Çalışmayanlar topluma yük müdür?
Emekliler hem gelir, hem de grup içindeki dağılım açılarından, maalesef, fevkalade olumsuz durumdadırlar. Emeklilerin maruz kaldığı olumsuzluk hem ekonominin maddi koşulları, hem de ekonomiye ve topluma başat hakim ideoloji açılarından ele alınması gereken toplumsal trajedidir. Bu yazıda konuyu, ekonomik temel ve onun üzerinde oluşan sermaye ideolojisi bağlamında şekillenen siyasal tercih açılarından irdeleyelim.
Emeklilerin bağlı olduğu SGK tabanında, aktif sigortalı olarak çalışanlar ile pasif sigortalı olarak emeklilerin oluşturduğu aktif/pasif oranının ideal ölçüt yüzde 4 oranının altında gerçekleştiğini ve yıllar içinde gerilediğini görürüz. Başka bir deyişle, kaç çalışanın kaç emekliyi finanse ettiğini gösteren oran zaman içinde emekliler aleyhine seyretmiştir. Bunun anlamı, teorik olarak, emeklilerin aylıklarının, kendi çalışma dönemlerindeki kesintilerin birikimlerinden değil, aynı dönem çalışanlardan yapılan kesintilerden oluşan havuzun artan emekli sayısı karşısında göreli olarak daralıyor olduğudur. Bir tür tasarruf olarak görülen ve “sosyal fon” olarak adlandırılan emekli kesintileri piyasada değerlendirildiği gibi, zaman zaman kamu bütçe açıklarının finansmanında da, sembolik faiz karşılığında “kamu borcu” olarak kullanılabilmektedir. SGK tablosundaki aktif/pasif oranının ideal yüzde 4 olması durumunda, SGK dahilindeki nüfus piramidinin geniş tabanlı ve yukarıya doğru daralan görüntüde olması gerekirken, Türkiye’de SGK nüfus piramidi, maalesef, altta zamanla daralan, yukarıya doğru ise, yaşlılığın artmasına bağlı olarak gereği kadar incelmeyen yarı silindir görüntüsündedir. SGK bünyesindeki nüfus piramidinde aktif/pasif oranı 2002’de yüzde 2.08 iken, 2022’de bu oran yüzde 1.95’e gerilemiştir. Bu olumsuz gelişmeye paralel olarak SGK gelir-gider farkı da eksi vermektedir. Şöyle ki, 2002 yılında yüzde 71.5 olan gelir-gider farkı, 2023 yılında yükselerek, yüzde 83.8 olarak gerçekleşmiş olup, aradaki fark kamu bütçesinden transferlerle karşılanmaya çalışılmıştır. Yıllar itibarıyla değişmekle beraber, kamu bütçesinden SGK’ye yapılan transferler yıllar itibarıyla ulusal gelirin ortalama yüzde 3-5 aralığında gerçekleşmiş olup, bu oran yaklaşık olarak kamu bütçesinden yapılan faiz transferlerine eşittir. Veriler ışığında varılabilecek sonuç şudur ki, nüfus yapısı ve istihdam koşulları itibarıyla çalışan/emekli havuzundaki durum, çalışana yüksek kesinti olarak, emekliye ise düşük ödeme olarak yansımaktadır. Bu durum genel ekonomik koşullarla ilgilidir.
Genel ekonomik koşullara baktığımızda, nüfus artış hızı, istihdam oranı ve ücret skalası karşımıza çıkmaktadır. Temel ekonomik faktör olan nüfus gelişimi açısından Türkiye yaşlı ülke sınıfına doğru hızla ilerlemektedir. Doğurganlık oranı 2019 yılında 1.89 iken, 2024 yılında 1.48’e gerileyerek, ciddi sinyal vermektedir. TÜİK verileriyle işsizlik oranı yüzde 10 dolaylarında seyretmekte, anket ölçütleri tartışmalı olarak, iş gücüne katılma oranı ise yüzde 50 dolaylarında verilmektedir. Kısacası, yeteri kadar yatırım yapılmayıp, istihdam sağlayamayan, sanayi gidilerinin önemli oranını ithalatla karşılayan ekonomide, sanayinin verimsizliği nedeniyle emekçilerin büyük bir çoğunluğunun asgarî ücret düzeyinde sıralanıyor olması SGK kesintileri üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Bunlara ilaveten, 2020’lerde yaşanmış pandemi maliyeti ve 2023 yılında gündeme gelen EYT, SGK’nin mali tablosunun sıkışmasına sebep olmuştur.
SGK mali tablosunda oluşan eksi bakiyelerin kamu bütçesinden karşılanıyor olması, bütçe tahdidi sorununu gündeme taşımaktadır. Kamu bütçesi bir yandan gerekli vergi geliri sağlanamaması, buna karşın israfa varan harcamalara yönelinmesi nedenleriyle yıllar itibarıyla yüzde 3-5 dolayında açık vermektedir. Enflasyona sebep olan bütçe açığı, bu kez de emeklileri paranın eriyen satın alma gücü ile vurmaktadır. Bütçeden SGK’ye transferlere rakip kalem de “yap-işlet-devret” modeli ve kamu garantisi ile maliyetinin çok üzerinde bedellerle yapılmış altyapı yarımlarına bağlanan yıllık ödeme taahhütleridir.
Gerek SGK gelir-gider tablosundaki, gerek bütçede görülen çarpıklıklar kesinlikle ne hesapsızlık sonucu, ne de bugünkü sıkıntılarımızın ileride ulaşacağımız refahın bedeli olarak görülebilir. Toplumun ufak bir zümresi hariç, yaşadığımız ekonomik cehennem, neoliberal politikaların uygulama aracı olarak Türkiye’nin önüne koyulan 2000 IMF-Derviş programının AKP’nin merkez kapitalizme bağlanma ideolojisi doğrultusunda sadakatle uygulanması sonucudur. Batı dünyasında kâr oranlarının düşmesi ve dünya kapitalizmi sıkışması sonucu boşta kalan merkez maddi ve mali sermayesine piyasa arayan IMF, Türkiye’yi kalkınma modelinden uzaklaştırıp, orta vadeli programa (OVP) mahkum ederek ülkeyi merkez kapitalizme sömürüye hazır piyasa olarak açmıştır. Bunun sonucudur ki, anlık kullanım olanağı olmayan altyapıları, şehir hastanesi olarak adlandırılan tesisleri gereğinden yüksek maliyetlerle ve geri ödeme garantisi ile ülkemizde yapılır bulduk. Söz konusu sömürü ne bir aymazlık, ne de basiretsizlik sonucudur. İsrail-ABD ve kısmen İngiliz projesi olarak uygulamaya koyulmuş olan merkez kapitalizmin sömürücü ideasını anlayabilmek, hem Büyük Ortadoğu Projesi’nin, hem de AKP’nin dincilik ve Ortadoğu Eş Başkanlığı misyonlarının yorumu için gereklidir. Merkez kapitalizmin sürgit krizine çare olması adına projenin bir ayağını Ortadoğu ülkelerinin parçalanması, diğer ayağını ise küresel sömürü altına alınması oluşturmaktadır. Küreselleşme, ülkeleri hiyerarşik dizilime tabi kılarak oluşturduğu ana dokuda güçlüyü tüm çevreye başat, her bir ekonomide ise şiddetli rekabeti hakim kılmaktadır. Bu işleyişin yarattığı ideolojide ancak canhıraş tempoda çalışan bireyler ekonomiye yaptıkları katkı koşuluyla asgari düzeyde korunur (asgari ücret), ekonomiye aktif katkıda bulunmayanlar ise, sermaye mantığı bağlamında dışlanır. Ekonominin verimliliği ve sömürüye açıklık derecesi ile şekillenen bu durum, kapitalist alemde merkezden çevreye doğru ağırlaşırken, en büyük darbeyi ekonomiye katkısı olmayan emeklilerin alacağı şekilde artan yoksulluk olarak topluma yansır. Büyüyen ve yaygınlaşan sermaye hakimiyeti ve ideolojisi kırılmadıkça, çevre ekonomilerde daha şiddetli olarak, merkezde de emeklilerin durumlarında fazla bir iyileşmenin beklenmesi hayalden öteye gidemez.
Evrensel'i Takip Et