Büyük güçler ve çıkarlar…
Önceki yazımızı şöyle bitirmiştik: “Uzun süredir Rojava’yı dayanağı olarak kullanma tutumu izleyen Amerikan emperyalizmi Türkiye dümen suyunda ilerleyip yeni Colani iktidarı da İsrail’le anlaşma dahil her dediğine ‘tamam’ deyince, bu ikisini gözeterek, Kürt hareketinden desteğini çeker oldu. Avrupalılar güven sorunu yaşarken, Suriye Kürtleri Halep’te Kürt kırımına ‘olur’ veren ABD’ye zaten baştan beri güvenemezdi!”
Halep’le kalmadı. Amerikan emperyalizminin uzun yıllar ancak sınırlı birkaç askeri harekatı karşısında sessiz kaldığı Türkiye’ye karşı şerh düştüğü Rojava politikasını değiştirdiği ortada.
Suriye Kürtlerini destekleme görüntüsündeki Amerikan Suriye politikası Esad iktidarı döneminde kurgulanmıştı ve Esad’ın yerini Colani’nin almasının ardından bu politikanın koşullarının farklılaştığı yeni bir süreç başladı.
Üstelik yalnızca Suriye değil yeniden dizayn masasına yatırılmış Ortadoğu’da koşullar değişmiş ve hâlâ değişmekteydi. Değişmekte olan Ortadoğu’da Suriye’nin başına geçmeye “en uygun” isim olarak öngörülen ve bu öngörünün hakkını vermekte olan Colani başından itibaren Türkiye ve Suudilerin açık desteğini almaktaydı. Güneyden “göz bebeği” İsrail’in kımıldayamaz kıldığı Colani, verdiği güvencelerle ABD’nin de kısa sürede güvenine mazhar oldu. ABD, İsrail’le anlaşmaya, IŞİD karşıtı cepheye katılmaya, İran ve Filistin karşıtlığına “tamam” diyen Colani ve Suriye’yi yaptırım listesinden çıkarıp Suriye politikasını ona önemli bir yer ve rol biçerek yenilemeye yöneldi.
Bu tercihte etkili olan iki önemli faktörden biri, Suriye ve hatta bölgede Türkiye’yi elinin altında tutma ihtiyacı ve yenilenen Suriye’de kendisi açısından vazgeçilmez önemi kalmayan Rojava Kürtleri için Türkiye’yi “küstürmeme” kaygısıydı. Diğeriyse, 5 Ocak’ta Paris’te Amerikan gözetiminde bir araya gelen Suriye ile İsrail arasındaki anlaşmaydı.
Emperyalizmin tek tercihli/seçenekli politikalar izlediği görülmemiştir. Seçeneklerden hangisi üzerinden yürüyüp politika geliştireceğini belirleyen ise çıkarlarından başkası değildir. Tabii ki emperyalist çıkarlar!
İsrail de, bölge gücü olma yarışında rakibi olan Türkiye’nin “Gardını düşürecek” bir “koz” olarak değerlendirme peşinde olduğu Suriye Kürtlerini destekleme görüntülü politikasını Colani’den aldıklarının yanı sıra Türkiye’den de aldıklarını yeterli sayıp değiştirmekten kaçınmadı. Türkiye Gazze planında kendisini desteklemişti, o da başka şeylerin yanı sıra Suriye’de Kürt “kartı”na oynamaktan ABD’nin talebiyle vazgeçebilirdi, geçti.
Bu büyük fotoğraftaki değişmelerin ardından, Suudiler de bölge rekabetinde hazzetmedikleri Türkiye’ye karşı destekliyor göründükleri Suriye Kürtlerinden uzak durabilirlerdi.
Sadece Rojava ve Suriye değil, tüm dünyada bütün ilişkiler çıkar üzerine kurulu. Ve çıkarları, en yakın görünen müttefiklerin bile arasını açıp karşı karşıya gelmelerine yol açabiliyor. Olay ve gelişmelerin birbirini son derece hızlanarak izlemekte olduğu “Çivisi çıkmakta olan” dünyada hele, artık hiçbir ülke sırtını emniyette sayamıyor. Çıkarlar farklılaşıp hızla değişebiliyor. Ve buna bağlı olarak kuşkusuz izlenen politikalar da değişiyor.
İşte NATO’nun Atlantik’in iki yakasındaki ortakları! NATO sözde üçüncü ülkelerin saldırısı karşısında ortakların dayanışmasını öngörerek kurulmuştu! Ama şimdi ABD’nin başındaki Trump, emperyalistler arasındaki rekabetin farklılaşan koşullarında Danimarka’ya bağlı Grönland’ı istiyor. Hem de silah kullanma tehdidiyle!
Ve ABD’nin kadim stratejik ortağı İngiltere, Almanya ve Fransa’nın da içinde olduğu Avrupalı emperyalistlerle bir arada ABD’ye karşı ortak tutum geliştiriyor. ABD’nin tutumu anında yüzde 10’luk gümrük vergisi koyma ve bunu kısa süre içinde yüzde 25’e yükseltme tehdidi oluyor.
ABD tehdit saydığı Çin ve Rusya’ya zaten yaptırım uyguluyor. Ama şimdi sıranın Avrupalı rakiplere de geldiği anlaşılıyor!
Üstelik Avrupalı emperyalistlerin Amerikan “kazığı” ile yüzleştikleri tek olay Grönland sorunu da değil. Üç yılı aşkındır büyük fedakarlıklarla birlikte savaştıkları Ukrayna’da çıkarı gereği Rusya’yla ayrı barışı gündemine alan ABD dönüp kendilerinin kayıplarına, örneğin Almanya’nın ucuz Rus gazından vazgeçmiş oluşuna bakmıyor bile!
Evrensel'i Takip Et