6 Şubat 2026 00:10

Daha neyi bekliyorsunuz?

“Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir.” Veciz konuşmalar yapma konusunda epeyce yetenekli olduğu görülen Bahçeli’nin son grup toplantısında dile getirdiği görüşler böyle. Ama Bahçeli görüş bildirme makamında mı oturuyor? Kendisi “Biz ittifak ortağıyız, iktidar ortağı değiliz” dese de iktidarın ortağı ve onun ve partisinin desteği olmadan Saray rejimi tek bir gün bile iktidarda kalamaz. Sayıp olsun dediği işlerde iç hukukun en yüksek organı Anayasa Mahkemesi kararları, dış hukukta AHİM kararları ile zaten dışarıda olması gereken, keyfi bir şekilde görevden alınan belediye başkanları, uluslararası hukukta da bir temeli olan umut hakkının kullanılması gibi konular.

Ana muhalefet partisinin bunların gerçekleşmesine -Öcalan sorunu biraz pürüzlü olsa da- bir itirazının olmadığı biliniyor. Muhalefetin diğer bazı partilerinden de bunlara yeşil ışık yakılacağı biliniyor. İktidar partileri olarak AKP ve MHP ise zaten bu “süreci” yönetiyorlar. Zafer Partisi, İYİP gibi partilerin itirazlarının ise bu gelişmeleri engellemeye güçleri yetmez. O halde sorun ne? Düne kadar gözlerinizi çevirdiğiniz Suriye’de Kürtlerin istekleri tümüyle karşılanmasa -Kürtler sağlam durmak ve yaşamlarını korumak zorundalar- da bir anlaşmaya varıldı. Geriye ne kalıyor. İktidarın vakanüvislerinden Selvi “Sıra Kandil’de” diyerek yeni hedefi açıklamış olsa da gerçekte iktidarın Kürt sorununun çözümü için değilse de politik ortamı yumuşatacak bazı adımlar atmasının önünde hiçbir engel bulunmuyor.

Ama bu adımlar atılmıyor ve bazı bahaneler ileri sürülerek sürekli olarak erteleme politikası devam edip gidiyor. Şimdi gözler AKP-MHP raporlarından farklı çıkması beklenmeyen komisyon raporuna çevrilmiş durumda. Saray rejimi hak ve özgürlüklere karşı kurduğu gerici, faşist barikatta en küçük bir sızıntının olmasının bile, kitlelerde demokrasi ve özgürlükler konusunda genel bir istek ve mücadelenin önünü açacağından ölesiye korkuyor. Bu korku onu mevcut statükoya adeta zincirlemiş durumda. Ama artık bahane ve gerekçelerin ardına sığınma döneminin de sonuna gelinmiş durumda. 

Korkunun ecele faydası yok. Saray rejimi bu konuda ya köklü olmasa da makyaj niteliğinde bazı adımlar atacak, ya da sabırsızlaşan kitlelerin öfke ve nefretinin hedefi olacak. Ama her iki durumda da sonuç değişmeyecek. Önemsiz de olsa atacağı her adım, kitlelerde demokrasi, hak ve özgürlükler konusunda daha ileri mücadelelerin yolunu açacak, daha fazla mücadele etme yönünde onlara bir basamak olacak. Yok eğer hiçbir adım atmazsa, şu anda beklenti ve umut içindeki kitlelerin önündeki beklenti barikatını kaldırmış olacak. Yani iktidar için yolun sonu aynı yere çıkacak.

Durum bu olmasına karşın şu sıralar iktidar yanlısı basın ve yayın organları “Suriye zaferini” kutlamakla meşguller. Suriye Kürtlerinin kolektif hak taleplerinin şimdilik geriye itilmiş olması onlara zafer çığlıkları attırıyor. Elbette sevinenler sadece bu gerici, faşist güruh değil. İlerici, devrimci, sosyalist, komünist etiketli bazı kesimler de “Biz zaten böyle olacağını söylemiştik”le başlayan sözde “eleştiri” ve saldırılarına hız verdiler. Bu arada Kürtlerin nasıl yaşaması gerektiği üzerine onlara istikamet çizenler de yok değil. TKP Genel Sekreteri Okuyan da “Kürtlerin ayrı devlet kurması, özerklik ya da federasyon ve Kürtlerin ezilerek yok sayılması gibi seçeneklerin çözüm olamayacağını, tek çözümün ‘Bütün yurttaşlarımıza bu ülkenin kaynaklarını ve üretimini eşit bir şekilde paylaştıracak bir toplumsal sistem’ olduğunu” bir kez daha ilan etti.

Bir halk nasıl yaşayacağına ancak kendisi karar verebilir. Bu karar ayrı devlet de olabilir, özerklik de olabilir, federasyon da olabilir, demokratik ve eşit koşullarda sağlanmış bir birlik de -ki Kürt halkının ezici çoğunluğunun bu eğilimde olduğu bilinmekte- olabilir. Kürtlerin bu hakkı ellerinden alınarak işi sosyalizm adına geleceğe havale etmek, bugün sadece gericiliğe, ulusalcıların antidemokratik kesimlerine verilmiş ciddi bir ödün değil, aynı zamanda onlara göz kırpmaktır, kapağı sosyal-şovenizme atmaktır. Eski generaller de zaten övgülerini eksik etmediler. Böyle savunulan bir cumhuriyete, cumhuriyetçiliğe niye karşı çıksınlar?

Bir yanda dincisinden gericisine, faşistinden şeriatçısına kadar uzanan bir iktidar cephesi var, diğer yanda ulusalcılığı milliyetçilikle boyamış, ilericiliği, demokratlığı, cumhuriyetçiliği demokratik hak ve özgürlükleri inkarın kılıfı olarak kullanan başka bir cephe var. Ayrı taraftalar, ama Kürtlerin hakları söz konusu olduğunda derin bir bağ onları birbirine bağlıyor. Birincilerin ilericilik, demokratlık, sosyalistlik gibi bir iddiaları bulunmuyor. Onlar “tekçilikten” dem vurarak gidiyorlar. İkinciler ise dış görünüşü güzel zarflarını halka uzatıyorlar. Ama bu zarfın içinde “eşit hak” yok, “özgürlük” yok, “kendi geleceğini tayin hakkı” yok.

Türk ve Kürt halkının, Türk ve Kürt işçi ve emekçilerinin önlerinde eşitliği ve demokrasiyi birlikte mücadeleleri ile kazanmak zorunda oldukları zorlu bir yol var. Bölgede çalan savaş tamtamları halkların bu ortak cephesinin kurulmasını ve onun mücadelesini daha da acilleştiriyor. Bu başarılabilirse, bu bölgenin diğer halkları için de açık bir çağrı olacaktır. Politik ve ekonomik koşullar halkların birlikte mücadelesine geniş bir zemin sunuyor. Olumsuz olarak nitelenen uluslararası koşullar ise çelişkili, çok yamalı, zayıf ve güçsüzdür. Bölge ve dünya, halkların tarihi yeniden yazacakları bir döneme gebedir.

Ahmet Yaşaroğlu

Daha neyi bekliyorsunuz?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et