AB-Hindistan serbest ticaret anlaşması ve Türkiye
Geçtiğimiz haftalarda Avrupa Birliği (AB), Latin Amerika bölgesel örgütü MERCOSUR ve Hindistan’la uzun zamandır sürüncemede kalan serbest ticaret anlaşmalarını (STA) imzaladı. Bu anlaşmalar iki taraf arasında gümrük vergilerinin indirilmesini de içerdiği için AB’yle Gümrük Birliği (GB) içinde olan Türkiye’nin de bu ülkelere karşı gümrük vergisi indirimine gitmesini öngörüyor. Ama, Gümrük Birliğinde karşılıklılık ilkesi olmadığı için bu ülkelerin Türkiye’ye karşı böyle bir yükümlülüğü bulunmuyor. Türkiye, bu ülkelerin çoğuyla aynı sanayileşme ve iktisadi kalkınma seviyesinde olduğu için hem iç pazarlar hem AB pazarlarındaki rekabet anlamında dezavantajlı duruma düşecek. Bu durum, Türkiye içinde de acaba artık Gümrük Birliğinden çıkmanın zamanı geldi mi tartışmasını başlattı.
Bu tartışmanın iki ana tarafı var: Türkiye’nin AB’nin kapsamlı yeniden sanayileşme planı “Avrupa Malı” (Made in Europe) yaklaşımının da dışında kalmasıyla, Gümrük Birliğini artık ayak bağı olarak gören ve GB’den çıkıp hem AB’yle hem AB’nin STA imzaladığı ülkelerle STA imzalayarak daha özerk bir pozisyona geçmeyi öneren sermaye temsilcileri ve Gümrük Birliğini AB’yle ilişkilerin, dolayısıyla yeniden demokratikleşme umudunun sacayağı olarak gören kanaat önderleri. Ben bu iki bakış açısının da eksik olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle, Türkiye’nin demokratikleşmesi artık Brüksel’in gündeminde olmayan bir mesele. Türkiye’nin tam üyelik yolu fiiliyatta tıkalı ve ismi daha çok, Avrupa’yla ortak siyasi değerleri paylaşmasa da küresel rekabet içinde geçici, çıkar odaklı iş birlikleri yapılabilecek “gönüllüler koalisyonu”nun bir üyesi olarak geçiyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin AB aday ülkesi olarak değil, Akdeniz Paktı içerisinde bir partner olarak ‘Avrupa Mali’ stratejisine dahil olma şansı daha yüksek. AB üyeliğini ve dolayısıyla GB’yi hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verilebilirlik gibi kurumların güçlenmesi için isteyenler bunu AB’ye korunması gereken değerler olarak değil, yatırım ve ticaret için riski azaltacak elverişli kurumsal-yasal ortam yaratılması olarak sunarlarsa, Brüksel’den daha fazla destek alırlar bugünlerde. Acı ama gerçek.
Öte yandan, AB’nin önayak olduğu STA ağları için heyecanlanmak için de fazla erken. AB, ortak bir sanayileşme politikası oluşturmaya çalışıyor ve ‘küresel partnerler’ dediği, değişik sektörlerde güçlü ama jeostratejik olarak orta ölçekte olan ülke ve bölgelerle ilişkilerini STA gibi sembollerle sağlama almaya çalışıyor; ama bu çaba hem geç hem güç olacak. Ursula von der Leyen, Hindistan’la imzaladığı anlaşmayı ‘bütün anlaşmaların anası’ olarak damgalayıp pazarların toplam büyüklüğüne vurgu yaparak bir heyecan dalgası yarattı, ama aslında pratikte böyle bir ortaklaşmanın önünde henüz sıradağlar var.
AB üye ülkelerin itirazları yüzünden, anlaşmanın tarım, otomotiv gibi farklı bölümleri, farklı onay (ratifikasyon) kurallarına tabi olacak. Çünkü özellikle sürdürülebilirlik gibi başlıklarda bazı üye devletlerden itiraz gelmesi bekleniyor. Bu nedenle sürecin tamamen kilitlenmemesi için bazı maddeler oybirliğiyle, bazıları nitelikli çoğunlukla, bazıları ise basit çoğunlukla kabul edilecek. Hatta, bazı bölümler sadece AB tarafından onaylanıp yürürlüğe girerken bazıları üye ülkelerin meclisleri tarafından da onaylanacak. Ve bu kararlar önümüzdeki aylarda teker teker alınacak. Yani, ‘tüm anlaşmaların anası’ tam anlamıyla yürürlüğe girdiğinde, kimsenin tümüyle hakim olmadığı, ilk baştaki taslağa göre çok değişmiş bir mini anlaşmalar yumağı olacak. O yüzden, tüm bu süreç tamamlanana kadar AB, “geçici uygulama” yöntemini devreye sokmaya çalışacak, ama elbette üye ülkeler buna da itiraz edecek.
Bu pratik krizden daha önemlisiyse, STA’nın geleceğin teknolojilerini çok sınırlı ölçüde kapsaması. Basında öne çıkarılan kısımlar, eski kuşak STA başlıkları olan ticaret ve mallar alanı. Oysa asıl ileriye dönük ve stratejik boyut, ticaret ve hizmetler alanında yatıyor. Hindistan tarafının bu dosyadan en büyük beklentisi ise nitelikli iş gücünün geliştirilmesi ve güçlü bir inovasyon ekosisteminin yaratılması. Oysa, AB böyle bir ilişki kurmak için henüz kendi içindeki farklılıkları nasıl dengeleyeceğini bulabilmiş değil. Örneğin, asıl kritik mesele olan e-kimlik, dijital kamu hizmetleri gibi konular bu STA’nın bir parçası değil. Bu alan, Avrupa Komisyonunun dış ticaretle ilgilenen müdürlüğüne değil, Hindistan’la Ticaret ve Teknoloji Konseyini yürüten dijital teknolojiler ve bağlantılılık konularına bakan müdürlük tarafından müzakere ediliyor. Ancak bu süreç henüz tamamlanmış olmaktan çok uzak. Önümüzde hâlâ kişisel verilerin korunması kanunu (GDPR) düzenlemeleri ve Hindistan’a dijital eş değerlik statüsü verilmesi gibi zorlu başlıklar duruyor. Üstelik, yukarıda bahsettiğim Akdeniz Paktı, Pasifik Stratejisi gibi küresel partnerliklerin yasal ve kurumsal düzlemini oluşturansa üçüncü bir müdürlük. Çiftçilerin Brüksel sokaklarına patates yığarak protesto ettikleri MERCOSUR anlaşması da benzer dertlerden mustarip. Çünkü, dertler AB’den kaynaklanıyor, partnerlerden değil.
Eğer Türkiye, Gümrük Birliğinden çıkıp ikili serbest ticaret anlaşması imzalama yoluna girerse, bu bahsettiğim kurumsal, sınıfsal, sektörel bölünmüşlükle karşı karşıya kalacak. Bir de üstüne kendi bölgesindeki rekabeti ve jeopolitik krizleri ekleyin, Saray rejiminin yarattığı hukuksuzlukları da yanına koyun. AB-Türkiye STA’sı imzalanması 18 yıl süren Hindistan STA’sından bile uzun sürebilir. Önerim, bu geçiş döneminde fevri kararlar almak yerine, hem GB’nin modernleşmesi için AB’ye somut öneriler sunmak, hem de Akdeniz Paktı gibi alternatiflerin içinde yapıcı olarak yer alarak nereye evrileceklerini gözlemlemek.
Evrensel'i Takip Et