Hayaller Bayern gerçekler…
Geçen haftaki yazıda Galatasaray ve Fenerbahçe’nin transfer iştahının Süper Kupa finalinde ortaya çıkacak tabloya göre değişebileceğini söylemiştik ki suyun Avrupa yakasında kıyamet koptu. Okan Buruk’un Domenico Tedesco tarafından mat edildiği derbi, Galatasaray’da gecikmiş hesaplaşmaları su yüzüne çıkardı. Kulübün günlük başarıya bağımlı sistemsiz yapısı, müsrifliği ve transfer obezliği yeniden akıllara gelirken bir yanda da klik savaşları baş gösterdi. Her biri mavi tikli X hesapları üzerinden propaganda ve nüfuz satın alan yönetici grupları çalışmaya başladı. En aktif yönetici pozisyonunda, Erden Timur’un rolünü üstlenmeye çalışan Abdullah Kavukçu da boş durmadı tabii, 70 milyon avro olduğu güvenilir muhabirlere üfürülen transfer sihirbazı kostümünü çekip hemen bir Milano gezisine çıktı.
Transfer sezonu başlarken Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki tablo belli olana kadar (yani 28 Ocak) bekleyeceğini söyleyen ağızlar, Fenerbahçe yenilgisini unutturmak için bir anda değişti. Öyle ki Galatasaray’ın menajerler dışındaki tek yetkili futbol aklı Okan Buruk, “Parasına bakmadan transfer yapacakları”nı söyleyecek kadar ileri gitti. Transfer ve başarı bağımlısı taraftarı teskin etmede gözün bu kadar karartıldığına daha önce şahit olmamıştık. Öyle ki Buruk’un çaresizlik kokan açıklamasını duyan tüm kulüp ve menajerlerin Galatasaray’ı kazıklamak için avuçlarını kaşıdığı sır değil. Nitekim bir anda medyaya salınan orta saha oyuncuları için gerçek piyasalarının çok üstünde rakamlar konuşulmaya başlandı. Fabian Ruiz, Ruben Neves, Youssouf Fofana, Raphal Onyedika, Alex Toth, Johan Manzambi, Mandela Keita, Pape Gueye, Andre, Hakan Çalhanoğlu diye uzayıp giden liste artık bir Cimbom klasiği olarak bambaşka profillere sahip oyunculardan oluşuyor. Bu tabii gerçek bir liste değil. Kan kokusu alan menajerlerin kulübe, taraftar korkusu yaşayan kulübün de medyaya sızdırdığı bir “rastgele merkez oyuncuları” çorbası. Kulübün birlikte çalıştığı menajerler elbette hepsini yokluyordur ve günün sonunda hangisinde ilerleme kaydedilirse, kulübe 5-10, oyuncuya 2-3 milyon avro fazla verilerek o transfer edilecektir. Okan Buruk da transfer edilen oyuncuya göre oyununu yeniden kurgulayacaktır. 2026 yılında bir futbol kulübü başka nasıl yönetilir ki!
Dünyanın “gerçekten” yönetilen her kulübünde bu çizdiğimiz tablo ilgili pozisyonlarda çalışan herkesin görevden alınmasını gerektirecek kadar amatör bir tablodur. Üstelik kulübün parası bir anlamda hortumlanacağı için aynı zamanda ciddi yaptırımları olmalıdır. Ama bizde işler böyle yürümüyor. Üstelik Galatasaray, belli transfer dönemlerinde kucağına düşen Icardi ve Osimhen gibi piyangolar ve rakiplerinin kendisinden de kötü yönetilmesi sayesinde, bu transfer stratejisiyle saha içi başarılar dahi elde ediyor. Ancak artık denizin sonu gelmiş olabilir. Fenerbahçe’nin Ali Koç’tan kurtularak gerçek dünyaya dönmesi, Tedesco’nun saha içine odaklanan standart bir hocalık yapması -gördüğünüz gibi uçup kaçmaya gerek yok, standart yeterli- Galatasaray’ın mevcut anlayışıyla ilerleyemeyeceğinin sinyallerini veriyor.
Belli ki bu transfer döneminde de, maksimum B- seviyede oyunculara A+++ parası ödeyecek sarı-kırmızılılar ve tüm bunların mali yüküyle baş edebilmek için yazın -muhtemelen Osimhen’le de vedalaşarak- sil baştan yapması gerekecek. İşin kötüsü dört yıldır aynı teknik direktör ve yönetimle devam edilmesine rağmen o gün de elde bir “kurumsal miras”, bir profesyonel yol haritası olmayacak.
Galatasaray’da işler iyi gittiğinde -ki bu artık sadece ligde şampiyon olunması anlamına geliyor- “Türkiye’nin Bayern’i” olmaya dair, hadi kibar olayım, “aşırı öz güvenli” yorumlar yapılmasına alışığız. Türkiye gibi yurt geneline yayılmış taraftarlar ve bunun uzantısı olarak sermaye, bürokrasi ve siyasetteki gücüyle var olan üç büyük İstanbul kulübünün tarihsel rekabetine ev sahipliği yapan bir ülkede “Bayern” olabilmek diye bir şey zaten mümkün değil bunu bir kenara koyalım. E bir de bu işin kurumsal boyutu var. Bayern yanlış transferler yapmıyor mu? Yapıyor elbette, en yakın örneği Sacha Boey. Ama aynı 2-3 senelik dönemde Bayern altyapısından Stanisic (çıkışını Leverkusen’de yaptı), Pavlovic ve son olarak yeni süper yıldız adayı Lennart Karl’ı çıkardı. Aynı süreçte Galatasaray ise Boey’in yerini doldurmak için Aurier, Jelert, Frankowski, Singo’yu transfer etti. 45 milyon avroya yakın bonservis harcadı. Singo’yu yanlış kadro mühendisliği sebebiyle devamlı oynatmak zorunda olduğu için iyileşmeden sahaya bir kez daha sürdü ve netice itibarıyla hücum oyuncusu Roland Sallai’yi takımın sağ bekine çevirmek zorunda kaldı. Herhangi bir mevkide altyapıdan gelip formayı alan da kimse olmadı. O yüzden hülyalara kapılmayalım. Galatasaray, Bayern değil sıradan profesyonel bir 21. yüzyıl kulübü olarak yönetilse belki o çok övülen “gayrimenkul rantı”nı elde tutmayı, yatırıma dönüştürmeyi başarır. Ama bu gidişle o servet de birkaç transfer döneminde çarçur edilecek. Ne de olsa haydan gelen huya gider!
Ha peki bundan benzer şekilde “gayrimenkul rantı” yemeye başlayan diğer büyük kulüplerimiz ders çıkartır mı? Şimdiden onların da bu paraları transfere gömdüğünü görüyoruz, dolayısıyla yanıtlaması çok kolay bir soru bu. Türk siyaseti kadar Türk futbolunda da 2020-2030 arası dönemin hikayesi yazıldığında karşımıza acıklı bir manzara çıkacak. Meraklıları gecikmeden notlarını toparlamaya başlasın.
Evrensel'i Takip Et