8 Şubat 2026 00:11

İran’a açılan savaş ABD’nin mi İsrail’in mi savaşı?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat günü başlattığı saldırı bugün 9’uncu gününde.

Trump, savaşın ilk günü, birkaç günde biter dediği savaş için şimdi birkaç hafta, hatta daha fazla uzayabileceğini, görülmemiş saldırılar yapılacağından söz ediyor. Tabi; “Ben, Hamaney’i öldürmesem o beni öldürecekti”, “İran ABD’yi yok edecekti” gibi kuyruklu yalanlar eşliğinde İran’ın sadece askeri güç ve tesislerini değil sivil hedefleri de vurmaya devam ediyor.

İran, haziran ayındaki “12 gün savaşı”nda sadece İsrail’in kentlerini ve askeri tesislerini hedef almıştı. Ama İran, bu sefer Irak, Bahreyn, Kuveyt, BAE, Ürdün ve Suudi Arabistan’daki ABD üslerini vururken, aynı zamanda bu ülkelerle de resmi olmasa da fiilen savaş haline girmiş bulunuyor.

İran savaşın dördüncü gününde, Hürmüz Boğazı’nı da kapatarak, petrol ve doğal gaz silahını da devreye soktu!

Bu arada İran’ın attığı söylenen bir füzenin Türkiye’de, birkaç dronunun da Azerbaycan’a düşmesini İran, “Biz atmadık. İsrail’in işi olabilir” dese de bu sorun Azerbaycan’dan sert, Türkiye’den daha düşük profilli tepkilerle geçiştirilmiş bulunuyor.

ABD-İsrail’in İran’a saldırısı karşısında İspanya dışında Avrupa sessiz!

 

İki haydut devletin bu her tür savaş kuralını bile tanımayan tutumu karşısında dünya, ABD’nin düşman ilan ettiği Çin ve Rusya zevahiri kurtarmak için yaptıkları ilk açıklamalardan sonra derin bir sessizlik içindeler.

Avrupa ülkeleri ise ilk bir iki günlük şaşkınlığın arkasından ayak sürüyerek de olsa Trump’ın arkasında hizaya girdiler. Trump Avrupa ülkelerinin daha açıkça arkasında olamamalarından hoşnutsuz ve bu hoşnutsuzluğu bazen espri, bazen de onları aşağılayarak yüzlerine vuruyor. Ama, savaş uzarsa Avrupalıların bugünkü kadar bile Trump’ın, yani İsrail ve ABD’nin arkasında durmasının zorlaşacağı anlaşılıyor.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısını bu savaş “uluslararası hukuka aykırı” diyerek karşı çıkıp, İspanya’daki ABD üslerini kullandırılmayacağının söylenmesine Trump yönetiminden “Korkunç bir ortak” cevabı geldi. Ardından Başbakan Pedro Sanchez, İspanya’nın tutumunu yineledi: “İspanya’nın bu noktadaki tutumu açık ve kararlı. Bu, Ukrayna ve Gazze’de benimsediğimizle aynı tutum. Birincisi, hepimizi koruyan uluslararası hukukun ihlaline ve ikinci olarak, dünyanın sorunlarını yalnızca çatışma ve bombalar yoluyla çözebileceği varsaymaya hayır” diyerek Avrupa ve dünya halklarının içine su serpti!

Kürtlerin, İsrail ve ABD ile anlaştığı, Irak’taki Kürt savaşçıların İran’a geçmeye başladığına dair savaş yalanları, çeşitli Kürt çevreleri tarafından yalanlansa da alıcısı fazla yalanlar olarak medya ve siyaset piyasasına sürülmeye devam ediliyor. 

Savaşın kazananı yok mudur?

 

Komşularla sınır sorunları, iç ya da dış sorunlar üstünden savaş ihtimali büyüdüğünde aydınlar, demokrat çevreler savaşın nasıl acılara, üzüntülere yol açacağına dair önceki savaşlarda yaşanan, maddi kayıpları, ölümleri, katliamlara varan trajik olayları da göstererek “Savaşın kazananı barışın kaybedeni yoktur” sloganını öne çıkarıyorlar.

Nitekim ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla birlikte bu slogan yeniden öne çıkıyor. Ama yaşananlara bakınca “Keşke öyle olsaydı” demek geliyor insanın içinden.

Çünkü kapitalist toplum çoğu zaman sanıldığı gibi sınıfsız, zümresiz bir yığın değil. Tersine çıkarları birbiriyle çelişen sınıflara bölünmüş bir toplumdur. Dahası “normal” zamanlarda çeşitli örtülerle üstü örtülen çelişkiler savaşlarla birlikte saklanamaz hale gelip daha sert biçimde ortaya çıkar.

Nitekim ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı karşısında daha savaşın başlamasının üstünden 10 gün geçmeden kazananlar ve kaybedenleri açıkça ortaya çıktı.(*)

Petrolün varili 65 dolar’dan 95 dolara doğru çıkarak uluslararası petrol tekellerinin servetlerine servet katacakları ortaya çıkarken, silah ve mühimmat, savaş uçakları ve tanklar, savaş gemileri üreten ulusal ve uluslararası tekeller, her tür gıda maddesi… iğneden ipliğe her tür emtianın fiyatları akıl almaz düzeylere çıkar! Kaçakçılık, karaborsacılık için yeni fırsatlar oluşur, “savaş zenginleri” türer! Bunlar için savaş “Alllah’ın lütfu”dur! Ki, bunlar savaşın kazananlarıdır!

Savaşın kaybedenleri ise, en başta cephelerde kendi sınıf kardeşlerini boğazlamakla görevlendirilmiş askerler başta olmak üzere “savaş var” gerekçesiyle ücretleri en aşağı çekilen, çalışma koşulları sınırsız biçimde ağırlaştırılan, grevleri yasaklanan işçiler, her kesimden emekçilerdir, halk yığınlarıdır!

Bu yüzdendir ki yurt savunması ve kapitalizme karşı sınıf savaşları dışında savaşın reddedilmesi işçi sınıf enternasyonalizmin temel ilkesidir! 

Trump bir çılgın mı, yoksa ‘seçilmiş’ bir ‘kurtarıcı’ mıdır?

 

Trump’ın bir ABD başkanı olarak söyledikleri ve yaptıkları üstüne tartışan normal insanlar, onu “bir çılgın”, “bir deli”, “yarı manyak”, yetinmeyenler “tam manyak”, “bir pedofilist” gibi sıfatlarla niteliyorlar.

Trump’ın taraftarları ise onu bir “barış havarisi”, “kral”, “Amerika’yı yeniden büyük yapacak bir seçilmiş kişi”, “bir bilge”, “inançlı bir Hristiyan” olarak el üstünde tutuyorlar. Bu tutumlarını Beyaz Saray’ın meşhur Oval Ofisi’nde bir grup Avengelist rahip onu kamuoyuna açık bir “ayinle” kutsayarak gösterdi!

Örneğin psikiyatrlar herhalde birinci görüştekileri onaylarlar. Ancak sınıf mücadelesi alanına geçmeden milyonlarca Amerikalının Trump’ı böyle bir ermiş gibi desteklemelerinin bir açıklaması olamaz. Tıpkı geçmişte Alman halkının Hitler’i, İtalyan halkının Mussolini’yi seçilmiş kişiler olarak iktidar getirmelerinin anlamanın anlaşılmasının zor olması gibi!

 

Trump’ın birinci dönemi için hadi diyelim ki “çılgın’ görünen hoş bir adam” gibi gerekçesiyle seçilmiş olması anlaşılabilir. Ama ikinci dönem seçimi, Kanada’yı “51. eyalet” Gronland’ı “parayla satın alacağı”nı, olmazsa askeri güç kullanarak ilhak edeceğini, Panama Kanalı’na el koyacağını ilan eden bir kişinin seçilmesidir. Ki, Amerikan büyük, hatta en büyük sermayesinin Trump’ın ne yapacağını, ne yapması gerektiğini söyleyip destekleyerek Trump’ı kamuoyunu önüne çıkardılar. Büyük bir parasal imkanlarla, medya ve siyasetteki güçleriyle, Kiliseyi, çeşitli türden lobileri seferber ederek halkın önüne Trump’ı “İki kötü seçeneğin iyisi” olarak çıkarak seçtirdiler!

Yani Trump, bir aymazlık ya da yanlış bir tanımanın eseri olarak değil petrol ve silah sanayisinin, dijital endüstrisinin en büyükleri başta olmak üzere Amerikan büyük sermayesinin, kim olduğunu ne yapmak istediği bilenerek ve istenerek seçtirdikleri başkanlarıdır!

Yani Filistin’de siyonistlerin soykırımını arkasında durması ya da Netanyahu’nun Trump’ı kışkırtması sonucu ABD’nin İran’a saldırması söz konusu değildir. Tersine bu Amerikan büyük sermayesinin Ortadoğu'yu, dahası dünyaya yeni bir nizam verme planını bir adımıdır! İsraili de bu planı bölgede gerçekleştirmesinin “köprü başı”, “ileri karakolu”, “öncü gücü” olarak kullanmaktadır.

Trump bu planı gerçekleştirecek hamleleri yapabilecek “çılgın adam” olarak seçilmiştir. Bu planın geçekleştirilmesini götürdüğü yere kadar götürecek, sonrasına başkası devam edecektir!

Tabi dünya işçi sınıfı ve halklarının daha yaşanır bir dünya mücadelesinin izin verdiği ölçüde!

 

(*) Gazetemizin 5 Mart 2026 tarihli sayısı ve savaşın ilk gününden beri çıkan sayılarındaki savaşla ilgili haber, yorum ve köşe yazıları ile Sefer Selvi arkadaşımızın karikatürleri bu üstü örtülen gerçeğe dikkat çekiyorlar.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

İhsan Çaralan

İran’a açılan savaş ABD’nin mi İsrail’in mi savaşı?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et