Belediye operasyonları: Polonya ve Macaristan örnekleri
CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar hız kesmeden devam ediyor: Uşak ve Bursa belediye başkanları ardı ardına tutuklandı. Üsküdar Belediyesinde yapı ve iskan ruhsatlarında usulsüzlük iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında tutuklamalar yapıldı. Bolu belediye başkan yardımcısı ve CHP’li Belediye meclis üyesi gözaltına alındı. Mersin’in Yenişehir Belediyesine operasyon düzenlendi ve gözaltılar yapıldı.
Yıllardır eğitim merkezi olarak kullanılan tarihi Meslek Fabrikası binası İzmir Büyükşehir Belediyesinin elinden alındı. Vakıflar Genel Müdürlüğünün tapu kayıtlarında yer alan eski vakıf şerhini bunca yıldan sonra gerekçe göstermesi ve devam eden hukuksal sürece rağmen yapılan müdahale, dönemin siyasal ruhunu yansıtan bir başka gelişme oldu. Aynı günlerde tapu kayıtlarının incelenmesi sırasında Yerebatan Sarnıcı’nın İBB’den alındığı tesadüfen fark edildi. Konuyla ilgili devam eden bir yargı sürecinin bulunmaması ve resmi tebligat yapılmamış olması dikkat çekiciydi.
Muhalif belediyelere yönelik adli ve idari operasyonların artan sıklığı ve kapsamdaki genişleme, bu konuda bir eşiğin aşıldığını gösteriyor. Siyasal tepkinin bu yeni aşamaya göre yeniden tanımlanması gerekiyor.
* * *
21 Ekim 2018’de yapılan Polonya yerel seçimlerinde, iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) galip gelmiş olsa da muhalefetteki Sivil Koalisyon (PO) başkent Varşova dahil olmak üzere yerel yönetimlerin çoğunluğu üzerindeki kontrolünü sürdürdü.
Türkiye’de 2019 martında yapılan yerel seçimlerde muhalefetin başarısını biliyoruz.
Macaristan’da 13 Ekim 2019’da yapılan seçimlerde Gergely Karacsony başkent Budapeşte belediye başkanı seçildi. Seçim kampanyasında Ekrem İmamoğlu’nun baskıya rağmen kazandığı zafere değinmiş, İstanbul’un baskıya verdiği cevabın kendi kentinde de gerçekleşeceğine inandığını söylemişti.
Bu üç ülkede, birbirine yakın yerel yönetim yenilgileri sonrasında merkezi yönetimler, muhalif partiler tarafından kazanılmış belediyelerin faaliyetlerini baltalamak için yoğun çaba göstermeye başladı. İktidara gelmeden önce aşırı merkeziyetçi yönetimleri eleştiren bu ülkelerin liderleri, iktidarı aldıktan sonra gücü yeniden merkezileştirmek için taktikler geliştirdi. İktidarlarını uzatma yolunda muhalif belediyelere yönelik hamlelerini, yargı sisteminden aldıkları destekle daha kolay saklayabildiler.
Polonya, Macaristan ve Türkiye’de iktidarlar, muhalif belediyeleri baskılarken benzer yöntemler kullandı. Teamüller bir kenara atılırken, başta anayasa olmak üzere ilgili mevzuat iktidarların çıkarları doğrultusunda yorumlandı ve uygulandı. Yerel yönetimlerin uzun döneme yayılmış zaafları başarıyla istismar edildi. Pandemi dönemi dahil olmak üzere, muhalif belediyeleri zayıflatmak için kriz dönemlerinden başarıyla yararlanıldı. Olağanüstü halin istisnai kuralları devreye sokuldu. Yerel özerkliğe çökmek için yasa ve yönetmeliklerin çoktan unutulmuş düzenlemeleri bahane edilerek baskı kuruldu. Diğer yandan incelikli hukuksal araçlar hırsla ve frensiz bir biçimde kullanıldı.
Bu üç örnekte muhalif yerelin boğulması ve merkeziyetçiliğin güçlendirilmesi sürecinde benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da mevcuttu. Örneğin Macaristan Anayasa’sında yerel yönetim mallarının ayrı bir kategori olarak sınıflandırılmayıp, bir tür ulusal mal olarak tanımlanmış olması Orban rejiminin yerel yönetim varlıklarına çökmesini kolaylaştırdı. Türkiye’de merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki ‘vesayet denetimi’ muhalif belediyelerin hızının kesilmesinde büyük rol oynadı. Türkiye ve Macaristan’da yerel yönetimlerin etkisizleştirilmesinde, onların görev ve işlevine sahip çıkan, onları denetleyen merkezden atanmış paralel kuruluşların oluşturulması önemli bir benzerlik olarak yaşandı.
Polonya’daki yerel yönetimlerin diğer iki örneğe göre daha dirençli kalmaları, belediyelerin özerklik ihlali durumunda yargı yoluna başvurma hakkından ve yerel vergilerin oranlarını belirleme yetkisinden kaynaklandı. Buna rağmen, eğitim sisteminin tasarlanmasında, su ve kanalizasyon için tarifelerin düzenlenmesinde, spor alanında yapılan yatırımlarda, çiftçiye destek programları ve oy verme bölgelerinin belirlenmesi gibi konularda, Polonya’da da yerel yönetimlerin kısıtlanması yönünde bir dönüşüm oldu. Ayrıca özerk bölgesel çevre koruma fonlarının denetim kurullarının bileşimine merkezin bürokratlarının eklenmesiyle, çevre koruma programlarının uygulanması konusunda da yerel iktidarlar kısıtlandı.
* * *
Bu yazıda bahsi geçen üç üniter devletin tümünde muhalif yerel yönetimlerin siyasal merkez tarafından etkisizleştirilmesi ve kendi yanına devşirilmesi yönünde çaba gösterildi.
Polonya’da sol kanattan ılımlı muhafazakarlara kadar uzanan bir parti koalisyonu, 2023 yılında otoriter rejimi sonlandırmayı başardı. Bu zaferde muhalif yerel yönetimlerin payı büyüktü. Macaristan’da bugün (12 Nisan 2026 Pazar) genel seçimler yapılıyor. Kamuoyu yoklamalarına göre, muhalefetin adayı Peter Magyar’ın, 16 yıllık Viktor Orban iktidarına son verme ihtimali hayli yüksek görünüyor. Türkiye’de ise muhalif belediyelere yönelik operasyonlar yolsuzluk iddialarından, Osmanlı döneminden kalma hukuksal düzenlemelerin işlevlendirilmesine kadar pek çok kanaldan hem genişletiliyor hem de derinleştiriliyor.
Hal böyleyken, Türkiye’de son aylarda tırmanışa geçen belediyelere yönelik müdahalelerin uluslararası örneklerle benzerliğinin kitlelerce bilinmesinin sağlanması, bu örneklerden süzülen muhalif deneyim dikkate alınarak politika geliştirilmesi gerekiyor. Muhalif cephenin asgari müşterekler etrafında genişletilmesi bir zorunluluk olarak önümüzde duruyorken, mevcut duruma göre yeni taktik ve stratejiler geliştirilmesi de kaçınılmaz görünüyor.
Evrensel'i Takip Et