Soğuk bir çağın röntgeni: Beden ve coğrafyanın ortak yazgısı
Yıllardır sağlığın metalaşmasını, şifanın piyasa değerine indirgenmesini tartışıyorduk. Bugün ise yalnız bedenlerin değil, coğrafyaların da metaya dönüştürüldüğü; “Feda edilebilir” ilan edildiği karanlık bir eşiğin içindeyiz.
Bu tabloyu birlikte okumakta yarar var:
Dünya Sağlık Örgütünün ABD eliyle işlevsizleştirilmesi; Gazze’de yaşamın askıya alınması; Diyarbakır Sur’da mekanın çatışma sonrası yıkımla yeniden düzenlenmesi; Rojava’da siyasal öznelliğin bastırılması; Ermenistan-Azerbaycan savaşı sonrasında Zengezur’da coğrafyanın ABD ve şirketlerine 99 yıllığına kiralanmasıyla gündeme gelen “Trump koridoru” ve Kanal İstanbul…
Tüm bu örnekler, artık yalnız bedenlerin değil, coğrafyaların da feda edilebilirlik rejimi içinde ele alındığını gösteren ortak bir yönetsellik biçimine işaret ediyor.
Kanal İstanbul ile Zengezur Koridoru arasında, Sur ile Gazze arasında; coğrafyanın metalaştırılması bakımından benzerlikler yok mu?
Coğrafyanın metalaşması salt bir ekonomi-politik mesele değildir. Bu süreç; egemenlik, yaşam hakkı, adalet ve uluslararası hukukla doğrudan ilişkilidir. Sağlığın metalaşması bireyin bedenine dair kararların piyasa mantığıyla belirlenmesiyse; coğrafyanın metalaşması da toplulukların mekanla kurduğu varoluşsal bağın strateji ve sözleşmelere indirgenmesidir.
Bir hekim neden coğrafyadan söz eder? Çünkü hastalıklar mekansız değildir. Her savaş yarasının bir adresi, her yoksulluğun bedende örülmüş bir dili vardır. Hekimlik, yalnız biyolojik bir okuma değil; bedenin içinde soluk aldığı coğrafyayı da analiz etme pratiğidir.
Bugün bu tanıklık bize yeni dünya düzen(sizliği)nin temel mantığını gösteriyor: Beden ve toprak birlikte yönetilmektedir. Toprak yatırım alanına, beden risk unsuruna indirgenmiştir. Bu siyasal kırılmanın en erken ve en çıplak biçimde görüldüğü alan ise sağlıktır.
Egemen siyasal basınç, devleti nüfusu iyileştiren bir “yuva” olmaktan çıkarıp, maliyet hesabı yapan soğuk bir “sigorta şirketine” dönüştürmek istiyor. Artık: Toprak yerine pazar, bayrak yerine marka, diplomasi yerine sözleşme devrededir.
ABD’nin Dünya Sağlık Örgütünden çekilmesi teknik bir karar değil; sağlıkta bir hakikat rejiminden irade rejimine geçişin ilanıdır. Ortaya çıkan tablo çok-kutuplu bir dünya değil; çok-hakikatli bir düzensizliktir.
Trump koridoru ile Kanal İstanbul’un ortaklaştığı yer tam da burasıdır: Nekropolitika artık yalnızca yaşamı askıya alan çıplak bir şiddet değildir; coğrafyanın sözleşmelerle kiraya verildiği bir sözleşmeli egemenlik biçimine evrilmiştir.
Achille Mbembe’nin “nekropolitika” olarak tanımladığı bu düzende iktidar, kimin yaşayacağına değil; kimin ölüme terk edileceğine karar verme gücüyle kurulur. Rojava’da siyasal öznelliğin bastırılması, risk yükseldiğinde halkların “Vazgeçilebilir” ilan edilmesi bu iktidar biçiminin tipik örneği değil midir? Tanınmayan her özne, bu düzende “Harcanabilir hayata” dönüşme tehdidi altındadır. Ama unutulan kadim bir gerçeklik var: Halklar unutmaz.
Rojava’nın kuşatılmasına onay vermekle ABD’nin DSÖ’den çekilmesi iki ayrı olay değildir; tek bir fotoğrafın iki parçasıdır. Biri silahlarla, diğeri imzalarla gerçekleşir. Ama ikisi de aynı şeyi söyler: Risk arttığında sorumluluk iptal edilir.
Sur’un yıkımı, Gazze’nin yeniden şantiye olarak planlanan kıyıları, Rojava’da donan bedenler aynı arşivin parçalarıdır. Ve yine unutulan bir tarihsellik vardır: Halkların mekanla kurduğu bağ, piyasa mantığına sığmayacak kadar derindir.
Hasılı, bu “soğuk çağın” röntgeni bize yalnızca bir hastalığı değil, bu hastalığın nasıl yönetildiğini gösteriyor. Türkiye’nin Gazze sürecinde aldığı pozisyon; Sur’da yıkımı, Kanal İstanbul’da rantı, Zengezur’da toprağın sözleşmelerle devrini ve Kürtlerin siyasal varlığının sürekli bir “güvenlik riski” olarak askıya alınmasını mümkün kılan aynı siyasal aklın ürünüdür. Bu akıl, beden başka yerde ölürken coğrafyayı başka yerde pazarlayabilen; yas ile sözleşmeyi, vicdan ile yatırımı aynı anda yürütebilen bir iktidar biçimidir. Burada nekropolitika artık istisna değil, yöntemdir; yaşam korunmaz, yönetilir; halklar tanınmaz, hesaplanır.
Ama iktidarların unuttuğu bir şey vardır: Coğrafya bir arsa değildir, beden bir maliyet kalemi değildir. Beden hatırlar, toprak sızlar ve halklar asla unutmaz.
Bu “soğuk çağın” röntgeni bize hastalığı gösteriyor. Tedavi ise bu parçalı fotoğrafı birleştirip ortak bir itirazı örgütlemekten geçiyor.
Sağlıcakla kalın.
Evrensel'i Takip Et