2 Şubat 2026 09:18

Kârı şirketlere, riski kamuya: Obezite ilaçlarının görünmez bedeli

Türkiye obezite ve kilo kontrolü ilaçları pazarı, küresel trendlere paralel olarak ciddi bir ivme kazandı. Ancak bu yalnızca ekonomik bir genişleme değil; aynı zamanda etik, tıbbi ve politik bir kriz alanı olarak da karşımızda duruyor.

Türkiye’de uzun süredir reçetesiz antibiyotik temin etmek mümkün değil. Hekim olsanız dahi, herhangi bir eczaneden “hatırla” ya da ödünç antibiyotik almak söz konusu değil. Özünde doğru bir uygulama.

Asıl çelişki ise “Kilo verdirici iğneler” olarak bilinen yeni kuşak ilaçların yaygın biçimde, fiilen reçetesiz olarak piyasada dolaşıma girmesidir. Metabolik sistemi doğrudan etkileyen, enjeksiyon yoluyla uygulanan ve uzun dönem etkileri henüz netleşmemiş bu ilaçlara böylesine kolay erişim, Türkiye’de ilaç regülasyonunun hangi önceliklerle şekillendiği sorusunu kaçınılmaz kılıyor.

Birkaç yüz liralık bir antibiyotiğe reçetesiz ulaşılamazken, aylık maliyeti 8-20 bin TL arasında değişen kilo verdirici ilaçların serbestçe temin edilebilmesi, bu çelişkinin en görünür halidir.

Hekim reçetesi olmaksızın kilo verdirici ilaçların yaygın biçimde satılması yalnızca bir denetim sorunu değildir; bilimin bilinçli biçimde süreç dışına itilmesidir. Bu durum, üniversitelerdeki öğretim üyeleri dahil olmak üzere hekimlerin kendi hastaları üzerinden sistematik gözlem yapabilme olanağını ortadan kaldırmakta; ilaç sektörünün görmek istemediği yan etki profilleri görünmez kılınmaktadır. Bir yanda hızla artan kullanım, diğer yanda bu bolluk içinde derinleşen bilimsel bir körlük…

Kilo verdirici bir ilacın piyasaya sürüldüğü hafta, kamusal alanda teraziyle obezite taramasına çıkan bir Sağlık Bakanlığı tablosu, bu çelişkinin en çarpıcı göstergelerinden biridir. Reçetesiz obezite ilacı pazarının önünü açan ya da buna göz yuman bir kamu otoritesi, yalnızca idari değil, etik olarak da ağır bir vebal altındadır.

Neoliberal sağlık politikalarıyla süreçlerin dışına itilmiş gibi görünen Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ise bu tablonun gerçek bedelini ödeyecek olan aktördür. Olası ve giderek görünür hale gelen yan etkilerin, komplikasyonların ve cerrahi girişimlerin maliyeti yine kamunun sırtına yüklenecektir. Nitekim yeni kuşak obezite enjeksiyonlarının ardından safra taşı ameliyatlarında artış olduğuna dair Avrupa basınında çok sayıda haber yer almaktadır.

Türkiye’de binlerce diyetisyen işsiz bırakılırken, beslenme temelli kamusal çözümleri tasfiye edip reçetesiz ilaç pazarını büyüten bir akıldan bu ülkeye sağlık değil, ancak yeni bir hasta havuzu çıkar.

Türkiye de ilaç regülasyonu, halk sağlığını korumaktan ziyade, parası olanın ilaca ulaştığı; komplikasyonların ise kamulaştırıldığı bir yapıya bürünmüş durumdadır.

Hekim kontrolü devre dışı kaldığında, ilaç bir tedavi aracı olmaktan çıkar; bir meta, yani ticari bir mal haline dönüşür.

SGK bugün ilaca para ödemiyor olabilir; ancak yarın bu kontrolsüz kullanımın yarattığı komplikasyonların (safra kesesi operasyonları, metabolik bozukluklar, psikiyatrik etkiler) tedavi masraflarını üstlenmek zorunda kalacaktır. Yani pazarın kârı özel ilaç şirketlerine, riski ve maliyeti ise kamunun sırtına kalmaktadır.

Sağlıklı gıdaya erişemeyen, karbonhidrat ve nişasta bazlı ucuz gıdayla beslenen alt gelir grubunun “obezleşmesi”, ardından bu durumun yine pahalı ilaçlarla “Tedavi edilmeye” çalışılması tam anlamıyla neoliberal bir döngüdür.

Obezite bu hikayede belki de ezilenlerin bir başkaldırısı değil; sistemin onlara bıraktığı tek beden biçimidir. Ne seçilmiştir ne de arzulanmıştır; dayatılmıştır. Yoksullaşma derinleştikçe sağlıklı gıdaya erişim zorlaşmış, doymak sağlıklı beslenmenin önüne geçmiştir.

Hekimlik tam da bu noktada bir yol ayrımına gelir: Ya bu bedenleri sayılarla, indekslerle ve reçetelerle piyasanın dolaşımına sokar; ya da her obez bedende bir yaşam öyküsü, bir yoksunluk haritası ve bir kamusal ihmal izi görür. Çünkü hekimlik yalnızca kilo ölçmek değil, ağırlığın nedenini sormaktır. Ve o neden çoğu zaman mutfakta değil, politikadadır.

Hasılı, hekimlik gözlemden, üniversite bilgiden, kamu etik sorumluluktan dışlanmışken; bu ülkenin obeziteyle değil, aslında neyle mücadele ettiğini sormanın zamanı gelmedi mi?

Sağlıcakla kalın.

Zeki Gül

Kârı şirketlere, riski kamuya: Obezite ilaçlarının görünmez bedeli
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et