Yeşil dönüşüm talanından petrol savaşına uzun ince bir yol…
Trump’ın özüyle sözünün birbirini tuttuğu tek hamlesi, Paris İklim Anlaşmasından çekilmesidir. Üye ülkelerin bir dizi yükümlülük altına girdiği bu anlaşmanın esası atmosfere karbon salımının kontrol altına alınmasıydı. En yoğun karbon salımının yapıldığı bölgeler ise otomotiv sektörünün imalatçısı ve müşterisi olan ABD ve Avrupa ülkeleridir. ABD’nin vaktiyle birçok ülkenin karbon salım kotasını satın aldığı ve böylece kendi kotasını artırdığı biliniyor. Böylece ABD dilediğince salım yapma ‘özgürlüğünü’ dünyanın kirlenmesindeki payını daha çok artırmak pahasına elde etmiş oldu.
Oysa iklim zirveleri sıcaklığın iki derece daha artması durumunda tehlike çanlarının çalınacağının tespit edildiği yerler. Bu konferanslardaki koltukları dolduran devletler çevre duyarlılığı artan kamuoylarının da tepkisiyle fosil yakıtlar yerine ‘sürdürülebilir, temiz’ enerji kaynaklarının inşa edilmesi ve kullanılması için kararlar da aldılar. Dünya Bankası bu yola giren ülkeler için kesenin ağzını açtı. Örneğin Türkiye’ye, zaman içinde 405 milyon dolara yükseltme taahhüdüyle 2023’te 155 milyon dolarlık yeşil dönüşüm kredisi açıldı. Kredi öncelikle KOBİ’ler ve orta ölçekli şirketler başta olmak üzere yeşil dönüşüme yatırım yapacak şirketleri finanse etmeyi amaçlamaktaydı.
Bugüne kadar yeşil dönüşüm iktidar partisinin metin ve söylemleri başta olmak üzere hemen tüm partilerin materyallerine de girdi. Tıpkı bütün dünyada olduğu gibi. Oysa gerçekte Yeşil Dönüşüm su, rüzgar ve güneş enerjisine yatırım yapar görünürken orman, akarsu, mera ve tarlaların kıyıma uğratıldığı bir emperyalizm yalanıdır. Devlet-özel sermaye iş birliğiyle ekolojik yıkımın yolunu açan, uğursuz bir ekonomik hamle olmuştur. Özellikle de Türkiye’de. Önceki gün gazetelerde çıkan haberler bu yıkımın ne kadar yoğun gerçekleştiğini gösteriyor:
Bu haberler şunlardı: Şile’de Atatürk Ormanı’nın yanındaki kamu arazisinin satılacağı, Bodrum ve Didim’de kamu malı 20 taşınmazın satılması, İstanbul Kuzey Ormanlarında RES yapımı için 17 bin ağacın kesilecek olması, Kınık’ta OSB için meraların ortadan kaldırılacak olması… Her gün yeni bir ya da birçok kıyım-satım haberiyle karşılaşmak mümkün. DB’yi domine eden emperyalist devletlerin şirketlere sunduğu kredinin yeşillenmeyle ilgisi yok, tersine iklimin ve doğanın düzenini bozacak biçimde harcanıyor.
Kullanım maddelerini petrol türevi malzemeden arındırmak için yapılan tek şey ise market poşetlerine 1 lira fiyat konulmasıdır ki, eskiden bedavaydı. Bunun dışında giyim kuşamdan besin teknolojisine mutfak malzemelerinden mobilyalara kadar günlük hayatta kullanılan her materyal için petrol türevleri, ağır metaller ve zehirleyen kimyasallar kullanılıyor. Bir yandan da yolların elektrikli otomobillerle dolu olduğu, gerçekleşmesi on yılları bulabilecek bir hayal de pompalanabiliyor. Petrol türevleri hayatın her yanını kuşatmış durumda.
Esas meselenin yeşil dönüşüm adı altında sermaye birikim koşullarını el koyma pratiklerini ekleyerek genişletmek olduğu ve bunu destekleyen kredi ve denetim sistemleriyle şirketlerin önünün açıldığı görülüyor. Tam bu noktada üzerinde arsız bir talebin büyüdüğü kıymetli nadir elementler de dünyanın yeşil geleceğinin kolonları muamelesi görüyor. Bu elementlerin yenilenebilir enerji santrallerinde, otomotiv ve çip sektöründe olduğu kadar ve hatta asıl olarak yeni nesil savaş araç gerecinde de kullanılıyor olması pek dile getirilmiyor. Böylece yeşil dönüşümün bir militarist kalkınma ve el koyma rejiminin eşlikçisi olduğu mevzu dışı tutuluyor.
Bugün İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısı bütün bu gezegenin geleceğini düşünür görünen, bunun için arayışlara giren ve yatırım yapan şirket siyasetinin kirli yüzünü açığa çıkardı. Savaş İran’ın nükleer silah üretimini engellemek için çıkarılmış görünse de ironik bir biçimde fosil yakıtlar üzerindeki hakimiyet mücadelesine de dönüştü. Dünya şimdi bir enerji ve onunla bağlantılı iktisadi krizle karşı karşıya. Trump Çin’deki ve Çin’in kontrolü altındaki kıymetli nadir elementler havuzuna sahip olmak için İran’dan başlattığı kuşatmadan dilediği sonucu elde edemediği gibi, bedelini dünya halklarının ödeyeceği bir petrol ve doğal gaz kıtlığını da tetikledi. Onca rüzgar, su ve güneş enerjisi panelinin telafi edebileceği bir durum değil bu.
Büyük cephede fosil ve nükleer yakıt savaşları verilirken yeşil dönüşüm halkların müşterek mülkiyetlerinden, küçük özel mülklere kadar her yerde hak iddia etmeyi kolaylaştıran bir soygun ve talan perspektifi olarak suç ortaklığı yapıyor; savaş sanayisinde, siber saldırılarda, uzay teknolojisinde kıymetli nadir elementlere büyüyen talebe de bir dip akımı halinde yol açıyor. Savaş hali devletler arasındaki bir kapışmadan başlayarak gerçek bir savaş yokken bile halklara karşı düşük yoğunlukla seyreden bir mülkiyet saldırısını içererek büyüyor.
Yeşil Dönüşüm, emperyalizm var oldukça iklim kaygısının arkasında gizlenmiş bir çatışma kaynağıdır. Bu kavramın besi yeri olan ama şimdi petrol ve doğal gaz hakimiyeti için milyon dolarlar harcayan ABD’nin de özü gizleyen hiçbir şeye eyvallahı kalmadığı için kralı da çıplaktır.
Evrensel'i Takip Et