7 Şubat 2026 00:11

Dünyaları harcasak da eksiğiz!

Transfer bağımlılığı Türkiye’ye has değil; ancak Türkiye’de çok şiddetli yaşanan bir hastalık. Endüstrinin Türkiye tipi pazarlara biçtiği role boyun eğen, oyuncu yetiştiriciliğini teşvik etmeyen; transferi, mümkünse yabancı transferini öne çıkaran sistemimiz, her transfer sezonunu faal ama ekside tamamlamayı başarıyor. Son yıllarda Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinin toksik biçimde köpürtülmesi ve Beşiktaş’ın alternatif bir yol yaratmak yerine bu rüzgara kapılması harcamaları patlatırken kaybetmeye tahammülsüzlüğü de artırdı. Bu tahammülsüzlük, sistemin risk olarak kodladığı oyuncu yetiştiriciliğini daha da geri iterken transfer bedellerini ve yıllık ücretleri görülmemiş seviyelere çıkardı. Gelinen noktada bu kulüplerin üretimleri, özellikle ödedikleri maaşlar ve kazandıkları birlikte değerlendirildiğinde geriye Avrupa’nın en verimsiz futbol pazarı kalıyor. Belli ki çözüm de harcamaları daha da artırmakta görülüyor.

 

Bu noktada Galatasaray’ın kış dönemini çok da para harcamadan geçirdiği öne sürülebilir. Ancak unutmamak gerekir ki Okan Buruk’un da söylediği gibi Galatasaray harcayacağını zaten yaz döneminde harcadı. Osimhen’e 80, kaleciye ve sağ beke toplam 60 milyon avro yatırım yapmak; kadronuzdan bonservis geliri elde etmeden transfer yapamamanız anlamına geliyordu. Nitekim öyle de oldu. Sarı-kırmızılı yönetimden ve Okan Buruk’tan gelen karışık sinyallere rağmen Galatasaray, Juventus maçına çok ihtiyaç duyduğu Lemina ikamesi olmadan çıkmayı ve sezon sonuna kadar bu mevkiyi, ayrıca sol stoperi yedeklememeyi kabullendi. Peki bu kadar para harcanan bir sezonda kadronun hâlâ alternatif sıkıntısı yaşaması kabul edilebilir mi? Elbette hayır. Ancak bu bir tercih. Kadronuzu verimli kullanacak şekilde rotasyona başvurmuyorsanız, rekabetçilik adına genç oyuncu yetiştirmekten korkuyorsanız ve harcayacağınız 30 milyon avroyu ihtiyaç bölgelerine pay etmek yerine tek bir oyuncuya yatırıyorsanız şikayet etmemeniz gerekir. Galatasaray, her sezon olduğu gibi yaz transfer döneminde bu anlamda ciddi bir stratejik hata yaptı ve bu da kadroyu dengesizleştirdi.

 

Şampiyonluk hedefiyle gemileri yakan Fenerbahçe de ilginç bir transfer dönemi geçirdi. Takımın en büyük eksiği olan santrfor mevkisine bu yazı yazılırken hâlâ takviye yapılmamıştı. Üstelik eldeki 9 numaralar En-Nesyri ve Jhon Duran’la da yollar ayrıldı. Fenerbahçe özellikle Asensio ve Talisca’dan gerekli skor katkısını alıyor; ancak takımın fizikli, bağlantı oyunu güçlü bir santrfora ihtiyacı var. Böyle bir oyuncu hem bu iki ismin yükünü hafifletecek hem de onları alternatifsizlikten kurtaracaktı. Fenerbahçe’nin doldurmayı unuttuğu bir diğer boşluk ise stoper. Sarı-lacivertlilerin şampiyonluk için topla ilişkisini geliştirmesi şart. Ancak Veerman yerine maliyeti yüksek Guendouzi ve ardından Kante tercihleri buna değil, baskı kalitesini artırmaya hizmet etti. Stoperde de Skriniar, Oosterwolde, Çağlar ve Yiğit Efe bu açıdan zaaf yaratıyor. Geri dörtlüde yalnızca Levent Mercan’ın gerekli teknik kaliteye sahip olması, onu ilk 11’e taşırken sol bek pozisyonunu da savunma açısından kırılganlaştırıyor. Kısacası Galatasaray’da olduğu gibi Fenerbahçe’de de kadro, harcanan bunca paraya rağmen ciddi defolar barındırmayı sürdürüyor. Bu durum, normal şartlarda bu maliyetlerle Avrupa Ligi şampiyonluğunu hedeflemesi gereken sarı-lacivertlilerin elini zayıflatıyor.

Son olarak Kante transferinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müdahalesiyle çözüldüğüne dair kulüp tarafından yapılan bilgilendirme ve teşekkür, siyaset dışı olduğu iddia edilen futbolun bundan ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gösterdi. Futbol, her yönüyle siyasetçiler için bir oyalama, rıza üretme ve yedekleme alanı. Devasa taraftar kitleleriyle üç büyükler bunun için kusursuz bir saha. Rejim de, tribünlerden yükselen en ufak protestoda kapılara tebligat* gönderen kendisi değilmiş gibi, kulüpleri kendine bağımlı kılarak bu alanı iyice ehlileştirmeye çalışıyor. Sonuç olarak elimizde Ankara’ya biatını ilan etmeden başkan adayı çıkaramayan camialar, 25 yaş küçüğüne yanağını sıktıranlar, ağzına baklava konduranlar, yönetim kurullarına sızan damatlar ve akrabalar kalıyor. Burası Türk futbolu: Sahibine göre kişneyen atların hipodromu. Taraftarı olduğunuz yüz küsur yıllık kulüplere atfettiğiniz nitelikleri abartırken aslında hepsinin diz çökmüş birer dev olduğunu unutmayın. Camialar arası köpürtülen nefretin de bugünkü absürt harcama çılgınlığının da müsebbibi ve muzafferi Arabistan’da transfer çözen şahıstır.

 

*Hatırlarsanız 2 yıl önce deprem sonrası Fenerbahçe-Konyaspor maçıyla başlayan protesto dalgası, bu yolla susturulmuştu.

Mithat Fabian Sözmen

Dünyaları harcasak da eksiğiz!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et