Macar (ve Türk) sağı Trumpçılaşıyor mu?
Yaklaşan Macar seçimleri, Türkiye dahil tüm dünya için büyük öneme sahip.
Aşırı sağ, son aylarda İtalya, Fransa ve Slovenya’da beklediği verimi alamadı. On beş yıldır iktidarda olduğu Macaristan’ı da kaybederse, bu tüm kürenin sağa kayışında bir duraksama yaşandığı hissi uyandıracak.
Görünüşte, Trump’ın ikinci kez başa gelmesi, dünya sağı için bulunmaz bir nimetti. Türkiye’deki bayram havasını hatırlayın. İslamcı ve diğer sağcı medya ve sosyal medyada zafer naralarından geçilmiyordu.
Macaristan’da da durum aynıydı.
Yüzeysel olarak bakarsak, Trump ve Orbán aynı kumaştan iki lider. Oysa biraz derine indiğimizde, o kadar çok fark var ki…
Orbán’ın kökü toplumsal hareketlerde. Bir de üstüne sivil toplum hakkında mastır tezi yazmış. Fidesz iktidarı boyunca, aşırı sağın sokak hakimiyetini geliştirmesi bilinçli bir stratejinin sonucu. Kumar ve emlak baronu Trump’ın anlayabileceği bir strateji değil bu. Çevresinde bunu gerçekleştirebilecek çok insan yok, olanları da zamanında MAGA dünyasının kenarlarına doğru itti.
Bir o kadar önemlisi, ekonomik vizyonu bazı sektörlere ve bir avuç oligarka hizmetin ötesine geçmeyen Trump’ın aksine, Orbán’ın sağlam bir sınıfsal koalisyon kurmuş olması. Ülkeyi yabancı sermayeye peşkeş çekmeye devam ederken, bir taraftan da ciddi bir “milli sermaye” fraksiyonu oluşturdu Fidesz rejimi. Refah ve kalkınma politikaları aynı zamanda aile, çocuk ve düzenli iş sahibi işçileri ayakta tutmayı başardı, ki işçi sınıfının bu kısmı ülkenin etnik çoğunluğuyla örtüşüyor. Dolayısıyla, Macar milliyetçiliği bir taşla iki kuş vurmuş oldu: Hem sadık bir proleter taban yarattı, hem etnik çoğunluktan olmayanları iyice marjinalleştirdi.
Ancak son yıllarda, Orbán rejimi bu alanlarda yavaş yavaş mevzi kaybetti. Sokak hareketleri sönümlenmese de sokak hakimiyeti kaybedildi. Rejim “milli sermaye”den ziyade bunun küçük bir kesimini zenginleştirmeye başladı. Fabrikalar kapanıp hayat pahalılığı azdıkça, muhafazakar işçi sınıfı tabanında da erime olasılığı belirdi.
Türkiye sağında da benzer bir rehavet görülüyor.
Artık bu rejimler, kendi dinamiklerinden çok, Trump’ın dünya üzerinde estirdiği terörden beslenme eğilimindeler.
Ama yeterince anlaşılmayan bir nokta var. Gayet sığ örgütsel ve sosyoekonomik dayanaklarına rağmen Trump’ın bu terörü estirebilmesi, elinin altındaki inanılmaz kaynaklar sayesinde. Bu istisnai durumun nedeni, Amerika’nın dünya emperyalizminin önderi olması. Aynı kaynaklara sahip olmayan Erdoğancı, Orbáncı ve benzeri rejimler, zaten zar zor ayakta tuttukları sınıfsal koalisyonlara sırtlarını dönüp Trumpçılık oynarlarsa, ömürleri ciddi şekilde kısalır.
Trumpçılık oynamaktan kastım ne? Elitlere kükreyip, küfredip, iş halka hizmete gelince
-aynen eski elitler gibi- sözünü verdiği refahı ve istihdamı yaratmamak. Aşırı sağ kuruluşları ve düşünceleri lafta göklere çıkarıp bol yağcılık yaparken, sokak hakimiyeti kuracak kitle örgütlenmesinden kaçınmak. Burjuvazinin sağlam bir fraksiyonunu toptan arkasına alacak bir birikim modeli yaratmaktansa, çevresindeki üç beş kişiyi zengin etmeye odaklanmak. Geniş kesimlerin çıkarlarına, bilinçlerine değil, sadece duygularına oynamak.
Elbette her sağcı önderin bunları yaptığını iddia edebilirsiniz ama Orbán iktidarının ilk on yılında da görüldüğü gibi, uzun süre ayakta kalabilen hükümetler bundan çok daha fazlasını da yapıyor. Örneğin, etnik çoğunluğun manevi “üstünlüğü”nü vurgulamakla kalmıyor, çoğunluğun hakimiyetini istihdam ve refah uygulamalarıyla maddi olarak pekiştiriyor ve derinleştiriyor.
Macaristan ve Türkiye’deki hükümetler, aşırı sağın en uzun süren iktidarları arasında. İkisinin birden Trumpçılaşma eğilimi göstermesi, dünya aşırı sağı için hayra alamet değil.
Vance, Bannon ve diğer bir dizi örgütçünün Avrupa ve Amerika aşırı sağ rejim ve hareketleri arasında köprü kurma çabaları bir taraftan sağ için doğru strateji. Ama diğer taraftan Trumpçılığı taklit hevesi yaratacağı için potansiyel bir handikap.
Yalnız hemen sevinmeyelim bu duruma bakıp. Örneğin Macaristan’da Orbán’ın rakibi, şimdilik liberalizme dümen kırmış görüntüsü veren eski bir Orbáncı. Bunu bir kaza zannetmeyin sakın.
Macaristan dahil tüm dünyada liberalizm barutunu tükettiği için, aşırı sağa ancak böyle derme çatma “alternatif”ler üretebiliyor. Liberalizm (aynen Amerika’da 2020’de olduğu gibi) “faşizm”i eleştirerek iktidara geliyor, ama sonra aşırı sağı körükleyen tüm koşulları yeniden üreterek tekrar meydanı faşist dediği odaklara terk ediyor. Üstelik bu terkten önce, bazen aşırı sağın politikalarına benzeyen uygulamalara da imza atıyor. Önümüzdeki yıllarda Macaristan’da yaşanacak olan da muhtemelen bu.
Seçimlerde elbette aşırı sağcı bir diktatöre alternatif olarak liberal görünümlü veya sağcı bir aday desteklenebilir. Ancak bunun zaman kazanmaktan başka bir işe yarayacağını düşünmek ölümcül bir hata olur.
Evrensel'i Takip Et