Çocuk tabutları, erkeklik taburları
Sekiz yaşındaki cansız bir kız çocuğu, otuz yaşındaki cansız annesinin yanında. Aynı boy tabutların hangisinde hangisi yatıyor bilmiyoruz, biz o gün o cenazede olmayanlar. Boyunun iki katı ahşap bir kutuya girene kadar öz babası tarafından cinsel istismara maruz kalmış, dünyayı zaten baba korkusuyla bilmişti. Annesinin şikayeti üzerine yürütülen soruşturmada yaşadığı istismar ve şiddeti anlattığında dört yaşındaydı. Yan tabutta yatan annesi zaten kendisine tecavüz eden kişiyle zorla evlendirilmiş; evliliği süresince cinsel, fiziksel, psikolojik şiddet görmüş bir kadın.
Bu bir boydaki tabutlar, bu ülkede kadınlara dayatılan kaderin cisimleşmiş hali gibi. Ölmüş bir çocuğun kendinden çok büyük bir tabut içindeki halini düşünmek, öfkeyi katlamak biz dışarıdakilerin, hâlâ yaşayanların işi.
Söz konusu erkek Kuran’a Hizmet Vakfı’nda yönetici Ayhan Şengüler neden serbest?
*
Fatmanur ile Hifa İkra'nın cenazesinde tabutları sırtlama işini kadınlar üstlendiğinde nereden olduğu meçhul birtakım erkeklerin “Cenaze bizim” diyerek kendilerini öne atmaları takılıyor aklıma. Meçhul, çünkü avukatlarından Buse Naz aileden aldığı bilgilerle bu erkeklerin hakikaten Fatmanur ile Hifa İkra'yı tanıdığını doğrulayamıyor.
“Cenaze bizim”. Ölüler bizim diyorlar yani. Derin bir keder iddiasından çok, bir mülkiyet meselesi gibi. Sizin değil, bizim. Diriye değil ölüye sahip çıkmak gibi. Hayatı değil, ölümü sahiplenmek gibi.
*
Türkçede iyelik ekleri isimlere sahipliği dağıtır. Bir kadının ağzından “tecavüzcüm” kelimesini duymazsınız, diline gelmez. Çünkü zaten bu cinsel suç, ona sahip olmak isteyen, kadını mülkiyeti ve tecavüzü hakkı olarak gören (tanıdığı ya da tanımadığı) bir erkek tarafından işlenmiştir. Kadınlar cinsel şiddet suçları failleri yargılansın ve cezalandırılsın ister, onlarla böylesi bir bağ kurmak değil. “Tecavüzcüsü”ndeki iyelik ekine de itirazdır bu.
*
“Şov yapıyorsunuz!” Fatmanur ile Hifa İkra'nın cenazelerine sahip çıkmak isteyen kadınlar cenazede bununla itham ediliyor. Kadınların sistematik şiddete, ayrımcılığa, eşitsizliğe itirazı biraz yüksek perdeden çıkınca, tüm bunların yarattığı öfkenin tam karşılığı bile değil, az buçuğu erkeklik sahnelerinde duyulur ve görünür olduğunda bu “şov” olarak nitelenir. Bir gerçekdışılık, bir sahtelik aranır; gizli bir amaçla ilişkilendirilmeksizin idrak edilemez.
Bu yazıyı yazana kadar “şov yapmak” fiilinin Türk Dil Kurumu sözlüğüne girdiğinin farkında değildim. Birinci anlamı olarak “gösteri yapmak”, ikinci mecazi anlamı olarak da “gösteri yapar gibi davranmak, gösteriş peşinde olmak” yazıyor. “Düşüncelerini halka veya yetkililere duyurmak için bir araya gelerek eylemde bulunmak” anlamında gösteri yapmaksa doğru kullanıyor ama yanlış tonluyorlar ne yazık ki.
*
İstatistik bilimi, aynı isme ve soyadına sahip iki kadının aynı gün kalkan cenazelerine dair, bu isimlerin değil, kadınlara yönelik suçların sıklığını gösterebilir ancak.
Başka bir kadının tabutu başında bir çocuk büyümekte; öğretmen Fatma Nur Çelik'in oğlu. O okulun öğrencisi olan fail, sevgilisinden ayrıldığından, kendinde olmadığından, rastgele bıçakladığından söz ediyor. Umutsuzluğun yanı sıra şiddetin normalleştiği, erkekliğe sığınmanın türlü yollarının erken keşfedildiği gençlik dünyası, bu toplumun ancak isabetsiz yerlerinden meselesi oluyor.
*
Hemen ertesi gün bir mahkeme salonunda başka bir Fatmanur; ismi bu olmayanları anmaya sıra gelmiyor. Fatmanur Okur, kendisine ve üç yaşındaki kızlarına şiddet uygulayan kocasını öldürmek suçundan yargılanıyor. IŞİD hükümlüsü kocanın, onları cezalandırmak için kedilerinin ve muhabbet kuşlarının kafasını kestiğini söylemiş ifadesinde.
*
Şu sahne bağlanıyor buraya: Sınıfın ortasına konmuş bu defa tabut değil, bir mezar maketi. Öğrenciler sırayla mezarın başına geçiyor ve ölmüş anneleri için ağlıyor, ağıt yakıyor. Bir tür prova; “sabır testi” diyorlarmış adına. Hazırlıklı olun, diyorlar.
Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum. Eğitimde bilimsellikten uzaklaşmanın, tarikatlaşmanın adımlarından biri olan ve 2023'te Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik Spor Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı işbirliğiyle hayata geçirilen programın adı buydu.
*
Yarın 8 Mart'ta İstanbul'da yapılacak feminist gece yürüyüşünün çağrısında şöyle sözleşilmiş: “Bu yıl da her 8 Mart’ta olduğu gibi her neredeysek oradan çıkıyor, yollarda birbirimizi bularak geliyoruz. Bu yıl da çatlaklardan sızarak Feminist Gece Yürüyüşü’nde buluşuyoruz!”
Her yıl bilebildiğimiz kadarıyla yüzlerce kadın erkek şiddeti nedeniyle hayattan kopartılırken, binlerce değil milyonlarcası her gün bu şiddetin farklı dozlarıyla “sabır testi” olarak yaşamaya çalışıyor. Bu cenazeler evet sizin. Bu erkek egemen düzene itirazı olanlar, kadınları capcanlı, özgür ve eşit yaşarken istiyor çünkü. Patriyarkanın, bu bitmeyen erkeklik şovunun tüm çatlaklara sızdığı yerde, çatlaklardan çıkmak gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et