Şubatın on dördü
Bugün Sevgililer Günü.
Sevenleri sevdiğine kavuşturmak isteyen bir rahibin idam edilmesiyle başlayan tarihçesine rağmen yüz yıllar içinde her şey gibi tüketime dair bir güne dönüştü.
Her şeyi tüketen insanlık sevgiyi de tüketimle eşleyecekti elbet.
Bizim neslin sevgiye dair ilk kanısında, Cengiz Aytmatov’un eserinden sinemaya uyarlanan o meşhur Atıf Yılmaz filmi “Selvi Boylum Al Yazmalım”ın katkısı büyüktür. Sevgi emektir diye yetiştik. Filmler, kitaplar ve hatta Mevlana’dan öğreniyorduk ki sevmek, karşındakini sevmesi en kolay özellikleriyle değil, her şeyiyle kabul edebilmekti. Yolun sonu yine emeğe çıkıyordu yani.
Sevmek işi emek yoğun bir işti. Zihnen, fiziken yeri geldiğinde madden, bedeli ağır.
Dijitalleşmeyle birlikte aşk da ayağımıza geldi. Görüldü atmalar, sağa kaydırmalar, kör buluşmalar, DM’den yürümeler, ikinci el eşya satış sitesinden bile ilişki kovalayabildi insanlar.
Ne gitti peki elimizden? Sevginin emekle olan ilişkisi gitti.
Uzun bakışmaların sabrı, dildeki özen, elin terinden eprimiş mektuplar, sözleşilen saatten önce varılan randevular, dizin dize ilk değdiği andaki nabızlar gitti. Erişimdeki kolaylık sevgiyi zorlaştırdı.
Hatta o kadar yaygın şekilde zorlaştırdı ki toplumun ortak sevgisini haiz kimseler bırakmadı sosyal medya.
Sevmek, sevdiğin için endişelenmekti, onun iyi olmasını kendi iyiliğinden dahi önceliklemekti. Yüzü gülsün diye çabalamak, boşa çıkan çabanda gönül koyamamaktı. Sevmek, sabahları umutla beklemene ve kara gecelerle barışmana sebepti. Sevmek insana saçını taratan, gömleğini ütületen, adımlarını hızlandıran, yoldan geçenlere gülümseten, mevsimi iliklerinde hissettiren, hayata tutunduran şeydi.
Sayısız histen, imkandan, durumdan eksildik seneler içinde. Aşkın ve sevginin de yara almamasını beklemek yersiz olurdu.
Bundan belki yirmi sene önce, sivrilen bir liderin röportajında hiç aşık olmadım beyanını okumuştum. Bugün başımıza gelenlerin ilk sinyalini o gün aldım. Aşkı bilmeyen sevgiyi de bilemez, birini her şeyiyle ve karşılıksız sevebilmek insanın en güzel özelliğidir. Yaşadığımız bunca hoyratlık ve nobranlık içinde, sevgiye ve aşka dair karşımıza çıkan her zerre bizim için nimettir.
Hayat başımıza vura vura o işler bildiğin gibi değil dese de hâlâ inanıyorum ki sevgi emektir.
Ve mantık dersinden hatırladığım formüllerle p = q ise q = p yani emek de sevgilimizdir.
Yeni devranın işleri olmayan duyguların şovunu yapmak. Biz bu kente aşığız afişleriyle panolar kaplamakla olmuyor. Bir ağacı için ömrünü tutsak geçirir misin ondan haber ver. Bir meydanı için hayatından vazgeçer misin? Kendini gazların, TOMA’ların önüne atar mısın zeytini için, bağların sökülürken dizlerini kırarcasına yumruklayıp tırnaklarını toprağa geçirip yerle yeknesak eder misin kendini? Yalınayak basmaya kıyamadığın koylara beton dökülmesin diye uykusuz aylar boyunca nöbet tutar mısın başında? Yalnız kendininkine değil tüm çocuklara olan sevginden düşer misin davaları peşine il il, kucağında ölümden kurtarmaya çalıştığın bir sokak köpeği ile koşar mısın kilometrelerce dalağın patlayana kadar?
Dalları çiçeklendiğinde kiraz ağaçlarının, yemişler olgunlaştığında, gözelerden avuçladığın suyun berraklığında, başını kaldırınca gördüğün 120 yaşında cumbanın estetiğinde, kent meydanına konan güvercinlerin kanatları rüzgarında, bin beş yüz yıllık Ayasofya’nın silüetinde, kendi denizinden çıkan bir palamudun kıpkırmızı solungaçlarında, vakti geldiğinde şehri saran begonvillerin renginde doluyor mu gözlerin hazdan, sen bana onu söyle.
Aşığız demekle olmuyor, sevgi emek ister. Aşk aşığın gözüne yansır, bakışından kendini ele verir. Karşılık da beklemez.
Bu memleketi gerçekten seveni herkes gördüğünde tanır, kişi kişiyi kendinden bilir. Sevmiş bulunduk, her şeyiyle, emek emek, ilmek ilmek.
Yeri göğü birbirine katarak emeğinin hakkını savunan Migros depo işçileri nezdinde tüm emekçilerin, kent hafızasını korumak adına bedel ödeyen Gezi tutsaklarının, ülkeyi depremden korumaya çalışan tüm şehir plancıların, akademiyi çökmesin diye sırtında taşıyan akademisyenlerin ve öğrencilerin, barış isteyenler nezdinde tutsak Demirtaş’ın, Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay nezdinde emeğin hakkını savunan tüm avukatların, savunmanın, harabe eserleri renove edip halka açan tüm belediyelerin, madene direnen tüm köylülerin, ormanlarını teslim etmeyenlerin, tarlasını kurutup gitmeyenlerin, barınakları kendi haline bırakmayanların, kökleri kurutulmak istense de inatla yeni kökler salan herkesin Sevgililer Günü’nü kutlarım.
Memleket sevgisi emek ister, emeğinize sağlık.
İnsanın en zayıf karnı bilmedikleridir.
Bu bizdeki aşk bildikleri şey değil. Oradan vuracağız, aşk ile.
Yüreğinizde sevgiye az daha yer açın. Ne diyordu Mevlana:
“Sen kapları, testileri hele bir kır, sular nasıl bir yol tutar gider”
Evrensel'i Takip Et