8 Şubat 2026 00:17

Sınıf, toplumsal eşitsizlikler ve deprem

Türkiye tarihinin en yıkıcı ve ölümcül depremlerinde hayatını kaybedenler hafta boyunca çeşitli anma programlarıyla anıldı. Mezarlıklar ziyaret edildi, toplantı ve çalıştaylar düzenlendi. Liderler simgesel içeriği güçlü programlarla deprem bölgesindeydi.

İktidar temsilcilerinin söylemi geçen yıllarda olduğu gibi bir başarı öyküsü olarak şekillendi. “asrın felaketi” olarak adlandırdıkları 6 Şubat depremlerinde yürüttükleri “inşa ve ihya” faaliyetlerini ve Türkiye’nin afet direncini nasıl artırdıklarını anlattılar. Muhalefetteki siyasetçiler, resmi rakamlara göre 50 binin üzerinde can kaybı verilen, milyonların evsiz kaldığı bu felakete ilişkin hazırlıksızlığı ve en kritik ilk günlerde desteğin gecikmiş oluşunu hatırlattılar. Uzayıp giden davalarda kollanan kamu görevlilerinden ve dokunulmayan müteahhitlerden bahsettiler. Deprem sonrasında yürütülen inşa ve yardım faaliyetlerindeki çarpıklıkları tartışıp, aradan geçen üç yılın ardından yaraların tam olarak sarılamadığını örnekleriyle gözler önüne serdiler.

Tüm bunlar olurken, iktidar sözcülerinin tamamında ve ana muhalefet temsilcilerinin çoğunluğunda deprem mağdurları arasındaki farklara kör kalan bir yaklaşımın egemen oluşu dikkat çekti. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 6 Şubat depremlerinin mağdurları tek bir tanıma sığdırılmaya çalışıldı. ‘Deprem kurbanları’ denilerek başlanan cümlelerde bu kategori içindeki sınıf, cinsiyet, etnik köken, yaş, cinsel yönelim, fiziksel ve zihinsel yetenek düzeylerinden kaynaklanan ayrımlar ve ihtiyaçlar arasındaki farklar göz ardı edildi. Felaketin çeşitli boyutları tartışılırken, bazı sınıf ve kategorilerin diğerlerinden daha fazla etkilendiği ve daha kalıcı sonuçlarla yüzleştiği gözden kaçırıldı.

Oysa dünya düzleminde yaşanan diğer örneklerde gördüğümüz gibi, 6 Şubat depremleri de felaket öncesindeki yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, ayrımcılık ve dışlanma hallerinin yıkımdan etkilenme düzeylerini artırdığını göstermişti. Buna rağmen, başta işçi sınıfı ve kadınlar olmak üzere ‘sosyal kırılganlık’ düzeyi yüksek olan kesimlerin farklı duyarlılıkları, ihtiyaçları ve stres faktörlerinin üzeri hamasi demeçlerle örtüldü. Sınıf, etnisite ve dengesiz kırsal-kentsel gelişimin afet riskinin eşitsiz dağılımını şekillendirdiği koşullarda, eşitlikçi bir görünüm vermek adına ayrımlar bir kez daha silikleştirildi.

* * *

Afet riski ve yıkıcı sonuçlarının herkes için aynı düzeyde yaşanmayışının negatif sonuçları sadece güncel destek ve yardım boyutuyla sınırlı değil. İşçi sınıfının, kırsal alanda yaşayanların ve yoksul hanelerin etkilenme oranı daha yüksek olan doğal afetler, toplumsal eşitsizliği daha da derinleştiriyor.

6 Şubat depremlerinin vurduğu bölgede de felaketin hemen ardından, tüm kesimleri kapsayan bir birlik ve dayanışma söylemi üzerinden sözler verilmiş olsa da uygulamada afet yardımlarına eşitsiz erişim, siyasal ayrımcılığa dayanan tercihler ve yoksulların “avantaj peşindeki bedavacılar” olarak tanımlandığı anlatılar öne çıktı. Amansız piyasa güçlerinin tahakkümü altında şekillenen iyileştirme faaliyetleri, önceden egemen olan eşitsizlik kalıplarının derinleşmesine neden oldu. Bundan daha da kötüsü, güçlü kesimlerin, ‘kırılgan insanlar’ın kayıpları üzerinden kazanç sağladığı durumlar ortaya çıktı.

* * *

Doğal afetler, insanlığın önleme kapasitesinin ötesindeki olgular olsa da imar mevzuatının kolektif fayda doğrultusunda düzenlenmesi, yapıların güçlendirilmesi, fay hatları yakınında yapılaşmayı sınırlayan arazi kullanım kontrollerinin hayata geçirilmesi, rant yerine afete duyarlı imar planlarının yapılması, müteahhitler, mühendisler ve mimarlar için uygun lisanslama adımlarının atılması ve arama-kurtarma profesyonellerinin nitelikli bir eğitim almasının sağlanması, bu konuda emekçi eksenli bir iradenin geliştirilmesi açısından kritik öneme sahip.

Depremlerin ülke ekonomileri ve toplumsal yapıları üzerinde önemli etkileri bulunuyor. “Depremden kaynaklanan can kaybı düzeyinin, bir ülkenin kişi başına düşen gelir düzeyiyle ters orantılı olduğu”nu, “Önceden yapılan hazırlığın kritik öneme sahip olduğu”nu söyleyenler yeni bir şey söylemiş olmuyor. Büyük ölçekli doğal afetler, ilk bakışta yalnızca büyük can kayıpları, yaralanmalar ve yıkıma neden oluyor gibi görünseler de orta ve uzun vadede gelir, istihdam ve üretim kayıpları, enflasyon patlamaları ve gelir dağılımında bozulmalara yol açıyor. Bu nedenle bu konuda söylenecek alternatif sözün, yoksul kesimlerin ve en altta olanların felaketin insafına terk edilmelerine karşı üretilmesi gerekiyor.

Bir yandan depremin yıkıcı potansiyelini azaltmak için alınacak önlemleri kolektif bir akıl etrafında örerken, diğer yandan şu ana dek yalnızca varlıklı kesimin sigortası olarak işleyen mekanizmanın, toplumun tamamına doğru genişletilmesi, yaşam hakkının savunulması gerekiyor. Bir ülkenin kişi başına düşen gelirinin ve eşitsizlik düzeyinin deprem kaynaklı can kayıpları üzerindeki etkisini unutmayıp, toplumsal eşitlik mücadelemizin gerekçelerine ‘doğal afet’ başlığını da listenin üst sıralarında bir yere eklemeliyiz.

Yücel Demirer

Sınıf, toplumsal eşitsizlikler ve deprem
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et