16 Şubat 2026 00:20

Münih’teki Rojava temsili ve bundan sonrası…

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Kuzey ve Doğu Suriye Dışişleri Komitesi Eş Başkanı İlham Ahmed’in Duhok'ta düzenlenen 6’ncı Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu’ndan üç ay sonra, daha büyük bir uluslararası diplomatik arena olan 62. Münih Güvenlik Konferansı’na katılmaları geçtiğimiz haftanın önemli başlıklarındandı. Ankara’nın yaklaşımının önümüzdeki günlerde net olarak görüleceği bu gelişmeyi değerlendirirken tefrit ile ifrat arasında bir dengeye ihtiyaç olduğu açık. Zira, bu gelişmeyi önemsizleştirenler de, “ABD Kürtleri sattı”dan “ABD pozisyon değiştirdi ve artık Kürtlerin arkasında” görüşüne doğru savrulanlar da var.

30 Ocak anlaşmasına rağmen Kobanê etrafındaki kuşatma bu yazı yazılırken devam ediyordu. Colani, Nureddin İsa Ahmed’in Haseke Valisi olarak atanmasına ilişkin kararnameyi Münih Konferansı günlerinde imzaladı.

Bilindiği gibi Münih’te ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Mazlum Abdi, İlham Ahmed ve Suriye geçici hükümeti Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile görüştü. ABD Senatosu üyeleriyle de bir araya gelen Abdi, Ahmed ve Şeybani, konferans kapsamında Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan bin Abdullah ile de bir araya geldi. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki temasları kapsamında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile de görüştü.

Abdi ile Macron’un verdikleri sarılma görüntüsü Türkiye medyasında haset yarışına konu oldu. Milliyet’in “Almanya’dan skandal görüntü! Macron ile terör örgütü SDG/YPG elebaşı Abdi kucaklaştı” biçiminde duyurduğu haber, Hürriyet’in sitesinde “Münih Güvenlik Konferansı’nda tepki çeken görüntü. Macron ile YPG elebaşı Abdi kucaklaştı” ifadeleriyle yer aldı. Odatv ise, haberi “Fransa Cumhurbaşkanı ile samimi görüntüler vermeye çalışan terör örgütü YPG lideri Mazlum Abdi’nin çabası dikkat çekti” ifadeleriyle paylaştı.

Hatırlanacağı gibi, Mazlum Abdi’ye önerilen Savunma Bakan Yardımcılığı ya da valilik için Rojava yönetimi farklı isimler bildirmişti. Eğer Abdi, bu görevlerden birini kabul etmiş olsaydı şimdi Münih’te böylesi bir temsil görüntüsüyle yer alması pek mümkün olamazdı.

Rovava temsilcilerinin Münih’e davet edilmiş olmaları, bir dizi gelişmenin devamı olarak gerçekleşti. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’ndeki Suriye oturumu, bu oturumda Colani yönetimine güvensizlik öne çıkarken, Kürtlere ve Suriye’deki azınlıklara yönelik savaş suçu niteliğindeki örneklerin gündeme gelmesi, ABD basınında Barrack’ın ABD’nin değil Ankara’nın politikalarına angaje olmakla eleştirilmesi, Avrupa Parlamentosunda Suriye’de Kürtlerin ve azınlıkların korunmasına yönelik karar tasarısını kabul edilmesi ve  Portekiz Cumhuriyet Meclisinin, Rojava’daki gelişmelere ilişkin insani duyarlılık ile diplomatik adımları içeren karar tasarısını karşı oy olmadan kabul etmesi. Hollanda Sosyal Demokratlar ve Yeşiller Partisi liderlerinden Kati Piri’nin, Kuzey ve Doğu Suriye’ye destek verilmesini talep eden önergesinin Hollanda Parlamentosunda kabul edilmesi. Bunun öncesinde de Kürtlerin dört parçadaki eylemleriyle verdikleri birlik görüntüsü, Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde gerçekleştirilen Rojava dayanışma eylemleri…

Tüm bu gelişmeler Suriye’de Kürtlerin haklarının anayasal bir güvenceye kavuşturulmasını destekleyen bir özellik taşırken, Mazlum Abdi’nin “Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgelerin özgünlüğünün korunması” diye ifade ettiği hedefin, Ankara’nın kabul etmeye şu ana kadar yanaşmadığı özerklik noktasına kadar varmasına bir zemin sunup sunamayacağı sahada test edilecek muhtemelen.

Bu arada ABD ile Avrupa arasında NATO’nun geleceği ve yeni güvenlik mimarisi üzerinden süren tartışmalar dikkate alındığında, Almanya ve Fransa’nın, Avrupa’nın güvenlik mimarisi içinde işlev yükledikleri Ankara’nın Suriye’ye dair talepleri karşısında militan bir Rojava savunusu içinde olmalarının beklenemeyeceğini atlamamak gerekiyor. Nihayetinde insan hakları kurumlarından değil, küresel hegemonya mücadelesinde birbirleriyle yarışan emperyalist güçlerden bahsediyoruz.

Öte yandan Ankara’nın Suriye’deki tasarruf limiti de sınırsız değil. ABD kongresinde ve Avrupa Parlamentosunda Suriye’deki Kürtlere ve azınlıklara yönelik olarak ‘savaş suçu’ olarak nitelendirilen eylemlerin failleri sıralanırken Türkiye’nin eğitip donattığı gruplar ile desteklediği HTŞ güçlerinin icraatlarına işaret edilmişti. Ayrıca, AKP iktidarının Türkiye iç politika hesapları açısından ve henüz devam eden ‘süreç’ bağlamında baştan sona tasfiye temelli bir planı dayatma lüksü de bulunmuyor. Zaten tartışma ve sahadaki kuşatma da şu sorunun yanıtına dair: Suriye’deki Kürtler, kimi talepleri içerilerek mi sisteme dahil edilecek, yoksa özerkliğe yakın statü talepleri anayasal güvenceye kavuşturularak mı?

Fatih Polat

Münih’teki Rojava temsili ve bundan sonrası…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et