18 Mart 2026 00:14

19 Mart siyasal operasyonlarının birinci yılı geride kalırken: Muhalefetin liderleri hapiste iktidar meşruiyet sancısında

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptal edilmesiyle başlayan siyasal operasyonlar silsilesi, bugün birinci yılını dolduruyor. Aslında söz konusu AKP iktidarı olduğunda, neredeyse ilk hükümeti kurduklarından itibaren, konjonktüre, ittifak ettikleri güçlerin niteliğine ve kendi güçlerinin niceliğine bağlı olarak politik operasyonlara giriştikleri söylenebilir. Buradaki politik sıfatı kimi zaman salt ekonomik çıkar ve alan paylaşımını içeren bir yöne de sahip olmuştur. Türkiye’nin 90’lı yıllarının kaotik vurgun ortamına dair faturanın Uzanlara kesilmesiyle, medya patronlarının gazetelerinin TMSF marifetiyle müsadere edilmesiyle başlayıp yakın zamanda Cinerlere, Canlara uzanan çökme harekatları gibi.

CHP liderliğinin darbe olarak adlandırdığı 19 Mart operasyonları ise siyasal alanı düzenlemeye dönük büyük çaplı yargı müdahalelerinin sonuncusuydu. Ergenekon, Balyoz, KCK, 28 Şubat davaları; sonra Cumhuriyet, Gezi, HDP, Barış Akademisyenleri davaları; bir tür torba yasa mantığıyla herkesin içine tıkıştırıldığı ‘FETÖ’ davaları… Bunlar 2007’den 2025’e kadar neredeyse kesintisiz olarak, ama farklı müttefikler ve siyasal amaçlarla sürdürülmüş, bir kısmı hala pek çok insanı mağdur etmekte olan politik müdahalelerdi. Önceleri Başbakanlığın, sonra Saray’ın yargı üzerindeki etkisinin düzeyine ve güncel ihtiyaçlara bağlı olarak tertiplendiler ve genellikle de —hiç değilse ilgili dönem açısından—amaçlarına ulaştılar. Rakip olabilecek politik-ekonomik merkezleri, direnç ve itiraz odaklarını yok ederek ya da etkisiz hale getirerek ilerlediler.

Bir yılını geride bırakan 19 Mart operasyonları bu yöntemin bir devamıydı. 2024 yerel seçimlerinde ortaya çıkan ve nesnel koşullar açısından geri döndürülmesi hayli zor görünen seçim yenilgisi ve ‘meşru yollarla rekabet’ etmesi gayet riskli görünen müstakbel rakibe karşı çok katmanlı taarruz başladı. Üç önemli hedefle girişildi bu ‘dava’ya:

1. İBB Başkanı ve CHP’nin favori cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu hapsetmek, mümkünse o hapisteyken siyasal ve kişisel itibarını kalıcı şekilde yıkmak.

2. İstanbul belediyesine ve olanaklarına kayyım yoluyla sahip olmak ve muhalefeti bu imkanlardan mahrum bırakmak. Bunu olabildiğince çok şehre ve ilçeye yaymak ve bir yandan muhalefeti ‘yolsuzluk’ ile etiketleyip bir yandan da yerel yönetim imkanlarını cebren ele geçirmek.

3. CHP’nin kurumsal yapısına saldırarak kaos çıkarmak, parti içindeki hoşnutsuz kesimleri kullanarak bir bölünme ve sarsıntı yaratmak…

Bunlardan ilki kısmen başarıldı. Gözaltına alındıktan kısa süre sonra Türkiye merkez siyasetinde daha önce eşine pek rastlanmamış bir açık –ve çok yüksek katılımlı– halk oylamasıyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ilan edilen Ekrem İmamoğlu 4 gün sonra tutuklandı. Ancak hakkındaki iddialar, onun siyasal itibarını imha edecek bir inandırıcılık kazanmadı. Geride kalan bir yılda da belirgin bir değişiklik olmayacak şekilde, belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların siyasi amaçlarla yapıldığı kanaati toplumda yaygın kabul gördü.

İkincisi İstanbul özelinde başarılamadı. Başta gençlik kesimleri olmak üzere toplumun gösterdiği büyük tepki İstanbul Belediyesine kayyım atama cesaretini kırdı. Muhtemel Ankara operasyonunu engelledi. Diğer yerlerdeki kayyım ve meclis üyesi devşirme yoluyla yönetimlere el koyma operasyonları meşruiyet kazanmadı.

Ve üçüncü amaç, tam anlamıyla bir fiyaskoyla sonuçlandı. CHP’nin parti içi bütünlüğü korunduğu gibi, potansiyel muhalefet de bazı unsurlarının yargı ve polis marifetinden de destek alarak giriştiği hamlelerin itibarsızlığıyla eridi, politik anlamını kaybedip bir iktidar aparatı olarak kristalleşti. Bunun en traji-komik görüntüsü, hiçbir işlevleri olmadığı halde partinin İstanbul il binasına gidip gelmeye devam eden, vaktiyle CHP yönetiminde yer almış kayyım heyetinin halidir…

Bu manzara yargı aşamasında da devam ediyor. Kayyımların yerine tutarsız ve sarsak itirafçılar var. Duruşmaları bırakın TV’den yayınlama cesareti göstermeyi, gazeteci ve izleyicileri de salondan çıkartıp tamamen karartmanın yollarını arıyorlar.

Bu sefil görüntü söz konusu operasyonlar silsilesinin tüm safahatına teşmil edilebilir. Medya ve propaganda araçlarıyla yaratılmak istenen manzaranın aksine, toplumun geride kalan bir yıla ilişkin politik hafızası oluşmuştur.

Stefan Zweig, “Tarihin adil olmaya vakti yoktur. Soğukkanlı bir kronikçi olarak sadece başarıları sayar, bunların ahlaki değerlerini nadiren ölçer” diyordu. Ama bir tarafın ‘başarı’larının sonu geldiğinde bu kez “ahlaki değer ölçümleri” olarak da anılabilecek politik meşruiyet kayıt edilmeye başlar. Geride kalan bir yıl bunun beklenenden de çabuk gerçekleşebileceğini gösteren işaretlerle dolu.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et