımaktadır. Geçen haftaki yazımda uzun uzadıya bu konuda olabilecek tüm ihtimalleri masaya yatırmaya çalışmıştım. CHP ister 22 sandalyeyi de boşaltarak temsil krizini genişletsin, isterse sadece 8 milletvekilliği için ara seçimi gündeme getirsin; şurası da bir gerçek ki temsil boşluğu bir zaruretten çok, bir siyasal sembol işlevi görmektedir. 

Meselenin bir başka boyutunun da altını çizmeyi unutmayalım: Sahi, şu anda TBMM’de 8 sandalye mi boştadır 7 sandalye mi? Bir ara seçim kararı alındığında, Anayasa Mahkemesi’nin bile lehinde karar verdiği Can Atalay’ın durumu ne olacaktır? Peki ya yeniden aday olur ve CHP’nin de desteğiyle TİP Milletvekili Can Atalay yeniden seçilirse ne olacaktır? Tüm bunların Cumhur İttifakı liderleri için baş belası konular olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak mesele yalnızca siyasal bir ‘baş belası’ olmanın ötesindedir. Bu durum, anayasal yargı kararlarının yasama organı tarafından tanınıp tanınmaması meselesini doğrudan gündeme getirmektedir. Olası bir ara seçim sürecinde Can Atalay’ın hukuki statüsünün netleştirilmemesi, seçimlerin meşruiyeti ve temsilin geçerliliği açısından ciddi bir belirsizlik yaratma potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla burada tartışılan şey yalnızca bir sandalye sayısı değil, anayasal düzenin işleyişine dair daha derin bir gerilim alanıdır.

Özgür Özel’in ara seçimlere dair oluşturduğu dört halkalı söylem zincirinin dört temel hedefinin olduğunu düşünüyorum:

Özel’in birinci hedefi, erken seçim talebini sürekli gündemde tutmaktır. Unutmayalım ki bir müstakbel ara seçim somut olarak TBMM içi siyasî dengeleri değiştirecek bir hamle değildir. Özgür Özel’in ara seçimi, erken seçimi mümkün kılan, erken seçim fikrini normalleştiren bir ara basamak olarak ele aldığını düşünüyorum. Ara seçim tartışması, seçim tartışmasının tamamen ortadan kalkmasını engelleyen bir ara gündem işlevi görmektedir. Ayrıca, böylece siyasetin, iktidarın belirlediği takvimden çıkarılıp muhalefetin zorladığı bir tartışma alanına çekilebilmesi de mümkün olmaktadır.

İkinci hedef, iktidarı meşruiyet baskısı altına almaktır. Sandıktan kaçış söylemi, bu stratejinin en açık ifadesidir. CHP burada hukukî bir tartışmayı kazanmayı değil, iktidarı sürekli olarak “Neden seçimden kaçıyorsunuz?” sorusuyla karşı karşıya bırakmayı hedeflemektedir. Bu, Cumhur İttifakı liderlerini de cevap vermeye zorlayacak, doğrudan siyasal psikolojiye oynayan bir hamle olarak değerlendirilebilir.

Üçüncü hedef, muhalefet içinde asgari bir ortak zemin oluşturmaktır. Ara seçim talebi, ideolojik farklılıkları aşabilecek kadar dar, ama birlikte hareket etme görüntüsü verebilecek kadar geniş bir çerçeve sunmaktadır. Bu nedenle CHP, daha kapsamlı ve tartışmalı programlar yerine, daha düşük maliyetli ama sembolik değeri yüksek bir başlık üzerinden muhalefeti bir araya getirmeye çalışmaktadır. Ne var ki bu hedefin pratikte ne ölçüde karşılık bulduğu belirsizliğini korumaktadır. DEM Parti, İYİ Parti ve Yeniden Refah Partisi gibi kilit aktörlerin ara seçim stratejisine verdikleri tepkiler, henüz ortak ve istikrarlı bir siyasal hattın oluştuğunu göstermemektedir. Bu partilerin farklı seçmen dinamikleri ve stratejik öncelikleri dikkate alındığında, ara seçim çağrısının muhalefet içinde otomatik bir konsolidasyon yaratacağını varsaymak aşırı iyimser bir değerlendirme olacaktır.

Dördüncü hedef ise ekonomik kriz ile siyasal temsil meselesini birleştirmektir. Son dönemde kullanılan ara zam ve ara seçim ifadelerinin birlikte dolaşıma sokulması, geçim sorunlarının siyasal bir talep ile ilişkilendirilmesi anlamına gelmektedir. Bu, muhalefetin uzun süredir kurmakta zorlandığı bir bağdır: ekonomik hoşnutsuzluğun siyasal karşılığını üretmek. CHP’nin son çıkışı, bu bağı kurma girişimi olarak okunabilir. Ancak bu bağın siyasal olarak etkili olabilmesi, yalnızca söylemsel düzeyde kurulmasına değil, somut toplumsal taleplerle temas edebilmesine bağlıdır. Türkiye’de son dönemde asgari ücretin alım gücündeki erime, emekli maaşlarının yetersizliği ve yüksek enflasyon karşısında ücretlerin hızla değer kaybetmesi gibi sorunlar, geniş toplumsal kesimlerde doğrudan bir memnuniyetsizlik üretmektedir. Ara seçim talebinin bu ekonomik hoşnutsuzlukla ilişkilendirilebilmesi, seçim çağrısının yalnızca siyasal elitler arası bir tartışma olmaktan çıkarak toplumsal bir talep görünümü kazanmasına bağlıdır. Aksi takdirde ‘ara zam–ara seçim’ söylemsel yakınlığı, maddi bir karşılık üretmediği ölçüde sınırlı bir etki alanında kalacaktır.

Özetlemeye çalışayım. Yazı boyunca, Özgür Özel’in ara seçim tartışmasının dört halkalı bir söylem zincirine dayandığını ve bu zincirin de dört hedefe yöneldiğini iddia ettim. Ancak, bununla birlikte, bu stratejinin de hedeflerin de sınırları göz ardı edilmemelidir. Her şeyden önce, anayasal çerçevenin yoruma açık olması, CHP’nin zorunluluk söylemini tartışmalı hale getirmektedir. Ayrıca 8 sandalyelik bir ara seçimin Meclis aritmetiğini değiştirme kapasitesi son derece sınırlıdır. Bu nedenle ara seçim tartışması, somut bir güç dengesi değişikliğinden çok, siyasal anlam üretme ve gündem kurma işlevi görülmelidir; bu nedenle CHP’nin bunu ne kadar başarabileceği de yalnızca Özel’in hamlelerine değil, aynı zamanda iktidarın bu süreci anayasa değişikliği gibi yeni bir gündemle saptırma, TBMM çoğunluğu üzerinden bloke etme ya da tartışmayı ‘istikrar–kaos’ karşıtlığı içinde yeniden çerçeveleme kapasitesine bağlı görünmektedir.

Sonuç olarak, Türkiye’de ara seçim tartışması, bir seçim prosedürünün işletilip işletilmemesi meselesinden ibaret değildir. Bu tartışma, seçimlerin yalnızca sonuç üreten mekanizmalar değil, aynı zamanda siyasal mücadele araçları hâline geldiğini göstermektedir. CHP’nin son haftalardaki çıkışı, anayasal bir hükmü referans alarak siyasal basınç üretme girişimi olarak değerlendirilmelidir. Bu girişimin başarısı ise, ara seçimin yapılıp yapılmamasından çok, seçim talebinin Türkiye siyasetinde yeniden merkezi bir eksen hâline gelip gelmeyeceğine bağlıdır.

Dayanışmayla, dostça ve hoşça kalın…

Mete Kaan Kaynar

Ara seçim: Özel'in dört halkalı stratejisi ve hedefleri
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et