Kavramlar ve saçlar
Kavram kelimesinin varlığı bir şeyleri anlamlandırmak üzerine, zihinde bir imge oluşturmak adına. Geldiğimiz çağda ise kavramlar suç örtüsü gibi kullanılır oldu.
Kimlikler kişiliklerin sileceği gibi, tüm manayı tek bir kavrama indirgemeye yarıyor.
Yasalar kulp olmuş. Düşünce yasaklı ama zaten rahat düşünebilen, konuşabilen de pek kalmadı. Kavram ve kimlik altında yaşanıyor bütün kavgalar.
Bu arada cümlelere sığmayacak hızda ölüp gidiyor bir yerde insanlar.
İçimden geçenleri nasıl satıra dökeceğimi çok uzun düşündüğüm yıllar oldu bunlar.
Düşünüyorum, birileri de düşünsün diliyorum. Oturuyorum evimde, diyelim ki evlatlarım da dizimin dibinde. Ekonomik özgürlüğe alışmışım, hep çalışmışım.
Ne denirse denilsin eşitmişiz gibi yaşamışım hayatı onca sene. Eve sığmamış, hayatın tam içinde olmuşum.
Akşamları meyve soyuyorum çocuklarıma, ıslıkla bir şeyler çalıyorum ocakta yemek karıştırırken, misafir çağırmışım hafta sonuna. Şakalaşıyorum komşularla, iş arkadaşlarıyla. Evimi seviyorum, memleketimi, köklerimi, dilimi. Ezberimdeki şiirleri, kütüphanemdeki kitapları, adetlerimi, rutinlerimi. Ne kadar normal bir hayat değil mi? Çoğumuz gibi.
İşte çoğumuz şunu yakıştırabiliyor muyuz kendimize? Bir gün arkası açık pikaplarla eli otomatik silahlı bazı adamlar kapımızın önüne geliyor, evlerdeki erkekleri çıkarıp gözümüzün önünde kurşuna dizip ana kız demeden tecavüz ediyorlar. Ölümün hızlı gelmesini dileyerek ölmek nasıl bir his, insan kendi evinin salonunda mandalina soyarken düşünemiyor galiba. Kendini köle pazarında sergilenirken göremiyor kimseler, sıcak yatağında yatarken. Bundan dört yüzyıl önceymiş gibi, kadın bedeninin bir savaş ganimeti olarak kullanılacağını akıl almıyor. O gün geldiğinde bütün kavramlar bütün ezberler gibi boşluğa düşüyor. Bildiğin her şey gibi kavramlar da çöküyor.
Aynı nehrin yakasındayız Rojava ile. Bir kadının katliam hatırası olarak kesilmiş saçı sırıtarak eserine bakan bir adamın elinde.
Bu acıyı anladığı göstermenin yolu diye saçını örmeyi düşünenler, ördükleri saçı paylaşanlar cezalandırılıyor. İşten atılıyor, soruşturma başlatılıyor.
Sanatçılar, edebiyatçılar ve tüm kadınlar silahlanmış Rojava’da, sosyal medyaya her gün videoları düşüyor. Bir kadın elinden tuttuğu iki çocuğuyla yürürken neden silah takar sırtına, bir şair nasıl nişan alacak, bir omuzda saz bir omuzda tüfek, nasıl mecbur kalınır buna, neyle karşı karşıyalar, ne yaşadılar, sorulamıyor.
Soru sormak yasak, yanıtlar kimsenin işine gelmiyor.
Bir zulme bir insan olarak nasıl bakacağımızı bir iktidarın dış politikası belirleyebilir mi? Öv deyince öv, söv deyince söv, hani uşaklığı öğretmenin mümkün olmadığı bir halktık ya biz? Emme basma tulumba mı olduk 20 senede?
Dünyanın her yerinden enternasyonalistler, bir konvoyla Rojava’ya doğru yola çıkmışlar, Alman taraftarlar maçlarda Rojava’yla dayanışma sloganları atıyor, Kanada boyu geçen karda yürüyüşe geçmiş, iklim iklim ülke ülke her yerde yazarından oyuncusuna boksöründen şarkıcısına herkes tepkisini dile getiriyor. Biz saç öremiyoruz.
Kavramlar altında eziliyor insanlığımız. Amerikan emperyalizmini, içerideki çözüm sürecini, Ortadoğu projelerini, cümle içinde tüm kavramları iyi kullanmakta pek becerikliyiz. Basın metni eleştirisinde on numara, tweet yorumlamakta beş yıldız, kürsü konuşmalarına laf yetiştirirken yıldızlı pekiyi, halklar direnişe geçtiğinde, seyircilikte bile sınıfta kaldın otur, sıfır.
Şeriat hakkında artık konuşamıyoruz. Afganistan’da kadınların dişçiye bile gitmesini engelleyen, tedavi olmalarını, eğitim almalarını yasaklayan, dövülmelerini serbest bırakan, İran’da gencecik insanları idam eden, Şengal’de Êzidîleri, Suriye’de Alevileri katleden, kadınları köle pazarlarında satan, kadın bedenini savaş ganimeti yapan bu rejim, ideoloji, akım ne diyeceğiz adına, nasıl kınayacağız bilmiyoruz. Kahrolsun diyemiyoruz, kaç kişi yargılandı o kahrolsun yüzünden. Kavramı ikincil anlamı ile ele alıp yargılıyorlar insanı, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, bir kesimin dini inancını aşağılamak diyor. İnanç, kesik saç tutamını kavrayan elin neresinde?
Bir kadının geride bıraktığı kesik bir örgü hiç mi aşağılamıyor insanlığı?
Saçınızı örüyorsunuz ama... diye başlıyorlar cümlelere, ama kelimesi empati, dayanışma gereken durumlardan Kürtleri hariç bırakmaya yarayan bir aparat oluyor yine.
Hiçbir sömürgeci, tarihin ileri bir döneminde, sömürgeciliğinin destanını yazmamıştır. Yazılan şey anca koca bir özürdür geçmişe dönük. Destanlar halklar tarafından yazılır.
Ve içimizdeki insanlık onuru, bir kez kirletildi mi, iktidar bir gün değişse dahi aklanamayacak kadar hassastır.
Şimdi şöyle düşünelim; burnumuzun dibinde, kendisini bir dinin savaşçısı addedenler, bir kadın saçını ganimet diye sergilediler.
Ve o saç Kürt kadınının saçıdır diye, bu ülkede dayanışmak adına saçlarını ören kadınları cezalandırdılar.
Siz de saçınızda bir el hissetmediniz mi?
Hiçbir yere şeriat bir günde gelmedi.
Jin, jiyan, azadi...
Evrensel'i Takip Et