27 Şubat 2026 00:18

Almanya’da yapılan son NATO tatbikatında ülkede üretilen silahların kullanılmasına ilişkin Erdoğan’ın değerlendirmesi “Adeta destan yazdık” oldu. Bu “destan’ın” nasıl yazıldığını iktidar medyası zaten gün gün aktarmıştı. SİHA gemisi, bu gemiden kalkan insansız hava araçları, bunların gerçekleştirdiği atışları vs. Bütün bunları en küçük ayrıntısına kadar öğrenmiştik. Örneğin öğrendiklerimizin bazıları şunlardı. NATO’nun bu yılki en büyük tatbikatı olan Steadfast Dart 26, Almanya’da yapılıyor. Ocak ayında başlayan ve mart ayına kadar sürmesi planlanan tatbikata Türkiye’nin yaklaşık 2 bin askerle katılması, NATO’yu çok memnun etmiş.

Destan yazıldığı söylenen tatbikat bir savaş ve saldırı örgütü olan NATO’nun düzenlediği bir tatbikat. Tatbikatı yöneten Hollanda’daki Müşterek Kuvvetler Karargahı Komutanı General Ingo Gerhart “Türk ordusunun bu yılkı tatbikata açık farkla en büyük katkıyı sağladığını söylüyor. Tatbikata toplam 10 bin asker katılıyor ve bunun 2 bini Türkiye’den gidiyor! Görevleri Atlantik’ten NATO’nun doğu sınırına kadar -Rusya- Avrupa’yı korumak. Kendi ülkesinde açları ve yoksulları doyuramayan iktidar, milyonlarca dolar harcayarak Avrupa’nın korunmasına koşuyor! Ama olsun, “İtibardan tasarruf olmaz” denmemiş miydi zaten.

Son zamanlarda NATO’da bir yol ayrımına doğru gelindiği, Avrupa’nın ABD’ye bağlı olmadan kendi silahlı gücünü oluşturması gerektiği tartışmalarının yapıldığı, Avrupa’nın kendisi için ucuz koruma aradığı bir dönemde, iktidarın binlerce kilometre ötedeki bir tatbikata bu kadar güçle katılması tesadüf olabilir mi? Politika ve uluslararası ilişkilerde böyle tesadüfler olmaz. Ülke insanı Almanya’ya önce ucuz emek gücü olarak ihraç edilmişti, şimdi de ucuz can gücü pazarlıkları mı yapılıyor yakında anlayacağız. Söz konusu olan ülke insanının canının pazarlanmasıdır. Zaten Soros “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü askeridir” dememiş miydi? 

Milli Savunma Bakanlığının yaptığı resmi açıklama da bu iddiayı doğrular nitelikte. Bakanlık “Türk silahlı kuvvetlerimiz, müttefik ülke ordularıyla sergilediği yüksek koordinasyon, müşterek harekat kabiliyeti ve birlikte çalışabilirlik seviyesiyle; disiplinini ve profesyonelliğini ve caydırıcı gücünü bir kez daha ortaya koydu” diyerek bu pazarlamanın niteliklerini açıkça sergilemiş. Bu ülkede işçinin emek gücünden, insan canından daha ucuz bir şey yoktur. İşçiler ve çocuk işçiler her ay onar onar “iş kazası” denilen, ama hepsi bir cinayet olan sözde kazalarda canlarını yitirirler. Ailelerin vatan görevi yapsın diye askere gönderdikleri gencecik evlatları kışlalarda susuzluktan öldürülebilir. Bütün bunların yanında “müttefiklerimiz için” can vermenin ne önemi olabilir ki! “Yerli ve milli” iktidarımız ‘NATO bizim canımız, feda olsun canımız’ türküsünü söylüyor.

Halkın refah ve mutluluğu için harcanmayan milyarlarca dolar, silah sistemlerinin geliştirilmesi için rahatlıkla harcanır, savunma adına saldırı silahları her geçen gün daha öldürücü nitelikler kazanmaları için geliştirilir. Bütün bunlar “yerlilik ve millilik” olarak halka pazarlanır ve halkın iktidarların gerici, yayılmacı emellerinin peşine takılması istenir. Yabancı ülkelerde üsler kurmak, buralarda farklı güçlerle rekabete girişmek, bunlar için milyarlarca dolar harcamak, ülkenin gücünün dünya çapında gösterilmesi ve kanıtlanması olarak propaganda edilir, halkın bunun peşine takılması istenir. Bu arada uluslararası finans kuruluşlarından ve Londra tefecilerinden borç para bulmak için onların kapıları aşındırılır, ülke faiz yoluyla da katmerli soyguna uğratılır. 

Bazı silahları üretmekle çok övünülüyor. Ama bütün bunları çok daha “başarıyla” yapan ABD diye bir devlet yok mu? ABD’nin gerek tek başına gerekse de NATO müttefiklerinin en irilerini yanına alarak dünyanın çeşitli bölgelerindeki yıkıcı saldırıları, korsanca eylemleri bilinmiyor mu? ABD halkı ve dünyanın diğer halkları bu emperyalist gücün önünde en öldürücü silahları ürettiği için yerlere mi kapaklanmalı? Onun geliştirdiği teknoloji harikası silahlara övgüler dizip, diğer “müttefikleri” göğüslerini mi şişirmeli? Ekonomisi ve sanayisi Türkiye’ye göre çok daha ileri ve modern olan Almanya’nın silahlanmaya yüz milyarca avro ayıracak olmasını bir” müttefik” olarak alkışlayalım mı? Ya Fransa, İngiltere, Japonya, Rusya, Çin ve diğerleri, ekonomik bağımsızlığa da sahip olan bu ülkeler bu işlerde çok daha ileride değiller mi? Bütün bu ülkelerin işçi sınıfı ve emekçi halkları devletlerinin ölüm makineleri geliştirmesine alkış mı tutmalı, birbirlerini boğazlamak için militarizmin emrine mi girmeli? 

Silahlanma ile güvenlik ve barış aramanın, ülkelerin güvenlikleri için sürekli dışarıda sınırlar oluşturma ve üsler kurmanın ne savaşları önlemeye ne de barışı korumaya katkı yaptığını bütün bir tarih kanıtlamaktadır. Bu “güvenlik önlemleri” doğası gereği hep eksik hep zaaflıdır. Her zaman daha ilerisi, daha iyisi aranır. Bu nedenle de bölgesel savaşların ve iç karışıklıkların sonu gelmez. Tekelci kapitalizmin egemen olduğu, egemenlik ve güç mücadelelerinin kaçınılmaz olduğu emperyalist sistemde anlaşmazlıklar ve savaşlar adeta kader gibi yaşanır. Dünya halklarında barış ve silahsızlanmaya yönelik hareketlerinin gelişmesi elbette önemli ve gereklidir. Ama bu mücadelelerin genel gidişatı sadece ertelediğini tarihsel tecrübelerden biliyoruz. 

Savaşlar ve silahlanma uluslararası işçi sınıfının ve emekçi halkların düşmanı ve celladıdır. Ancak NATO gibi savaş örgütlerinin dağıtılması, silahlanmanın engellenmesi, güç ve egemenlik mücadelelerinin kaynağı olan kapitalizmin kökünün kazınması için mücadele, halklar için kalıcı barışın ve kardeşliğin yolunu açabilir. Dünya şimdi bu mücadelenin daha da acilleştiği bir döneme girmiş bulunuyor. Egemen sınıfların yazdığı “destanlarda” kan, savaş ve sömürüden başka bir şey bulunmuyor. Onların “destanları” halkların hüsranları oluyor. Halklar şimdi bayrağında sömürünün ve sınıfların olmadığı, kardeşliğin egemen olduğu bir düzenin kurulması için kendi destanlarını yazmak zorundalar.

Ahmet Yaşaroğlu

Destan yazmak
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et