Devletin Cebinden Büyük Simbiyoz
Değerli okurlar, bugün bu sütunu ben değil, benden daha ehil bir vatansever gazeteci dostumuz doldurmaktadır. Kendisini yakından tanırsınız, bugünkü yazarımız, ihale, yap-işlet-devret ya da kamu-özel iş birliği gibi Türkiye’nin üzerine çöreklenen emperyalist vantuzu harika eserleriyle açıklayan değerli Yazar Çiğdem Toker’dir. Sütunda daha fazla yer işgal etmeden, izninizle, sözü Sayın Çiğdem Toker’e bırakayım.
“Elinizdeki ‘Devletin Cebinden’ kitabı, ihale sisteminin araçsallaştırılması yoluyla kamu kaynaklarına yapılan tasallutu anlattığımız serinin üçüncüsü.
Ulaştırma alanında Kamu-Özel-İşbirliği (KÖİ) modeliyle yapılan otoyol, tünel, hava limanı projelerinin ekopolitik öyküleri bu kitabın konusu.
Bu kitapta ‘ticari sır’ gerekçesiyle yıllardır TBMM’den kaçırılan, Sayıştay denetiminin dahi zor ulaştığı Yap-İşlet-Devret (YİD) uygulama sözleşmelerinden bazılarının metinlerine yer veriyoruz.
Devlet kurumlarının özel sektör şirketleriyle yaptığı sözleşmeleri vatandaşın bilmesi gerektiği inancıyla yaptık bunu. Bunu yaparken gazetecilik eylemine yol gösteren temel soru şudur: Devlet bizlere seneye, ondan sonraki seneye, üç, beş, on yıl sonra salacağı vergilere güvenmese bu garantileri verebilir mi? Hayır! O halde, ben de rızam olmadan, bana sorulmadan borçlandırıldığım sözleşmeleri okuma hakkına sahibim.”
Çiğdem Toker, bu kitapta, adaletten ekonomiye, eğitimden istihdama, sağlıktan gelecek kaygısına dek umudunu yitirmiş milyonların ve uçurum kenarında bir ülkenin neden buraya geldiğinin resmini çiziyor.
Güçlü kalemi ve derinlikli analizleriyle, ısrarla ve büyük cesaretle 22 yıl boyunca sürdürdüğü fikri takiple gazeteciliğin hakkını da veren Çiğdem Toker, buradan çıkışın nasıl olacağını bize gösterirken hüküm süren bu devrin neden bitmediğini de anlatıyor; politik ve ekonomik simbiyoz!
Bu kitap; Çiğdem Toker’in, Olağan İşler ve Milletin Cebinden kitaplarının ardından önce okura, sonra ülkemize ve en çok da geleceğimize ve çocuklarımıza bıraktığı tarihi değerde bir armağandır.
Bugün siz değerli okurlara sunmak istediğim kitabın hem bizzat Çiğdem Toker, hem de yayınevi tarafından kısa bir özetini verdikten sonra, izninizle birkaç satır da ben ilave etmek istiyorum. Çiğdem Toker’in sonuncusunu bu yazıda kendi kalemiyle yansıtmaya çalıştığım üçlemesi uluslararası çağdaş emperyalizmin belge kanıtlarıyla tarihe geçmesi aracıdır. Sayın Toker bu değerli katkısıyla kutlamayı hak etmektedir!
Lenin’den başladığı ifade edilen, sermayenin genişleyip, finans alanına yayılarak başka ekonomilere sızması şekliyle yapılan emperyalizm tanımı ve anlatımı, doğal olarak günümüzde, neoliberalist görüşlerle hayli farklılaşmıştır. Günümüzde, sermaye, adeta devlet yapılarıyla içiçe geçerek, devletleri ulusal politikalardan uzaklaştırıp, yanlarına alarak, “sömürü temelli devlet-sermaye iş birliği” modelini bir ekonomik hamle girişimi olarak toplumlara sunmaktadır. Sermayenin devletleri de yanına alması mutlak kâr garantisi sağlamanın ötesinde, piyasa koşullarının oluşturduğu kâr haddi üzerinde gelir sağlamanın da yolunu açmış olmaktadır. İşte burada biraz durup, nasıl oluyor da, milletten aldığı oylarla geçici bir süre için yönetimi ele geçiren siyasal erk, hiçbir şekilde millete hesap verme endişesine kapılmadan, böyle bir sözleşmeyi, millet adına kabul etmektedir? Seçime olağan demokratik usuller ve aleniyet kurallarına itibar edilerek girmeye razı olan bir siyasi erkin böyle bir taahhüde girmesi beklenebilir mi; burada ciddi bir risk yok mudur! Peki, tartışmayı biraz daha ilerletelim; sömürücü sermayenin girdiği ülkelerde piyasa üstü olağanüstü kazanç sağlayabilmesi için bu ülkenin siyasi erki ile anlaşması kaçınılmaz ise, sermaye alan ülke siyasi erkinin bizatihi kendi ulusu aleyhine aldığı korkunç mali ve yönetsel riskin koruyucusu kim ya da hangi siyasi güç olmaktadır? Acaba bu soru bizi, sömürücü sermayenin sermaye alan ülke siyasisi ile piyasa üstü kâr konusunda anlaşırken, bu kadroyu korum adına, aynı anda sermaye veren ülke siyasisi ile de zımni anlaşması olabilir mi? Sanırım, günümüz emperyalizminin temel sorunu bu minval üzere şekillenecek, hatta şekillenmektedir. Öyle anlaşılıyor ki, küreselleşme sermayeye avantaj sağlarken, aynı anda ülkelerin siyasal yapılarını da hiyerarşik konuma sokmaktadır.
Evrensel'i Takip Et