23 Ocak 2026 06:16

Futbolda yeni bir ara transfer dönemindeyiz. Ülkemizde futbola transfer odaklı bakış değişmiyor. Başarının ancak transferle gelebileceğine dair inanç o kadar güçlü ki, oyuncuların ve buna bağlı olarak oyunun geliştirilmesi gibi asıl üzerinde durulması gereken edimlerin lafı bile geçmiyor.

Transferler üzerinden taraftar heyecan ve mutluluk yaşama, menajer para kazanma, medya tiraj ve reyting yükseltme, yönetici ise prestij elde etme peşinde. İşin öznesi olan futbolcu ve teknik direktörler zaten en çok kazanan pozisyonda. Görünüşte herkes kazanıyor. Tabii bir şartla. Hedeflenen başarılar elde edilirse. Transferlerin beklentileri karşılayamaması ise sportif hayal kırıklığının yanında mali kriz gibi ağır bedellere yol açıyor.

“Dört büyükler” olarak anılan ve genellikle Süper Lig’i domine eden takımlar, onca borca karşın transfer konusunda kendilerine dünyanın en yüksek gelirlerine ve dev bütçelerine sahip kalburüstü takımlarını örnek alıyor, onlar gibi sansasyonel transferler yapma fırsatı kolluyor. Gelir-gider dengelerine bakıldığında ise bizimkilerin transferci değil, yetiştirici takım olmaları gerektiği gerçeği ortada.

Özellikle Avrupa’da yetiştiriciliği temel strateji olarak benimseyerek önemli başarılara imza atan pek çok takım var. Asıl örnek alınması gereken takımlar bunlar.

Transfere büyük paralar harcayıp ülke içindeki başarılarla yetinmek ne yazık ki oyunu geliştirmiyor. Yerel başarılarla avunmanın ötesine geçebilmek, oyuna farklı bir bakışı gerektiriyor.

Uluslararası alanda istikrarlı başarılar elde edebilmek pahalı transferlerle oluşturulmuş toplama görüntüsü veren takımlarla değil, altyapı üzerine inşa edilen sistem ve ekol takımı olmakla mümkün…

Bütün transfer dönemlerinde olduğu gibi medyada yine “dört büyükler” olarak anılan kulüplerin yüksek bonservis bedelli pek çok yabancı oyuncunun peşinde olduğuna dair haberler çıkıyor.

Altyapıdan oyuncu yetiştirmek ya da mevcut kadrodaki oyuncuları geliştirmek kulüplere zor geliyor olacak ki, yöneticiler bütün zamanlarını, enerjilerini, paralarını transfer için harcıyor.

Oysaki parayı, zamanı, enerjiyi genç oyuncuları yetiştirmeye harcasalar orta-uzun vadede istikrarlı başarılar elde etme şansları yükselir.

Altyapı demek, sistem ve ekol demektir. Bir sisteme, ekole sahip olan takımlar, bu oyunu çok daha bilinçli ve doğru bir şekilde icra eder. Bilinçli mücadele, oyunda teknik üstünlük sağlamakla kalmaz, estetik açıdan da fark yaratır.

Ne yazık ki yüksek transfer harcamaları kulüplerin altyapıya ayırması gereken kaynağı yutuyor. Her türlü zorluğa rağmen bir şekilde altyapıdan gelebilen gençler ise rotasyon oyuncu seviyesini aşamıyor. Forma şansı bulduklarında başarılı performans sergileseler bile kendilerine güvenilmediği için bir türlü son çare seçeneği/tercihi olmaktan kurtulamıyorlar.

Yöneticilerin oyuna, “Transferler sayesinde elde edilecek kısa vadede başarı” hedefiyle baktığı, taraftarların ise sürekli yıldız oyuncu talep ederek kulüp yönetimleri üzerinde baskı yarattığı bir ortamda gençlerin ilk on birde şans bulması çok zor görünüyor.

Planlar kısa vadeli başarı hedefiyle kurgulandığı ve ekonomik kaynakların önemli kısmı bu hedef doğrultusunda 30 yaşının üzerindeki oyuncuların transferine ayrıldığı sürece, kulüpler borç sarmalından kurtulamadıkları gibi Avrupa ölçeğinde de asla ses getirecek başarılara imza atamazlar…

Mehmet Özyazanlar

İlle de transfer
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et