13 Şubat 2026 00:07

Uğultulu Tepeler: Sınıfsal ‘arzu’ ve ‘öfke’

İlki 1939’da olmak üzere defalarca sinema ve televizyonu uyarlanan “Uğultulu Tepeler”, romanı büyük bir reklam kampanyasının ardından sinemalarda. Margot Robbie ve Jacob Elordi’nin başrolünde yer aldığı yapımın duyurulmasının ardından haklı sorular da ortaya atılmıştı: “Bu metinde anlatılmadık/ yorumlanmadık ne kaldı?” 

Klasiğin klasik olması kısmı tam burada devreye giriyor. Bu eserler, ele aldıkları temalardaki kurucu metinler oldukları için tüm zamanlarda yeni yorumlara konu olabiliyorlar. 1847 yılında yayımlanan Emily Brontë’nin tek romanı ‘Uğultulu Tepeler’ (Wuthering Heights) türlü türlü yorumlamaya müsait bir metin zaten. Düşmüş bir toprak sahibi ailenin kızı Cathy ile, aileye evlatlık olarak gelen ‘ötekilerden’ bir çocuk olan Heathcliff arasındaki aşkın yıllara yayılan hikayesi roman. ‘Öteki’ çocuğun temsili her dönem için başka bir anlam taşır bir yandan da. Orijinal metinde Heathcliff’in kökeni (Çingene olduğu ima edilse de) tam olarak açık edilmez ama alt sınıflardan geldiği gerçeği ortadadır. Bu tanım aralığı modern çağdaki yorumlarda karakteri temsil etmede geniş bir alan sunar. Örneğin 1930’da stüdyo çağına uygun olarak klasik bir aşk hikayesi izleriz. 1992 tarihli Peter Kosminsky yorumunda çağın ruhuna uygun olarak ‘sınıfsallık’ dışlanır ve aşk-intikam ikiliğine indirgenir anlatı. 2011 tarihli Andrea Arnold yorumunda sınıfsallık daha belirgindir ama dönemin politikalarına yön veren ‘kimlik’ siyaseti öne çıkar. Filmde Heathcliff siyah bir çocuk olarak çıkar seyircinin karşısına. Evlatlık alındığı ailede geçen süre boyunca, gördüğü şiddet sömürge biçimlerine de göndermedir aynı zamanda! Buradaki ezilmişliğin ten rengiyle mi, sınıfsal kökeniyle mi olduğu muğlaklaşır.  

Bugün itibarıyla gösterime giren yine uyarlama, “Anlatacak ne kaldı?” soruları eşliğinde hayata geçirilse de bir yere kadar kendisine yeni bir kulvar açmayı başarıyor. Bildiğimiz anlamda bir yorum olmasa da ‘sınıfsallık’ çok daha belirgin bir hal alıyor bu kez. “Promising Young Woman” ve “Satburn” filmlerinden tanıdık Yönetmen Emerald Fennell, senaryosunu da kaleme aldığı yapımda erotik gerilimi daha önceki yorumlarda hiç olmadığı kadar güçlü bir biçimde inşa ediyor. Romanın kaleme alındığı dönemin romantizmini geri plana iten Fennell, Cathy ile Heathcliff arasındaki sınıfsal uçurumun yarattığı farkları, erotik bir gerilim hattına oturtmayı başarıyor. Heathcliff, daha filmin başında ayaktakımına mensup olarak gösteriliyor, böylece onun geldiği sınıfı biliyoruz net bir şekilde.

Cathy ve Heathcliff arasında çocuklukta başlayan yakınlaşma, ergenlikle birlikte cinsel arzuya dönüşüyor. Bilinçli bir biçimde kaba ve uyumsuz resmedilen Heathcliff’in bedeni ya kan ter içinde çalışırken ya da Cathy’yi korumak için uğradığı şiddetin izlerini görmemiz için görünür hale geliyor. Üstelik bu ‘arzu nesnesi’ni seyirci de Cathy’nin gözünden görüyor o anlarda. İki gencin perdeden taşan karşılıklı arzusu sınıf sınırını ihlal etme pratiği haline geliyor bir bakıma. Erotizm burada yalnızca cinsel çekim değil babada sembolleşen eskimiş statü ve düzene karşı bir başkaldırıya da dönüşüyor. Ne var ki Cathy’nin kendi sınıfının mecburiyetlerini inkarı da içerek arzusu ile kaybedilmiş sınıfsal pozisyonunu yeniden elde etme fırsatı çatışınca ikincisi galip geliyor. Bu hem tarihin akışına hem de genç kadının sınıf geçmişine uygun bir tercih. İkili arasındaki bu erotik gerilim, Cathy’nin zengin bir tüccar ile evlenmeye karar vermesi, Heathcliff’in evi terk edip uzaklara gitmesiyle bir sonuca ulaşamadan havada kalıyor. Filmde buraya kadar anlatıyı taşınan yeni boyut ilgi çekiyor açıkçası. Romanın adının hakkını veren uğultulu ve puslu bir gotik arka planı inşa ediyor yönetmen. İkili arasındaki enerji perdeden taşacakmış gibi ulaşıyor seyirciye. Üstelik düşmüş, artık varlığının sonuna gelmiş “aristokrat çakması” bir ailenin parçası olarak Cathy’nin alt sınıftan Heathcliff’i değil de, yükselmekte olan bir burjuva Edgar Linton’u tercih etmesi de oldukça anlatıyı tamamlıyor.

Ne var ki filmin ikinci yarısının yarattığı beklentiyi karşılamaktan uzak olduğunu söylemeliyiz. Gereğinden fazla uzamasını ve tekrarlarını bir yana bıraksak bile, ilk bölümdeki vaatlerinin altında kalıyor. İlk bölümde inşa edilen erotik gerilim, ikinci bölümde fiiliyata geçiriliyor. Heathcliff’in varlıklı biri olarak geri dönmesi, onu sınıfsal olarak makul bir konuma yükseltiyor ve Cathy “Beni küçük düşürür” düşüncesini geride bırakıyor. Çünkü artık sınıfsal bir denklik söz konusu! Ancak ilk bölümde inşa edilen erotik gerilimin, ikilinin arzularına karşı koyamadıkları bu dönemde yeterince güçlü ifade edildiğini söylemek zor. Ne arzunun ne de öfkenin ilk yarıdaki vaadi karşılayabildiği bir finale doğru yol alıyor anlatı.

Sınıfsal sınırları ihlal etmeye dair ‘arzu’ ve bunun gerçekleşememesiyle ortaya çıkan ‘öfke’ ustaca kurulsa da, ilkinde vadedilen erotizm mekanik (hatta muhafazakar) bir tatmine, ikincisinde karaktere güç veren hiddet kibirli bir intikam arzusuna dönüşüyor!

“Uğultulu Tepeler”in bu yeni yorumu garantici yöntemlerle heba ediliyor bir bakıma. Romana genel anlatıların dışında, başka türlü bir sınıfsallık ve erotizm yorumu katmak konusundaki iddia, anlatıda hem oyuncu seçiminde hem de prodüksiyon düzeyinde ‘ana akım’ olma mecburiyetine çarpıyor sanki. Birçok benzerinde olduğu gibi, potansiyelini gösteren ama gerçekleştiremeyen bir film “Uğultulu Tepeler”! 

Şenay Aydemir

Uğultulu Tepeler: Sınıfsal ‘arzu’ ve ‘öfke’
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et