Aşınan dolar düzeni ve yükselen altın
Altın ve gümüş fiyatları, son yıllarda görülmemiş şekilde yükseliyor. Bugün tanık olduğumuz süreç, geçici bir piyasa dalgalanması olmaktan öte, küresel kapitalizmin merkezinde yer alan dolar merkezli finansal mimarinin aşındığının bir göstergesi olarak görülebilir.
1971 yılında ABD’nin doları altınla bağından koparmasıyla Bretton Woods sistemi fiilen sona ermişti. Bu karar, doların maddi bir karşılıktan bağımsız biçimde küresel rezerv para haline gelmesinin önünü açmıştı. Takip eden on yıllar boyunca dolar merkezli finansal düzen, ABD hegemonyasının ve neoliberal küreselleşmenin ana taşıyıcısı olarak işledi. Bugün hem ABD hegemonyası hem de dolar sistemi aşınırken, değerli maden fiyatlarındaki artış bu sürecin bir yansıması olarak okunabilir. Bu haftaki yazıda, bu okumanın detaylarını açacağım.
Geri tepen silah: Finansal saldırı
Küresel finansal sistemin ABD ve onun parası olan dolar merkezli olması, ABD’ye dünyada başka bir ülkede olmayan bir güç sağlıyor. Dolar merkezli sistem, ABD dışındaki ülkeler açısından doların gerek ticari işlemlerde kullanılan ödeme aracı olması gerekse de rezerv biriktirmede kullanılması anlamına geliyor.
ABD’nin bu hegemonik gücünü bir finansal silaha dönüştürmesi, dolar merkezli sistemin bu iki özelliğini de aşındırıyor. Bu açıdan ABD’nin 2022 yılında Rusya Merkez Bankası rezervlerini dondurması kritik bir dönüm noktası olarak görülebilir. Rusya örneğiyle, uzun süredir literatürde tartışılan finansın silahlaştırılması, ilk kez bu ölçekte ve bu kadar aleni biçimde hayata geçirildi. Böylece küresel rezerv sisteminin üzerine kurulu olduğu tarafsızlık ve mülkiyet güvenliği varsayımı fiilen ortadan kalktı.
Rusya örneğine, Trump doktrini ile gelen ABD’nin yeni emperyal pratikleri eklendiğinde, ABD dolarının sağladığı sözde güven, jeopolitik sadakate bağlı koşullu bir ayrıcalığa dönüştü. Rezerv para olmak artık yalnızca likidite ve derinlik değil, siyasi uyum ve hizalanma anlamına gelmeye başladı. Bu noktadan sonra rezerv yönetimi, merkez bankaları açısından teknik bir portföy tercihi olmaktan çıktı ve doğrudan bir ekonomik güvenlik meselesine dönüştü.
Dolardan uzaklaşma
Bu eğilim, doların küresel rezervler içindeki payına bakıldığında açıkça görülüyor. 2000’li yılların başında resmi döviz rezervlerinin yüzde 70’inden fazlası dolar cinsindeyken, bu oran bugün yüzde 56-57 bandına kadar gerilemiş durumda. Üstelik bu düşüş ani kopuşlarla değil, yaklaşık yirmi beş yıla yayılan istikrarlı bir eğilimle gerçekleşiyor.

IMF verilerinden hazırladığım yukarıdaki grafik, doların rezerv para olarak bir gecede çöktüğünü göstermese de giderek risksiz bir güvenli liman olma özelliğinden uzaklaştığına işaret ediyor. Özellikle 2022 sonrası dönemde finansın silahlaştırılması, zaten süregelen bu eğilimi hızlandıran bir eşik işlevi gördü. Günümüzde jeoekonomik mücadele biçimi alan emperyalistler arası rekabeti de bu tabloya eklersek, doların hâlâ küresel finansal mimarinin merkezinde yer aldığını, ancak bu mimarinin artık sorgulanmadan kabul edilen bir yapı olmadığını görebiliriz.
ABD’nin çelişkisi
Konunun bir başka boyutu daha var. ABD dolarının gücü, diğer para birimlerinde olduğu gibi, ABD’nin dış ticaret fazlasından kaynaklanmıyor. Hatta tam aksine, doların reel olarak güçlendiği dönemlerde ABD’nin mal ihracatının GSYH içindeki payı geriliyor. Özellikle 2014 sonrasında dolar kalıcı biçimde güçlenirken, ihracat payı sistematik bir düşüş eğilimine giriyor. Pandemi sonrasında dolar daha da güçlenmesine rağmen, ihracat performansı eski seviyelerine dönemiyor.
Esasında ihracat performansını artırmak, Trump’ın gerçekleştirmeyi vadettiği en önemli gelişmelerden biri. Bu açıdan bakıldığında, son dönemde görülen, doların diğer paralara karşı değer kaybetmesi olgusunun, ABD yönetimi açısından çok da endişeyle karşılanması için bir neden yok. Aksine bu ABD ihracatı için teşvik edici bir etki yapabilir.
Ancak doların küresel rezerv para olması ile aynı anda bir ülkenin resmi parası olması arasındaki çelişki (Triffin Dilemması) burada yine karşımıza çıkıyor: Eğer Trump başarılı olursa ve ABD dış ticaret fazlası veren bir ülke haline gelirse, doların küresel rezerv para olma özelliği daha da aşınabilir.
Dahası, üretimdeki göreli gerilemesini telafi etmek için finansal gücünü daha agresif biçimde kullanması, kısa vadede finansal üstünlüğünü sürdürmeye yarasa da, uzun vadede dolardan uzaklaşma eğilimlerini güçlendirerek, doların rezerv para olma özelliğini aşındırıyor.
Altın kalkanı
Tam da bu koşullarda dünyadaki merkez bankalarının altına yönelimi rasyonel bir savunma refleksi olarak ortaya çıkıyor. Dünya Altın Konseyi verileri, 2010-2021 döneminde yıllık ortalama yaklaşık 470 ton olan merkez bankası altın alımlarının, 2022 sonrasında kalıcı biçimde 1000 tonun üzerine çıktığını gösteriyor. Yani altın talebi pandemi sonrası dönemde fiilen iki katına çıkmış durumda.
Daha da çarpıcı olan, rezerv kompozisyonunda yaşanan tarihsel tersine dönüş. Güncel veriler, yabancı merkez bankalarının rezervlerinde altının payının, ABD Hazine tahvillerinin payını 1996’dan bu yana ilk kez aştığını gösteriyor. Likidite ve getiri avantajlarına rağmen ABD tahvillerinden uzaklaşılması, merkez bankalarının, artık piyasa riskinden çok siyasi ve mülkiyet riskini yönettiğini ortaya koyuyor.
Kısacası, altın ve gümüşteki yükseliş, dolar merkezli küresel finansal mimarideki değişimin belirtileri olarak görülebilir. Bugün yaşadığımız jeoekonomik kırılma, gerileyen ABD hegemonyasının kendi iç çelişkilerinin derinleşmesinden besleniyor. Bu nedenle altın, küresel düzeyde bir yatırım aracı olduğu kadar, jeopolitik bir savunma aracına dönüşüyor.
Evrensel'i Takip Et