Köfteci düşer, sen uçuşu hatırla!
Rezan Yeşilbaş, 2012 Cannes Film Festivali’nde kısa film kategorisinde Altın Palmiye kazandığı “Sessiz” (Bê Deng) filminden beri ne yapacağı merakla beklenen bir yönetmendi. Geçen hafta itibariyle sinemalarda gösterilmeye başlanan “Uçan Köfteci” bu uzun bekleyişin nihayete erdiğini müjdelemişti sinemaseverlere. Rotterdam’da açılışı gerçekleştirilen film İstanbul, Adana ve Amed film festivallerinin ardından zor bir dönemde salonlardaki yerini aldı. Zor bir dönem çünkü, pandemi öncesinde başlayan seyirci düşüşü devam ediyor. Özellikle de bu tür yapımlar, geçmişe nazaran çok daha az salonda ve sınırlı sürede gösterim şansı bulabiliyor.
Rezan Yeşilbaş’ın Amed’de yaşayan ve depremde hayatını kaybeden gerçek bir karakterden yola çıkarak kurguladığı hikayenin merkezinde ‘uçmak isteyen’ bir köfteci var. Malum, uçmak fikri antik çağlardan bugüne insanoğlunun en büyük arzularından. İşte Amed’de köftecilik yapan Kadir de bu arzuya kendisini kaptırmış, gökyüzünün ferahlığını tatma rüyasına gönül vermiştir. Yeşilbaş hem filminin hem de karakterinin meramını maharetle seriyor seyircinin önüne açılışta. Uçma arzusunun eşi Azize başta olmak üzere çevredekilerle yarattığı sıkıntıların kaynağının Kadir’in bu beyhude uğraşı olduğunu düşünüyoruz ilk bakışta. Ancak, karakteri sosyal çevrenin içinde takip etmeye başladıkça, bu arzunun motivasyonunu anlamaya başlıyoruz biz de. Can sıkıntısına iyi gelsin diye içilen iki biranın sorgulanmasının, geleneksel/ muhafazakar kabullerin çizdiği sınırların, ranta dayalı zenginleşmenin parçası olamamanın getirdiği sınıfsal ezikliğin ve hatta Amedspor ’un her hafta uğradığı haksızlıkların içinde bir ferahlama özlemi aslında uçmak arzusu…
Birkaç yüz kilometre ötede turistik bir faaliyet olarak ‘özgürce’ yapılabilen paramotor ile uçma eyleminin Amed’de bir güvenlik sorununa dönüştüğü, bu fikri duyan resmi ve sivil otoritelerin ilk akıllarına gelenin ‘eylem’ olduğu bir coğrafyanın umutsuz arzusu bir yerde uçma hayali. Güvenlik kontrollerinin günlük rutinin bir parçası haline geldiği, polisin “burada böyle kafana göre uçamazsın” diyerek sınırları çizdiği bu dünyaya, biraz uzaktan, belirli bir mesafeden bakma arzusu aynı zamanda…
Rezan Yeşilbaş, Kadir karakterinin uçma arzusunu içinde bulunduğu durumdan bir an için uzaklaşma, aşağı çeken bağlardan kurtulma mücadelesinin aparatı haline getiriyor bir yandan. Ama öte yandan hızlı toplumsal dönüşümün içinde savrulurken yolunu bulamayan, rüzgarı kontrol edemeyen ve savrulan bir toplumun da alegorisini yapıyor. Kadir’in filmin içinde bahsettiği gibi rüzgarı su gibi kullanmayı, uçmadan önce uçmayı iyice öğrenmesi gereken bir toplumu!
Ama uçma takıntısı Kadir’in yere çakılmasına ve başladığı noktadan daha geri bir yere savrulmasına neden oluyor. Bu nokta, yalnızca Kadir’i değil filmi de biraz geri çekiyor öte yandan. İlk bir saatlik bölümde kurulan yapı teklemeye başlıyor. Filmde karakterin dünyası ile kentin sosyolojisi arasındaki kurulan denge ilki lehine bozuluyor. Uçma hayalinin bir an için sekteye uğraması Kadir’in ailevi sorunlarıyla birleştiğinde filmin ritmi ve nabzı düşmeye başlıyor. Bunda kendi başına bir sorun değil ancak filmin ritmini değiştirirken seyircinin nabzının da bu ritimle birlikte değişmesi önemli. “Uçan Köfteci” finale doğru “denedin yenildin, yine dene yine yenil” moduna geçerken seyirciyle bağı zayıflıyor. Karakterin uçmaya karşı kaybolan coşkusuyla birlikte seyircinin de karaktere olan coşkusu azalıyor. Kadir, yerine yeni bir duyguyu koysa bile seyirci için artık çok geç oluyor.
“Uçan Köfteci”, karakterini fetiş hale getirmeden, sıradan bir köfteciyi tarihselliği ve sosyolojisi içinde ustaca kurarak özel bir yer açıyor günümüz Türkiye sinemasında kendisine. Nazmi Kırık’ın sürüklediği performansıyla finale kadar da zorlanmıyor aslında. Yalnızca günlük rutinin ağır yüklerini değil, mizahını da katarak ferahlatıyor filmi sık sık Rezan Yeşilbaş. Ama final yalnızca karakterin değil, filmin de uçma arzusunu bastırıyor sanki. Nasıl ki, Kadir’in bir uçabilse bambaşka bir yere gidebileceğini hissediyorsak, filmin de o uçmanın sınırlarından döndüğünü düşünüyoruz. Kadir’i geri çekilmeye iten şey hayatın gerçekleriydi. Rezan Yeşilbaş da bu gerçeklere fazla takılmış gibi. Oysa hem yalnız Kadir değil, film de uçmak istiyor! Hayat Kadir’i sürekli aşağı çekerken, filmde de uçamayacaksa nerede uçacak!
Evrensel'i Takip Et