Bölünmek
Geçen gün Sözcü TV’de bir emekli general, Suriye Kürtlerinin bugünkü pozisyonundan dahi hoşnutsuzluğunu ifade etti. Diyor ki, kendi kendilerini yöneteceklermiş, silahlarını bırakmayacaklarmış, kendi güvenliklerini kendileri sağlayacaklarmış, bu devlet içinde devlet demektir vs.
Benzer sözleri TKP’nin Ankara Toplantısında Kemal Okuyan da söyledi. Kürt sorununda ayrı devlet, federasyon, özerklik gibi çözümlerin olamayacağını anlatırken özerk yönetimin dahi ülkeyi böleceğinden söz etti ve çözümü sosyalizm sonrasına erteledi. Sosyalizmde ise nasıl çözeceğini söylemedi. Okuyan’ın sözlerini X’ te Emekli General Ahmet Yavuz takdirle karşıladı.
Demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi olarak tarif edilir. Şükür ki, ülkemizde sözle de olsa demokrasiyi istemeyen kimse yok. Halk kendi kendini nasıl yönetir? Otuz dairelik bir binada kendi içinden apartman ya da site yönetimi seçer. Bir de başkanı olur. Köyde, muhtar ve azalarını seçer. İlçede bir ilçe meclisi ve içinden yürütmesini seçer. İlde il genel meclisi, il meclis yürütmesi ve valisini seçer, ayrıca belediye işleri için il belediye meclisi, yürütmesi ve başkanını seçer. Belediye ne yapar? Temizlik, ağaçlandırma, kanalizasyon, kreşler, halk lokantaları, çamaşırhaneler, spor tesisleri, yaşlı dinlenme evleri, kültür sanat evleri, tiyatrolar, sinemalar, statlar vs. İl Meclisi ve yürütmesi eğitim, sağlık, veterinerlik, adalet, yerel güvenlik, trafik vb. işleri organize eder. Vergi toplar. Genel Meclis ve yürütmesi genel savunma, devletler arası diplomasi, bankacılık, sigortacılık, merkezi planlama, yol-köprü-baraj-santral vb. altyapı işleri vb. işlere bakar. Halkın kendi kendini yönetmesi budur. Ama bizim demokrasi anlayışımızda halkın kendi kendini yönetmesi bölücülük sayılıyor. Devlet içinde devlet kurmak kabul ediliyor. Halkın kendi kendini yönetmemesi için bir “Atasözü dahi uydurmuşlar” kızın başını boş bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya” diye. Kadınlar cevabını verdi bu sözü söyleyenlere ama burada “kız” denilen aslında halktır. Onlara göre halk kendi kendini yönetemez. Başlarında bir baba (baba devlet) olması gerekir. Bu güçlü yapı seçimle falan iş başına gelmez. Bin yıllık devlet geleneğine göre varlığını korur. Bin yıllık devlet geleneği dedikleri hanların, şahların, padişahların, feodal beylerin devletidir. Bu devleti kutsarlar. Bir de alttan alta “derin devlet” diye bir şey seslendirirler. Kimin tarafından belirlendiği belli olmayan, herkesten gizli toplanıp kararlar alan ve herkesi yöneten birileri. Bunlar bazen bir avuç generaldir. Bazen faşist parti yöneticileri ve istihbarat şefleridir. Bazen Amerikancı gladyo şefleridir. Halkı halkın yerine bunlar yönetir sözde.
Dört ya da beş yılda bir genel ve yerel göstermelik seçim yapmak onlar için halkın kendi kendini yönetmesidir. Hatta zaman zaman askerlerin yaptığı darbeler sonrası askeri konseyler de halkı halkın adına yönetirler. Bunların göstermelik seçimlerinde halk kolay kolay yönetmek için aday olamaz. Acayip seçim kanunları vardır. Herkes parti kuramaz. Kursa da devletten bazıları para alırken bazıları para alamaz. Bazı partiler basında tanıtılırken bazı partiler tanıtılmaz. Seçim Kanunu, propaganda ile ilgili düzenlemeler hep bazılarına avantaj sağlayan şekilde yapılmıştır. Bu tür halkın kendi kendini yönetmesi bir nevi seçimle gelmiş padişahlık ya da oligarşik yönetimdir. Aslında göstermelik seçimle yönetime gelenler de yönetmez halkı. Onlar birilerinin avukatlarıdır. Onların haklarını savunmak için seçilmişlerdir ve vekillikleri karşılığı bazı parasal haklara kavuşurlar. Örneğin 500 bin lira maaş verirler onlara, eşi-çocuğu bazı şirketlere ortak yapılır, emekli olunca devlet bankaları yönetimlerinden ek maaşlar verilir vs. Asıl yöneten burjuvazidir. Onların milletvekili, bakan isimli temsilcileri hep onların çıkarlarını korur. Halk için 20 bin lira emekli maaşı verirler; onlara milyarlık ihaleler, teşvikler, vergi muafiyetleri, vergi silmeler, bedava arsalar, vergi iadeleri vs. Ülkeden onlar yüzde 1’dir; zenginliklerin yüzde 50’sini alır; biz yüzde 90 küsuruzdur zenginliklerin yüzde ellisini bile eşit paylaşamayız.
Halk kendi kendini gerçekten yönettiğinde bir avuç patronun kendilerini sömürmesine de izin vermez. Yönetim gerçekten halkın olursa fabrikalar, tarlalar da halkın olur. İşte o yüzden bizim kendi kendimizi yönetmemize ‘bölücülük’ der, kendilerinin vekilleri tarafından yönetilmesine demokrasi, milli birlik, kardeşlik, “Ezan susmaz-bayrak inmez-vatan bölünmez” vs.
Halk gerçekten kendi kendini yönetemezse bu sömürü ve zulüm düzeninden kurtulamaz.
Evrensel'i Takip Et