8 Şubat 2026 00:09

İşçiler kazanırken bile kaybediyor

Davaların uzun sürmesinin ve işçilerin alacaklarını geç tahsil etmelerinin ciddi hak kayıplarına neden olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak bazen bu gerçeğin somut rakamlarla ve kıyas yöntemiyle ifade edilmesi meselenin anlaşılmasını kolaylaştırır.

İşçilerin hukuken hak kazandığı alacağına davayı kaybeden işverenin nasıl el koyduğunu somut, daha birkaç önce tahsilat yapılabilen bir örnekle anlatalım.

Örneğimizdeki işçi, dönemin en büyüklerinden ve ünlülerinden olan bir inşaat şirketinin alt işvereninde, 2016-2018 tarihleri arasında toplam 1 yıl 5 ay 24 gün sıhhi tesisat ustası olarak çalışmıştır. İşçinin günlük yevmiyesi 90 TL’dir ve aylık ücreti 2 bin 700 TL’ye tekabül etmektedir. Dönemin asgari ücreti ise net 1603 TL’dir. Bu işçinin ücretinin asgari ücret kısmı bankaya yatmakta, kalan günler işe gelmediği hafta tatili günlerinin yevmiyesi dahi hukuksuzca kesilerek elden ödenmektedir.

İş yerinde ücretler geç ve düzensiz ödenmektedir. Alt işveren bünyesindeki her bir işçinin hatırı sayılır ücret ve fazla mesai ücreti alacağı birikmiştir. Görüşmelerle sonuç alamayınca, aralıklarla birkaç kez iş bırakırlar. Örneğimizdeki işçi bunun üzerine 2018 yılının mart ayında, arkadaşlarıyla birlikte işten çıkartılır. Ücret, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı ödenmediği için dava açmaktan başka çareleri yoktur.

8 yıl süren dava

İş mahkemesindeki dava, mahkeme hakiminin hastalık, seçim kurulu başkanlığı vb. nedenlerle tam altı duruşmaya katılmamasının da etkisiyle ancak 2022 yılının şubat ayında sonuçlanır. Sonuçlanır ama hukuken işçinin alacağını tahsil etmesi mümkün olmaz. İşverenlerin kararı istinaf etmesi ve ayrıca icra dairesine teminat yatırması nedeniyle işçinin hakkına ulaşması mümkün olmaz. Dosya 4 yıl bölge adliye mahkemesinde sırasının gelmesini bekler ve nihayet geçtiğimiz ay karar çıkar. Davalı işverenlerin istinaf istemleri reddedilir ve karar kesinleşir.

Alacağın yüzde 86’sına el koyan sistem

Karar kesinleştiğinde işçi icra dairesi aracılığıyla alacaklarını nihayet tahsil edebildi. İşçinin mahkeme kararıyla kesinleşen toplam alacak miktarı 46 bin 400 TL’dir. Bu tutar işçinin işten çıktığı tarihteki asgari ücretin tam 28.5 katıdır. İşçinin alacağı bugünün asgari ücretiyle kıyasla 800 bin TL’dir. Dava açıp hakkını arayan, yıllarca hukuk mücadelesi veren işçi faiz dahil sadece 110 bin 600 TL alabildi. Asgari ücretin alım gücünü koruduğunu varsaysak dahi tam 689 bin 400 TL’sine inşaat patronları el koydu. Alacağının sadece yüzde 14’üne kavuşabildi. Artı değer vb. hesaba girmeden, hukuken hak kazandığı alın terinin yüzde 86’sına büyük inşaat patronları el koymuş oldu.

Daha spesifik olarak, ücret alacağını dikkate aldığımızda dahi durum vahim. İşçinin mahkeme kararı ile sabit 7 bin 138.71 TL ücret alacağı bulunmaktaydı. Bu tutar dönem asgari ücretinin 4.45 katıdır.

Ücret alacağına 13 bin 966 TL faiz işledi ve işçi faiz dahil toplam 21 bin 104 TL tahsil etti. Asgari ücretin 4.45 katını tahsil etse 124 bin 936 TL tahsil etmeliydi. Örneğimizdeki işçi, en yüksek mevduat faizi işletilen ücretinin dahi ancak yüzde 18’ini alabilmiş, yüzde 82’sine sermayedarlar el koymuştur.

Enflasyonla kıyas

TÜİK enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığı artık genel kabul görmektedir. Biz yine de Merkez Bankasının enflasyon hesaplayıcısından yararlanarak bir kıyas yaptık. O zamanki ücret alacağı olan 7 bin 138 TL’nin, Merkez Bankası enflasyon hesaplayıcısına göre bugünkü değeri 74 bin 542 TL; toplam alacağı olan 46 bin 400 TL’nin enflasyona göre karşılığı ise 484 bin 500 TL’dir.

İşleyen faiz resmi enflasyonun dahi katbekat altında kalmıştır. İşçinin alacağı resmi enflasyona göre bile korunamamış, tahsil ettiği tutarlar, enflasyona göre alacağının ancak yüzde 22’sine tekabül etmiştir.

Davayı kazanan işçi, asıl kazanan ise çalıştığı inşaatın, lüks marka konutların patronları olmuştur. Hukuki tabirle işçinin aşkın (munzam) zararı tahammül edilemez boyutlara çıkmıştır.  

Meclisin süresi doluyor

Artık bu kadarı da olmaz. Kapitalizmin kutsadığı mülkiyet hakkından adil yargılanma hakkına değin birçok hak ihlal edilmektedir. Mesele sadece birkaç kişinin sorunu değildir. Örneğe konu olan işçi, yüz binlerin, milyonların biridir. Sorun çözülmek zorundadır. Bir çırpıda davalar jet hızıyla sonuçlandırılacak bir sistem kurulamayacağına göre bu mesele ancak bir yasal düzenlemeyle çözüme kavuşturulabilir.

Bugünkü Meclisin işçilerin sorunlarına duyarlı yaklaşacağını ve konuya el atacağını beklemiyoruz. Ancak bu mesele artık Meclisin anayasal bir görevidir. Anayasa Mahkemesi, 29 Eylül 2025 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan kararında “Alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğramasından kaynaklanan ihlallerin” yapısal bir sorundan kaynaklandığını tespit etmiştir.

Alacağın enflasyon karşısında erimesine karşı etkili bir hukuki düzenleme ve başvuru yolu olmadığını tespit eden Anayasa Mahkemesi, pilot karar uygulamasını devreye sokmuş, başvuruları dondurmuş ve bu konuda düzenleme yapması için altı ay süre vererek pilot kararını TBMM’ye göndermişti.

Aradan dört ay geçti ama kamuoyuna bu yönde bir yasa hazırlığı yansımadı. Alacağı eriyen, kuşa dönen her bir işçinin dört ayını yiyen Meclise anayasal görevini yeniden hatırlatalım.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Ahmet Ergin

İşçiler kazanırken bile kaybediyor
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et