2 Nisan 2026 00:07

Musti Kusti’den Kibar Feyzo çıkar mı?

Ülkede politik mizahın yokluğundan sıkça şikayet ediyoruz. Günümüz komedisinde (malum sebeplerle) belirgin bir “bugünü eleştirme gönülsüzlüğü” hakim. Oysaki politik muhalefetin hem zorunlu hem gerekli hem de vazgeçilmez olduğu günün koşullarında politik mizaha da ihtiyacımız var. TikTok, YouTube ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında paylaşılan komedi içerikli bazı videolar bu ihtiyaca cevap vermeye çalışıyor.

Örneğin, bir aralar, Recep Tayyip Erdoğan taklitleriyle sosyal medya kullanıcılarının ilgisini çekmeyi başarmış, Muhammed Nur Nahya adında genç bir adam vardı. Şimdilerde sanki eskisi kadar faal değil gibi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesini birebir taklit edebilme yeteneğiyle gerçekten herkesin dikkatini çekmişti. Sosyal medyaya yaptığı içerikler kısa sürede viral oluyor, her paylaşımı rekorlar kırıyordu. Erdoğan taklitlerini yalnızca ses değil, mimik, duruş ve beden diliyle de bütünleştiriyordu. Erdoğan taklidindeki başarısını gözlemcilik yeteneğiyle buluşturarak gündeme uygun politik mizah yapıyordu. Mizahında sıcak ve samimiydi ama hiciv dozu ülkenin mevcut koşullarında olabildiği kadardı işte. Kendisi de zaten bir söyleşisinde, “Başlangıçta korkuyordum tabii” demiş, “Yaptığım işten emindim, suç yok falan diyordum ama yine de ister istemez tedirgin oluyordum, her gün e-devletten açıp bakıyordum acaba dava açılmış mı diye.”

Bugünlerde de bir Musti Kusti’miz var, sosyal medya epeyce görünür durumda, mutlaka denk gelmişsinizdir. Gerçek adı Mustafa N’daye olan Senegalli bir göçmen (Ve yaptığı işe “kara mizah” diyerek bunun da dalgasını geçiyor). Türkiye’ye eğitim için gelmiş; imam hatip lisesinde okumuş, İstanbul Şehir Üniversitesi mezunu. Türkçeyi hem çok iyi konuşuyor hem de çok iyi kullanıyor. Şu sıralar tam bir sosyal medya fenomenine dönüşmüş durumda. Bu medyanın olanaklarından zekice faydalanıyor. Kısa videolar (Reels/TikTok), sokakta çekilen spontane içerikler, insanlarla direkt diyalog gibi seçenekleri çok iyi kullanıyor. Bu sayede “scripted komedyen” (senaryo komedyeni) değil, gerçekten komik biri gibi algılanıyor. Esprilerini Türkiye’nin gündelik hayatından ve bu hayatı belirleyen siyasetinden devşiriyor. Politik takıntılarımız, kimlik çatışmalarımız, ideolojik ön yargılarımız bu genç komedyenin malzeme kaynağında ve şaka evreninde önemli bir yer tutuyor. Mesela… “Türkler bizi niye bu kadar çok seviyor, sonunda keşfettim” diyor; “Çünkü bizim Kürt olma ihtimalimiz yok!” Ya da, Senegal’de yaşayan babasının “Bütün Avrupa Türkiye’yi kıskanıyor” dediği için AKP’li olduğu sonucuna varıyor! Babası için, “Senegal’in içinde bulunduğu sorunların sebebi ne diye sorsanız, CHP der” diyor, vs…

Mizah, her an gözümüzün önünde olup biten ve hayatın içinde akıp gittiği için de olağanlaşmış şeylerin trajik karakterini -bir kez de dram yerine- komedi ile gösterme sanatıdır. Bu bakımdan, mizahın evrensel tarihi, insanın hayata katlanma gücü üzerine kuruludur. Halkta öfke ve kızgınlık uyandıran kötülük simgeleriyle alay etme sanatıdır mizah. Kötülük simgeleriyle alay etmek, mizahın hem tarihsel hem evrensel motiflerindendir; siyasetten uzak tutulan toplumlar tarih boyunca iktidarlara yönelik korku ve öfkesinden, kötüyü kepaze ederek arındı. Ezop’u n masallarından Decameron Hikâyeleri’ne, Molière tiyatrosundan Chaplin sinemasına, oradan, 21. yüzyılda sınırları zorlayan mizahı ve provokatif politik komedisiyle Sacha Baron Kohen’e ve dijital çağın komedi starı (bizim Musti gibi Amerika’da bir göçmen olan, Hint asıllı Müslüman bir aileden gelen) Hasan Minhaj’a kadar uzayan bir çizgidir bu.

Hiciv onurlu bir gelenektir

Türkiye’de de mizahın kendine özgü böyle bir muhalefet geleneği var aslında. Şaka ve latifeden gayrı onu hiciv olarak düşündüğünüzde, birçok bakımdan da onurlu bir gelenektir bu. Çünkü bizde de mizah zaman zaman tahakküme ve hükmedene karşı bir çeşit “direniş sanatı” olabildi. İkbal yolunun “kulluk”tan geçtiği ve üç beş kişinin bir araya gelmesinin bile hayli sakıncalı görüldüğü bir siyaset kültüründe halk, elbette -toprak beyi, patron, politikacı, diktatör ya da her neyse- efendisinin karşısına kendi yüzüyle çıkamazdı. Bu nedenle maske takıp, kılık değiştirip, senaryolar uydurdu. Nitekim, “güldürürken düşündürmek” deyimi boşuna söylenmedi; Nasrettin Hoca, Kazak Abdal ve Neyzenlerin, Aziz Nesin’in, Rıfat Ilgaz’ın, Turhan Selçuk’un, Ferhan Şensoy’un yaptığı buydu.

Yıllar önce Aydın Çubukçu’dan duyduğum bir şeydi: Halk açısından sanat / halk için sanat. Bu kalıbı uyarlarsak… Decameron Hikâyeleri, Molière tiyatrosu, Chaplin sineması, Aziz Nesin edebiyatı, Turhan Selçuk karikatürü, Ferhan Şensoy tiyatrosu, halk açısından mizahtır; halkın kitlesel beğeniden, kitlesel ilgisinden uzak kalmış olsalar da dünyaya onlar açısından bakmaktaydılar, gördükleri şeyi o “açı”dan görmekte ve göstermekteydiler.

Maskaralaştıran komedi anlayışı

Nur Nahya ve Musti Kusti mizahı ise (Halk açısından değil) halk, hatta daha doğrudan, kitle için, dünyaya kendi açılarından bakan bir mizaha ilgi duymanın neredeyse bütün kültürel araç ve donanımlarından yoksun bırakılmışlar içindir. Kürt hamal, Laz bakkal, yoksul memur, ayyaş şoför, şişman kadın, sıska erkek olarak karşımıza çıkan küçük insanın gülünçlüğünü, onların gündelik yaşamdaki küçüklükleriyle sınırlı tutmayıp, bu gülünçlüğün sorumluluğunu, yaşadıkları hayatın bütününe, o bütünün büyük etiğine bağlayan komedi geleneğine değil, Hüseyin Rahmi romanlarındaki güldürü ögelerinden, televizyon dizilerine, Turist Ömer’li, Cilalı İbo’lu Yeşilçam filmlerinden Güldür Güldür Şov’a dek, ağırlıklı olarak, küçük insanın küçük insan gözünde alay konusu edildiği, bizi birbirimizin gözünde maskaralaştıran komedi anlayışımıza bağlıdır.

Şunu da söylemek gerekir ki, bazen, nadir de olsa her ikisini, yani hem halk açısından hem de halk için olmayı becerebilenler de olmuştur, dünyada Chaplin, Türkiye’de bazı filmleriyle Kemal Sunal gibi. Ama Musti Kusti tarzı sosyal medya mizahının böyle bir şansı yok. Onlar nasıl bir kitleye hitap ettiğini bilen, dolayısıyla kolay anlaşılabilir, hızlı tüketilebilir, basit klişeler üzerine oturmuş komedilerdendir. Temsilcisi oldukları sosyal medya komedisi, bugün artık tüm medyatik türler yanında yeni bir “tür” haline gelmiş durumda. Dolayısıyla bu komedi türü de belli klişeler üzerine oturmak gibi, türleşmenin kaçınılmaz bütün sonuçlarını yaşıyor. Bu nedenle, bir The Great Dictator ya da bir Kibar Feyzo seviyesi beklemek abes olur. Yine de galiba, hem göçmen kimliği, hem de özellikle klasik stand-up komedyenlerinden farklı olarak hikaye anlatıcılığını politik analizle birleştiren mizah tarzına bakarak, kendisinden (Bu konuda dijital çağın en özgün komedyenlerinden olduğu için) belki bir Hasan Minhaj çıkartması ümit ediliyor gibi.

Her şeye rağmen, iyimser olmak gerekirse… Belli klişeler üzerine oturmak gibi, türleşmenin kaçınılmaz bütün sonuçlarını yaşıyor olsalar da en azından “bugünü eleştirme gönülsüzlüğü” içermiyorlar. Ayrıca, her şeye rağmen, mizah politikaya katılma biçimidir. Bugün insanlar, Erdoğan taklitlerine, CHP ve Kürt esprilerine gülerken bir bakıma politikaya dahil olmuş sayılırlar. Evet sayılırlar, çünkü halkın politikaya ilgisi -ya da bu ilgiyi ifade etme biçimi- çoğu zaman fazlasıyla dolaylı ve takip edilemeyecek kadar silik ve belirsizdir. Bu taklit ve esprilerdeki apaçık politikanın hayranı olmaları, onlardaki bu belirsizliği görünür kılıyor.

Aziz Nesin ve Ferhan Şensoy ile Nur Nahya ve Musti Kusti arasında hiçbir dışlayıcı durum söz konusu değildir; ne birbirlerinin yerine geçebilir bunlar ne de biri diğerini gereksiz ve geçersiz kılabilir. Bunlar bir birikimin iki yönünü oluştururlar. Sosyal medyada gelişen mizahın umarız ki çok uzak olmayacak gelecekte daha gelişkin bir mizah lehine ortadan kalkması da mümkün. Çünkü kendileri için üretilmiş olana ilgi duyanlar, yani kitleler, aynı zamanda üretimi etkileme gücünü de ellerinde tutarlar. Kendini bugünün kitlelerine bağlayan sosyal medya mizahı, gelişme ve ilerleme olanağını o kitlenin gelişme ve ilerleme dinamiğine göre elde edecek.

Göksel Aymaz

Musti Kusti’den Kibar Feyzo çıkar mı?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et