7 Şubat 2026 00:23

‘Aşırılıklar çağı’

ABD’de geçen hafta Jeffrey Epstein’e ilişkin üç milyon belgenin kamuoyuyla paylaşılması tüm dünyada gündemi meşgul ediyor. Epstein’in öldüğü ya da öldürüldüğü 2019’da yayınlanan belgeselde çocukların istismarı ve dahli olan “ünlüler”e ilişkin epey malumat vardı. Bugün sansürlenmemiş görüntüler, daha iğrenç ayrıntılar ve ağın bilinenden daha geniş olduğuna dair yazışmalardan daha fazlası yok elimizde. ABD Adalet Bakanlığı’nın daha fazla belgeyi paylaşmayacağını duyurduğunu ve bir bu kadar belgenin daha açıklanmamış olduğunu da not edelim. Meselenin nasıl tartışıldığına bakarak aslında üç başlığa toplamak mümkün, çünkü aslında hepsi aynı yere çıkıyor: Memnun olunmayan bir iktidarın skandallarla düşürülmesinin mümkün olup olmadığına.

İfşanın ABD Adalet Bakanlığı tarafından yapılmasından mütevellit tartışmalarda ilk boyut, biraz daha yerel düzeyde kalmakla birlikte, adalet sisteminin işleyişine odaklanıyor. Epstein’in partneri ve iddia o ki seks trafiğinin ve kurulan ilişkilerin merkezindeki Ghislaine Maxwell, 9 Şubat’ta yani bu pazartesi, Kongre’ye online olarak bağlanıp ifade verecek. Ancak kimse bu ifadeden yeni bir şey öğrenileceğine inanmıyor. Hali hazırda 20 yıl cezaya çarptırılmış olan Maxwell konuşmak için yasal dokunulmazlık talep ediyor ve yasalar ona bu hakkı tanıyor. Avukatları Epstein’in ölümü ve dosyaların bu kadar gündemde olmasını Maxwell’in hayatını riske atacağı gerekçesini sunuyor. Burada bir parantez açıp Ghislaine Maxwell’in İngiltere’nin bir dönem büyük medya devi Robert Maxwell’in kızı olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Robert Maxwell gazeteciliğe bakışından (İsrail yanlısı tutumu ve çalışanlarını gözetlediği biliniyor), siyasi ilişkileri hatta daha spesifik olarak İsrail’le ilişkileri bilinen; hatta ölümüne de bu ilişkilerin sebep olduğu iddia edilen bir figür. Son dönemi Maxwell adıyla 2007’de filme çekildi, medya iktidar ilişkilerini anlamak adına çok şey anlatıyor. Maxwell’in “en parlak çocuğu” olduğu iddia edilen Ghislaine medya şirketlerinin çöküşünün ardından ABD’ye göç etti. Epstein dosyalarında İsrail bağlantısı, hatta komplo teorilerine varan iddiaların bir nedeni de bu miras. Mossad’ın bu ağdaki ya da ifşasındaki rolü nedir ve açığa çıkar mı bilinmez, ancak Ghislaine Maxwell’in siyasetçilerden, Hollywood ünlülerine, sermayedarlardan medyaya erişebilecek bir kültürel sermayeye sahip olduğu açık. Yani Epstein, belli ki yetenekli bir dolandırıcı, ancak onu bu insanlara ulaştıran, daha doğrusu yolu açanın Maxwell soyadı olması daha mümkün.

Her ne kadar belgelerin ABD tarihinde görülmemiş bir skandalı ortaya çıkardığına dair yorumlar olsa da başta istismara uğrayanların avukatları olmak üzere hukukçuların bu soruşturmadan bir şey çıkacağına dair umutları çok zayıf. Tüm suçlar Epstein’in üzerine yıkılmış durumda, o da zaten öldü, belgelerde, skandala adı karışan pek çok bürokratın ismi gizlenmiş bununla birlikte mağdurların pek çoğunun ismi “yanlışlıkla” ifşa edilmiş. Mağdur avukatlarından Arick Fudali, Democracy Now’dan Amy Goodman’a bir müvekkilinin yanlışlıkla 538 kez ifşa edildiğini söylüyor; hatta mağdurların bazılarıyla uzlaşma görüşmelerinin yapıldığını, bu sayede olası ceza davalarının dahi engelleneceğini iddia ediyor.  2008 yılında Savcı Alex Acosta’nın Epstein’e adeta ödül gibi bir ceza verip, yolundan nasıl çekildiği; Epstein’in avukatlarıyla Acosta’nın yakın ilişkileri de göz önünde bulundurulunca ‘kötü insanlar vardır ama yargı / sistem onları durdurur’ Hollywood klişesinin ne kadar boş olduğu da görülüyor.

Hollywood deyince; başta Eyes Wide Shut filminden esinlenerek elit-zengin erkekler kulübünün dünyayı nasıl yönettiğine ilişkin komplo teorileri tartışmaların ikinci ama en popüler kısmı. Belgelerde görünen yazışmalar, fotoğraflar, videolar dünyayı kötülüğün ele geçirdiğine dair gri bir sis bulutu yaratıp insanları umutsuzluğa sürüklüyor. Tüm dünyayı birbirine bağlayan, haz için çocukları kurban eden hedonist bir sermaye çetesinin ağına düşmüş, kurtarılmayı bekleyen insanlık; güncel bir Sodom ve Gomorra anlatısı…

Üçüncü ve belki en önemli kısım bu işin nereye varacağı. Hobsbawm 20. yüzyılı anlattığı kitabında kapitalizmin yalnızca ekonomik bir sistem olmadığını bir anlam inşa ettiğini söylüyordu. Kapitalist sistem, kendisinden önceki kolektif ahlak biçimlerini miras alıyor ama onları haz, çıkar ve bireysel tatmin diliyle yeniden kuramıyor; dolayısıyla “fedakârlık” artık rasyonel görünmüyor, “vicdan” ölçülebilir değil, “günah” anlamsızlaşıyor, kapitalizmde ahlak yok olmuyor, işlevsizleşiyor. Ve tıpkı geçmişte olduğu gibi bugün de yalnızca beyaz elitlerin çıkar gruplarına değil, Hindistan’da Modi’ye de İngiltere’nin ABD büyükelçisine de Elon Musk’a da Türkiye’nin sermayedarlarına da fırsat tanıyor. Hiç yeni olmayan ve esasen sermaye-devlet-adalet sisteminin aynı çıkarlar etrafında birleştiğini bir kez daha ortaya koyan bu skandalın bu tartışma zeminiyle bir dönüşüm yaratması olanaksız. Trump’ı devirmesi de.

Epstein skandalının tüm dünyada nasıl haberleştirildiğine baktığımızda medya kuruluşlarının ideolojik pozisyonlarına göre “elitlerin” karıştığı olaylara odaklandığını, ancak buna yol açan yapısal sorunları göz ardı ettiğini söylemek mümkün. İnsanlar korkunç detaylara hatta yapay zekayla oluşturulmuş sahte haberlere boğuluyor; esas mevzu toplumun neyi bilmesi gerektiği değil konuyla ne kadar süre ilgilenebileceği, bir nevi reytinginin ne kadar süreceği.

Eric Hobsbawm 1914-1991 yılları arasını anlattığı kitabına “Aşırılıklar Çağı” adını vermişti. 20. yüzyılı ana akım tarihten çok daha farklı, üretim ilişkileri üzerinden okurken farklı coğrafyaları benzer süreçler üzerinden birbirine bağlıyordu; bu haliyle aslında “aşırılık” olarak görünenin kapitalizmin bir sonucu olduğu ortaya çıkıyordu. Columbia Üniversitesi Hukuk Profesörü, aynı zamanda Beyaz Saray’a danışmanlık da yapmış olan Tim Wu, 2025’te yayımlanan kitabına “The Age of Extraction: How Tech Platforms Conquered the Economy and Threaten Our Future Prosperity” başlığını seçmiş. Wu, bir avuç teknoloji platformunun ekonomiyi nasıl domine ettiğini ve gelecekteki refahımızı nasıl tehdit ettiğini anlatıyor. Wu, Marksist bir akademisyen değil, kitaba bağlamı da dikkate alarak çevirirsek “El Koyma Çağı” adını seçmiş. Bu iki başlık arasındaki fark mevcut “kötülük”le başa çıkma yöntemleri arasındaki ayrımı anlama büründürüyor. Gelir uçurumunun bu denli derinleşmesini, içinde düzeltilebilir bir sistem sorunu olarak mı göreceğiz yoksa kapitalizmin bir sonucu olarak mı? Sonuçta 21. yüzyılda ortaya çıkan hiçbir skandal (bir-iki bakan ve bürokrat istifası dışında) hiçbir iktidarı devirmiş değil.

 

Ceren Sözeri

‘Aşırılıklar çağı’
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et