16 Mart 2026 00:18

Habermas’ın ardından

Yazdıklarıyla yaşadığı dönemi etkileyen ve muhtemelen daha sonra da etkileyecek isimlerden biri olan Alman felsefeci ve sosyolog Jürgen Habermas, -Karl Marx ile aynı gün- 14 Mart’ta, 96 yaşında aramızdan ayrıldı.

Habermas’ın, İsrail’in 7 Ekim 2023 tarihindeki Hamas saldırılarının ardından giriştiği misillemeyi İsrail’in ‘meşru müdafaa’ hakkı diye tarif edip, vardığı boyutun soykırım olarak adlandırılamayacağını öne süren bir bildiriye imza atması, ölümünün duyurulmasının ardından sosyal medyada herhalde en çok hatırlatılan yönü oldu. Ömrünü felsefe, siyaset bilimi ve sosyoloji üzerine çalışmalarla geçirmiş, öğrenciler yetiştirmiş ve ‘kamusal alan’, ‘anayasal vatandaşlık’, ‘müzakereci demokrasi’, ‘diyalog’ ve ‘iletişimsel eylem’ vurgularıyla barış ve demokrasiye dair çalışmalarda sıkça atıf yapılan bir ismin, sapla saman arasındaki farkı silikleştirecek bir noktaya savrulması hafife alınmayacak bir yanlıştır.

Peki Habermas, bu tavrından önceki 93 yılına neler sığdırmıştı? Bazı değinmelerle devam edelim. 1929 yılında Almanya’nın Düsseldorf kentinde dünyaya gelen Habermas, Frankfurt Okulu’nun ikinci kuşak temsilcilerindendi. Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü (1962) adlı kitabında ele aldığı ‘kamusal alan’ kavramı, siyasal ve toplumsal meselelerin tartışıldığı kamusal alanın tarihsel gelişimine dair özellikleriyle kendisinden sıkça söz ettirdi. Kendisiyle anılacak çalışmalarından biri de, “iletişimsel eylem kuramı”dır. İletişimsel Eylem Kuramı (1981) adlı kitabında, modern toplumları iletişim, rasyonalite ve toplumsal uzlaşma kavramları üzerinden ele aldı ve siyaset felsefesi, hukuk disiplinlerini etkilerken, çatışma çözümü literatüründe sıkça başvurulan ‘empati’, ‘diyalog’ ve ‘müzakere’ gibi kavramlara dair tartışmaları da besleyici, destekleyici bir rol oynadı.

2003 yılının ağustos ayında İstanbul’da gerçekleştirilen 21. Yüzyılın İlk Dünya Felsefe Kongresi’nin ikinci gününde yaptığı konuşmada Irak’ın işgalini eleştirdi ve ABD’ye uluslararası hukuku hatırlattı. ABD'nin uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk bağlamında kendi koyduğu kuralları yıkmaya başladığını belirten Habermas, "Yeni anlayışa göre hegemonyacı güç, kendi bünyesinde yer alan kamu görevlilerinin savaş suçlusu olarak yargılanmasını istemiyor. Ama karşı tarafta yer alan rakiplerinin savaş suçu işledikleri için cezalandırılması gerektiğini savunuyor" dedi. Habermas, ayakta izlenen bu konuşmasını, Kant'ın görüşlerinden hareketle demokrasi, barış ve uluslararası adalet üzerine kurmuştu.

24 yaşında bir felsefe öğrencisiyken, o dönemin önde gelen felsefecilerinden Martin Heidegger'i Nazi faşizmiyle yakın bağları nedeniyle eleştirmiş olması, ona dair düşülen notlar içinde önemli bir yerde durur. Ancak, Heidegger’de 1929 ekonomik buhranıyla muhafazakâr bir dönüş olduğunu iddia etmiş olması, ona dair eleştirilerini zayıflatan bir özellik olarak da eleştirilmiştir. Bu arada Habermas’ın çocuk diyebileceğimiz ilk gençlik döneminde Hitler Gençliğine üye olduğu ona ilişkin biyografilerde hatırlatılır. Bunun dönemin iklimi içinde ailesinin ‘oportünistliği’ marifetiyle gerçekleşmiş olabileceği de dile getirilmiştir.

Habermas, ‘fildişi kulesinde’ üreten bir düşünür olmamış, toplumsal ve kamusal hayatın içinde yazmış, pozisyon almış, eleştirmiş ve eleştirilmiştir. 80’li, 90’lı yaşlarında yazdığı 3 ciltlik felsefe tarihi eserine de şöyle başlar: “Emeklilik dönemimde felsefe tarihiyle ilgili gereksiz ve oldukça uzun süren meşguliyetime yol açan nedenlerden birini gizlemek istemiyorum. Bu, daha önce ihmal ettiğim birçok önemli metni nihayet okuyabilmenin verdiği zevkti.”

Ancak Habermas, kapitalizmin sınırlarını kendi felsefi çabaları açısından da bir sınır olarak kabul etmiştir. Alman Marksist felsefeci Hans Heinz Holz, Habermas’ın bu temel yönünü, sınıf mücadelesinde taraf olmama ve tarihten yoksunluk olarak tarif etmişti.

Evrensel Basım Yayın tarafından Türkiye’ye getirilmiş, bazı üniversiteler dahil olmak üzere bir dizi yerde konferans vermiş olan Holz’un, Habermas’a dair vurgularıyla noktalayalım: “Baskıcı olmayan bir kültür (Marcuse), kurtuluşçu şehvet (Alfred Schmidt), tahakkümden serbest tartışma (Habermas) ütopyaları –hepsi 'Frankfurt Okulu' temelinde ortaya çıkmış–, irreel ve tarihten yoksun ideolojilerdir. Zaten tarihsel somutluk kazanmaları için, felsefenin sınıf mücadelesinde taraf olması gerektiği anlayışını benimsemeleri gerekirdi. Ancak düşünceler işte tam da burada ayrışıyor.” (Hans Heinz Holz, Frankfurt Okulu Eleştirisi, Evrensel Basım Yayın, İkinci Basım Ekim 2014, sayfa 116)

Fatih Polat

Habermas’ın ardından
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et