Yamyam kapitalizm, işleyen makine
Milyonlarca sayfaya tekabül eden yazışma, yüz binlerce fotoğraf, binlerce video, damperli bir kamyonun arkasından önümüze balçık gibi döküldü. Epstein belgeleriyle yayılan tonlarca pisliğe dalmak zor, ortasında nefes almak, akla mukayyet olmak zor. Fakat tam da yaydığı bu dehşet ve öfke duygusunun büyüklüğü, bu balçığın nereden geldiğini, nasıl oluştuğunu anlama mecburiyeti doğuruyor. Başka yolumuz yok.
Görülmesi istenen manzara, bir avuç zenginin, siyasetçinin, velhasıl konumlarının sağladığı iktidardan başı dönmüş bir grup ayrıcalıklının sapkınlığı olabilir. Bu işlerine gelir. Oysa çürümüş bir yapı, bozulan bir makine yok. Yapının doğası, mekaniğin kendisi bu.
*
Bu ifrazatın içinde bir yerlerde insan eti yemenin gerçekliğe dönmesi ihtimalinden değil, tam da yapının doğası üzerine düşünürken “Yamyam Kapitalizm” aklıma düştü. Geçen yazıda “eskinin ölmediği, yeninin doğamadığı” zamanlarda kalmış olmanın da etkisi vardır, çünkü “Yamyam Kapitalizm”in (Cannibal Capitalism) yazarı Nancy Fraser'ın, 2019'de çıkan kitabı da aynı sulardaydı: “Eski Ölüyor, Yeni Doğamıyor” (The Old is Dying and the New Cannot Be Born). Fraser burada ilk Trump döneminin tecrübesi, Brexit, yükselen otoriteryanizm üzerinden ilerleyip politikayı aşan bir kriz içinde olduğumuzun, hegemonik çöküşün adını koyanlardan biriydi.
Trump bir kez daha seçilmiş, sağcılık artmış, militarizm yükselmiş, eşitsizlik derinleşmiş; aradan geçen birkaç yıl Fraser'ın aynı çok odaklı perspektifini koruyarak ama dilini keskinleştirerek kriz tarifini geliştirmesine yol açtı; artık karşı karşıya olduğumuzu “Yamyam Kapitalizm” olarak tarif ediyordu. Kendini yok eden bir sistemi, abartısız bir metafor olarak türünü yiyerek var olan insanı işaret ettiği için seçmişti bu kelimeyi.
*
Kapitalizm tarihinde de örneği az olan, belki 1920'leri anımsatan, yapısal değil, bütünsel bir kriz yaşadığımızı söylüyor Fraser. Kitap üzerine konuştuğu bir panelde iklim krizinin yıkıcı etkilerine maruz kalmamızla örneğin polis şiddetinin bu kadar yükselmesinin tesadüf olmadığından söz ediyor. Yahut insanların sadece karınlarını doyurmak için gündelik işler peşinde koşar hâle gelmesinin demokrasilerin büyük bir krizine denk gelmesi tesadüf değil. Tek tek ele alınmakla çözülebilecek bir zamane sorunu yok ona göre. Kapitalizmi sadece bir ekonomik sistem olarak değil daha geniş bir çerçevede ele almanın elzem olduğunu söylüyor. Ancak böyle yapılırsa, ekonomiyle ilgili olanla, görünüşte öyle görünmeyen kurumlar arasındaki ilişki tanımlanabilir; buradan doğmuş, kendi içinde çelişkiler barındıran, sapkın ve son derece yıkıcı sosyal düzenin adı konabilir.
Buradan bakınca yapısal eşitsizlik ve adaletsizlik, aşikâr sınıf sömürüsü yanında toplumsal cinsiyet ya da ırk üzerinden kurulan egemenlik arzusunu ve baskıyı da içeriyor. O yüzden de sistemin çelişkileri yalnızca ekonomik krizlere değil, aynı zamanda bakım, ekoloji ve siyaset krizlerine de yol açıyor.
*
Belgelerin küresel kamuoyuyla temas biçimleri bunun patlayıp irini akıttıktan sonra ferahlık vadeden bir ifşa silsilesi olmayacağını kanıtlıyor. Ortalıkta, dokuz yaşında kaçırılıp çocukluk hayatını fiziksel şiddet ve tecavüzle geçirenlerin feci detaylarla dolu ifadeleri dolanıyor; defalarca yaptıkları suç duyuruları karşılıksız kalmış. Biri çıkıyor sahte diyor, biri sefil GIF'lerle komiklik yapıyor, biri ismi belgeler arasında fır dönen şahsa ait sitenin yapay zekâsına “Bu doğru mu” diye soruyor. Tabii aynı esnada sosyal medya yapay zekâ tarafından üretilmiş sahte fotoğraf ve videolarla dolu. Bu karmaşanın yarattığı bulanıklık, skandalların birbirine bulanarak normalleştiği zamanlardan da güç alıp hızla unutulmaya namzet. Kendi kuyruğunu yiyen yılan.
Diğer yandan, üç beş sapık zengini, o da ayıp olmasın diye kenara ayırıp patriyarkal şiddet, tecavüz kültürü üzerine kurulu bu ilişki ağında sorun görmeyenler o kadar çok ki. İyi günü ve kötü günü paylaşan, birbirini yasalardan, kısıtlamalardan, ayıplamalardan koruyan bu ayrıcalıklılar ittifakı, özendirici bir kolektivizm düşü birileri için. Korunuyorlar. Hiçbiri hasta değil. Etkili, güçlü ve böyle ezerek var hissediyorlar.
*
“Kapitalizme bakış açımızı genişlettiğimizde, onun yerini neyin alması gerektiğine dair bakışımızı da genişletmeliyiz. Adına sosyalizm ya da başka bir şey diyelim, aradığımız alternatif yalnızca ekonomiyi yeniden düzenlemeyi hedeflememeli” diyor Nancy Fraser. İlk bakışta ekonomiyle ilgisiz görünen ama sistemin devamlılığını borçlu olduğu, kârı içine doğrudan katmadan metalaştırdığı örneğin doğayla, aileyle, kamu gücüyle ilişkisi de yeniden düzenlenmeli ona göre: “Yeniden icat edilmesi gereken şey üretimin yeniden üretimle, özel gücün kamusal güçle, insan toplumunun insan dışı doğayla olan ilişkisidir. Kulağa zor bir iş gibi geliyorsa da en büyük umudumuz budur. Yamyam kapitalizmin bizi tek lokmada insafsızca yutma güdüsünü, ancak büyük düşünerek alt etme şansı bulabiliriz.”
Not: “Cannibal Capitalism” Verso Yayınları tarafından yayınlandı. Türkçe çevirisi henüz çıkmadı.
Evrensel'i Takip Et